Haftalık Bağımsız Gazete 23 Temmuz 2019

Uzaklardan Kadıköy’e bakmak


Müge İPLİKÇİ

Müge İPLİKÇİ

Okunma 18 Nisan 2019, 16:30

Hatice Meryem’in son kitabı Yetim, bizlere bir kimsesizlikten bahsediyor. Anne ve babası sağken bile kendisini öksüz ve yetim gibi hisseden bir kız çocuğunun öyküsü şeklinde okuduğumuz hikâye, bir yerden sonra hepimizin yetimliği oluveriyor. Yetimlik mi kimsesizlik mi sorusu, bu noktada çok eskilerde okuduğum bambaşka bir kitabı çağrıştırıyor: Jale Parla’nın Babalar ve Oğullar: Tanzimat Romanının Epistemolojik Temelleri kitabını...

Parla’nın kitabı, edebiyat metinleri aracılığıyla yetimliğimize, dolayısıyla kimsesizliğimize vurgu yapan yanıyla, Yetim’in 2019’daki ruhuyla, zihnimde başka bir tarzda biçimleniyor. Bir baba arayışının cisimleştirdiği Tanzimat dönemi romanından bugüne baktığımızda neden hâlâ ruhsal olarak yetim bir mizaca sahibiz sorusu içinde birçok enerjiyi saklıyor aslında. 

Niye bu kadar kaybolduk sorusu ‘aslında hep kayıptık’ gibisinden olumsuz bir yere vardırabilir bizi. Ki bunu hiç istemiyorum. Zira umutsuzluğu kendine kalkan edinen o insanlardan değilim ve kalemimin de buna cümleten rıza göstermesinden yana değilim.

Ancak bu, yaşadığımız, tanık olduğumuz yabanıl gerçekliği görmeyeceğimiz anlamına da gelmemeli. 

Bu satırları yazarken yolumun düştüğü Kanada, tam da bu noktada kaybolmuşluğumuza ve bu yitikliğe bir arkadaşımın kılıçtan keskin eleştirisine daha yakından bakmama yol açıyor. Tek bir politik şahsiyetin duvarlarda, duvarlardaki ilanlarda, kısacası gündelik hayatta yer almadığı bu uzak diyarda bazı şeyleri yeniden düşünmeye çalışıyorum. Esip duran rüzgâr, arada atıştıran Nisan karı ve soluk kesen ayaz eşliğinde aklım ve duygularım tüm canlılığı ile hâlâ İstanbul’da. Zihnim hâlâ alınamamış o mazbatada. Kalbimin duygusal bir halde teklemesi, yıllardır içimde eksilen kanımdaki demir oranı kadar, geride bıraktığımız o onyedi yılda. Es geçilenlerde, unutulanlarda, yok sayılanlarda, kaçırılan fırsatlarda. Mezbahaya dönmüş bir şehrin sokaklarında, silueti yağmalanmış bir rant piyasasında palazlanan sözcüklerde. O sözcüklerde yağmalanan duygularda, o duyguları kendine kılıf edinmiş vasatlıkta, o vasatlığı taçlandıran kötücüllük virüsünün hemen her noktaya sirayet etme hızında.

Tam bu hallerdeyken o arkadaşımın sözleri karşısında ürperiveriyorum. Onun eleştirisi, son yaşadıklarımıza istinaden, tipik bir kabile toplumu olduğumuz yönünde. Böyle derken aslında beni de bir yerde o topluluğun içerisine tıkıştırma heveslisi olduğunu içlenerek seziyorum. Ve içten içe kızıyorum ona. Aynı Kadıköy sokaklarında, denize açılan o çarşı içinde taze kahve kokusuyla birlikte büyüdüğümüz bu oğlanın ne zamandır bu cümleye asılı bir hayat geçirdiğini anlamaya çalışıyorum. Uzun zamandır Atlantik Okyanusu’nun kıyılarında gezinirken, neyi ne zaman unuttuğunu fark etmemse biraz zaman alıyor. 

Kızgınlığıma bir yirmidört saat ekliyorum çıkarıyorum. Ona ülkede yaşanan cendereyi, örneğin tarihi yanıltıp durarak aldığı reklâmlarla bire bin katan bir dizideki cümlenin hepimizi nasıl zehirleyebileceğini, bunun türlü türlü nedenlere dayalı olduğunu, ancak matruşkalar gibi ardı arkasının kesilmediğini, kolay kolay da kesilemeyeceğini... Söylemek, söylemek istiyorum. Sonra içimdeki ayazın eşliğinde birden anlıyorum!

Neyi mi?

Başta sözünü ettiğim yetimliği ve kimsesizliği elbette! 

İster içerde ister dışarda olalım, merceklerimizin buğulanmasına neden olan kimsesizliğimizin reçetesi ne ait olmamak ne de dışlamaktan geçiyor. 

Bir reçete aranacaksa, o reçete olsa olsa yüzleşmektir diyesim var. Yetimliğimiz ve topyekûn kimsesizliğimizle yüzleşmek. Hep beraber, ayrım gütmeksizin. Babalar ve oğullar, babalar ve kızlar, babalar, anneler, yetimler, öksüzler, metinler, diziler, kısaca biz, kısaca, her nereden geldiysek gelelim ve her nereye gidiyor ve gidecek olursak olalım, şu tarihsel kimsesizliğimizle yüzleşmek.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.