Haftalık Bağımsız Gazete 17 Ocak 2022

Varım diyebilmek ve sakındığımız yumruklar


Begüm KAKI

Begüm KAKI

Okunma 25 Kasım 2021, 12:58

[email protected]

Yaşamaya, yaşıyorum demeye, yaşamın anlamına dair sayısız metin dökülür önümüze. “Kişinin yaşamının anlamı zayıftır, kırılgandır; dökülüp gitmeye hazırdır: kişi onu, sürekli beslemezse, korumazsa, bütünlüklü tutmazsa, kayıp gidiverir parmaklarının arasından.” der Oruç Aruoba, olmayalı (Metis Yayınları, 6. Basım, 2020) kitabında. Yani dökülüp gitmemek için her sabah anlam arayışına çıkar, yaşamaya devam ederiz ya da “bir umuttur yaşatan insanı” tesellisi... Oysa Fransız filozof Anne Dufourmantelle ise şimdi de kendine bir alan açmak, yaşamanın riskini almak gerekliliğini, örnekler ve felsefi düşünceyle ele aldığı kitabı Riske Övgü’nün ilk bölümüne şu cümleyle başlar: “Hayat biz canlıların pervasızca aldığı bir risktir.” (çev.: Murat Erşen, Kolektif Kitap, 2021). Bir gün kayıp gideceğini bildiğimiz hâlde üstelik. Malum şekilde geldiğimiz bu dünyada kendimizi yıkıp yıkıp inşa ederek, oradan buradan yakalayıp “an”da yerimizi almaya hatta geleceğe kalmaya çalışarak, başımıza gelenlere rağmen “hey hâlâ buradayım” diye el sallamaya devam ettikçe varlığımızın altını çizeriz. Biz bu çabalamalarımız dahilinde debelenirken içine doğduğumuz aile, toplum, coğrafya doğduğumuz andan itibaren bizi şekillendirir (bizim coğrafya ek olarak bir de örseler). Kaçınılmaz kodlar yüklenir, kadere bağlanarak başka yerlerde örneği bulunması zor durumlarla çarpıştırılırız - bunlar öldüre de bilir, güçlendire de bilir. Hâl böyle olunca doğal yollarla ait olduğumuz bu kümelerin ayaklı ortak kesişim kümesi olarak (–e rağmen) kendimizi temsil yolları ararız. Etiketler verilir, etiketler alırız, etiketler üretiriz. 

Ceren Ercan’ın kaleme aldığı, 2020 yılında BKM, DasDas, ENKA Sanat, İKSV ve Zorlu PSM'nin Türkiye tiyatrosuna yeni eserler kazandırmak amacıyla hayata geçirdiği Ortak Yapım projesi kapsamında üretilen, yapımcılığını İstanbul Tiyatro Festivali'nin üstlendiği, ilk gösterimini 25. İstanbul Tiyatro Festivali’nde yapan yeni oyunu Beni Sakın Yumruklardan, bireyin kendi olma çabasını ve bireyi çevreleyen toplumun kodlarını sözün sınırları içinde sahneye davet ediyor. Gücünü metinden alan bir oyun olan Beni Sakın Yumruklardan, toplum tarafından her an maruz bırakılabileceğimiz yumrukları mizahın gücünü de katarak önümüzde uçuşturuyor. Sağlı sollu kroşelerle üzerimize gelen metne Yiğit Sertdemir ve Ecem Uzun hayat veriyor. Olaylar bir gecede gerçekleşiyor, gece az insanın uğradığı bir bardaki açık mikrofon akşamıyla başlıyor. Mikrofonu sırayla, birbirlerinden farklı aile yapılarında büyütülmüş, kuşak farkına rağmen yolları bir noktada kesişen Egemen ve Hilal alıyor. İkisi de ayrı ayrı kendi hayatlarından ve ailelerinden yola çıkarak kişisel hikâyelerini stand up “malzemesi” yapıyorlar ve belli kesimlerin hassasiyetlerine dokundukları için yumruklara maruz kalıyorlar. Sosyal medya ile artık daha anlık ve hızlı bir şekilde hayata geçirilen “linç” önce Egemen’e sonra Hilal’e nasip oluyor. Ait oldukları sosyal sınıfların küflenmiş, çağdaş dünyaya uymayan davranış ve söylemlerini, düşünce yapılarını kendi deneyimlerinden geçirip mizah ile karıştırıp söze dökmeleri başlarına ciddi anlamda iş açıyor. Bu iki kişi kendilerini ifade etme, söz söyleme alanı buldukları bu yerden bir video paylaşımı ile çıkarılıp sosyal medya mahkemesinde yargılanıyorlar. Dalga dalga büyüyen linç, tepki verenlerin yanında fırsatını bulmuşken nefretini kusanlarla, “bıktım”cılarla birlikte kakofoniye dönüşüp, hedefinden şaşıp “Tanrılar kurban istiyor”a evriliyor. Gecenin karanlığında girdikleri yerli ve milli motifler ile örülü çorbacıda ise işlerin daha da garipleşmesinin üstüne bir de “usta”nın ölümüyle her şey birbirine karışıyor. İki karakter de sürekli olarak genelde yaptıkları, o anda yapmak zorunda oldukları ya da yapmaları gerekenleri sorgulayarak birbirlerine çaresiz “yoldaş” oluyor, birbirlerini -yeteri kadar tanımasalar da- üzerlerine fütursuzca gelen yumruklara karşı savunuyorlar. Ayrıntıları iyi düşünülerek üretilen Beni Sakın Yumruklardan, yangın yerine dönen yaşadığımız bu zamandan bir hikâye anlatıyor. Ceren Ercan’ın maharetli kaleminden çıkan metniyle, Yelda Baskın yönetimiyle, Yiğit Sertdemir ve Ecem Uzun yakaladıkları uyumla seyirciye etkileşimi bol, dinamik ve akıcı bir seyir deneyimi sunuyorlar. Beni Sakın Yumruklardan’ı 27 Kasım’da ENKA Oditoryumu’nda ve takvimden takip ederek sezon boyunca Anadolu Yakası’nın yeni kültür sanat mekânı Alan İstanbul’da izleyebilirsiniz. 

Gelecek programda neler var?

- 25. İstanbul Tiyatro Festivali’nde izleyiciyle buluşan Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği, Seda Türkmen ve Deniz Karaoğlu’nun oynadığı Istırap Korosu sezonun ayakta alkışlanan oyunlarından biri oldu bile. Oyun huzurlu bir aile apartmanından sesleniyor izleyiciye ya da bir aile apartmanından yükselen huzursuz insanların seslerini duyuruyor. BAMİstanbul’un iki kişilik bu çok sesli oyununu 29 Kasım ve 13 Aralık’ta Boa Sahnede, 16 Aralık’ta Hann Sahne’de izleyebilirsiniz.

- Toy İstanbul’un, Erdi Işık’ın yazdığı, Kayhan Berkin’in yönettiği ve Nergis Öztürk’ün oynadığı yeni oyunu Düğün Şarkıcısı geçtiğimiz günlerde izleyiciyle buluştu. Öztürk, yer aldığı her oyunda güçlü performansıyla öne çıkan bir oyuncu. Bu kez tek başına sahnede ve bir caz şarkıcısının düğün şarkıcısına dönüşme hikâyesine hayat veriyor. Düğün Şarkıcısı’nı 3 Aralık’ta Zorlu PSM’de, 4 Aralık’ta Oyun Atölyesi’nde ve 21 Aralık’ta Kadıköy Boa Sahne’de izleyebilirsiniz.

AkciğerBir Istakozu Öldürmenin En İnsancıl Yolu oyunlarıyla tanıdığımız yazar Duncan Macmillan’ın Harika Şeyler Listesi adlı metni, Talimhane Tiyatrosu’nun Lerzan Pamir yönetimiyle Bora Akkaş performansıyla yeni oyunu olarak sezonda yerini alacak. Bir anne ile çocuğun arasında geçen ve yaşam algısını değiştiren oyun, seyirciyi de sürece dahil ederek interaktif bir yapıda sunulacak. “Dünyadaki en harika şeylerin listesi” ile “Yaşamaya değer şeylerin listesi”ni öğrenmek için 11 ve 23 Aralık akşamları Alan Kadıköy’de yerinizi alabilirsiniz. 

- Studio Oyuncuları’nın ağız alışkanlığı değil sahiden merakla beklenen oyunu Aşınma prömiyerini 2 Aralık’ta Zorlu PSM’de yapacak. Şahika Tekand’ın 2008’de yazdığı ve sahnelediği Karanlık Korkusu’ndan yola çıkarak yeniden tasarladığı oyun, seyirciyi aktif bir seyir deneyimi içine çekecek. Yiğit Özşener’in tek kişilik performansıyla hayat bulacak oyun, günümüz dünya sistemi içinde çağdaş insanın alanının daralmasını kabul etmesiyle gerçekleşen insani olanla kişinin karakterinde yaşanan aşınmayı merkezine alacak. Aşınma prömiyerinin ardından 7 Aralık’ta da ENKA Oditoryumu’nda ve 26 Aralık’ta yeniden Zorlu PSM’de izlenebilecek.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.