Haftalık Bağımsız Gazete 30 Eylül 2020

Türkçe Rap: Nereden nereye!!!


Murat BEŞER

Murat BEŞER

Okunma 08 Eylül 2020, 17:20

Nereden nereye! 

Gün gelecek pop müziğin zirvesinde gezinen isimlerin sahne aldığı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda rap konseri olacak deseniz, kim inanırdı?

İnanmayanların inadını 2 Eylül 2020 tarihinde, bir çarşamba akşamı Gazapizm kırdı. Burada daha önce birkaç rapçi bazı konserlere konuk olmuştu ama bu seferki başlı başına bir konserdi ve hem de öyle sıradan bir prodüksiyon değildi. Birer koltuğun boş bırakıldığı oturma düzeninde mekân 2 bin 200 kişiye ev sahipliği yapmış, sahnede de dev bir projeksiyonun önünde, DJ eşliğinde söyleyen rapçilerin çok uzağında bir müzik yankılanmış, üç nefeslinin bulunduğu, dördü kadın dokuz kişilik orkestra eşliğinde (biraz itekleseler Big Band olacak) tam bir grup müziği icra edilmişti. 

Konseri izlerken gözlerimin önünden rap müziğinin küçük salaş kulüplerde bir avuç insan eşliğinde yapıldığı günler bir film şeridi gibi geçti. Eskiden tamirhaneden güçlükle toparlanmış bir külüstürde çalınan bir dönemin underground müziği, bir iki kuşak sonunda, caddemizden, sokağımızdan, kapımızın önünden geçen her lüks on arabadan sekiz tanesinin hoparlörlerinden yükselir olmuştu. 

Nereden nereye!

***

2002 yılında rap müziğin memleketteki ahvali hakkında bir dergiye yazdığım makalenin başlığı “Hip-Hop; Yükselen yeni arabesk olmasın?” idi. Ana fikri bu müziğin çıkışındaki öz niteliğini, meselesini yitirdiği, underground olmaktan uzaklaşarak popüler bir müzik haline geldiği, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de içi boşaltılarak poplaştığıydı. 

Bizde de her şey Cartel ile başlamamıştı. Meselenin kökleri onlardan üç kuşak önce Almanya’ya ucuz ücretli emek amacıyla göç ettirilen emekçi ailelere kadar uzanıyordu. Onların sorunlarını dile getirmekle yola çıkan müzik, önce Cartel ile boyalı basına malzeme olmuş, ardından müzik endüstrisinin derdine deva olur mu acaba merakıyla ilgi alanına girmişti. Derken potansiyel ışığa balıklama atlayan popçularımızın albümlerinde birer ikişer rapçiler boy göstermeye başlamıştı. 

Ekonomik kriz ortamında rap’in yükselişi tesadüf değildi, artık piyasa koşulları onları sarıp sarmalamıştı. Hip-Hop’ın geleceği açısından idealist gençler adına karamsar görünen makale, aradan geçen 18 yıla karşın maalesef haklı çıkmıştı.  

***

Değişmeyen öngörülere karşın, değişen de çok şey vardı; öncelikle kuşaklar değişmişti. Eski kuşağın müzik zevki ve anlayışı zamanımıza göre bambaşkaydı. Bu müzik henüz underground iken, camianın insanları aktif internet kullanıcısı idi. O zamanlarda pek çoğu reşit değilken, bugün çoğu otuzuna merdiven dayamış, hayata çoktan atılmış ve bir yerlerde konumlanmış insanlar. Doksanların sonu geçiş dönemiydi. Milenyum kuşağı ise çok şeyi değiştirdi. Hızlı tüketiyorlar, maddi güçlerinin eskilerinden daha iyi olmalarını istiyorlar. İşçi sınıfı mensupları dâhil her şeyin pahalısını arzuluyor, alamazsa harçlığını ya da haftalığını biriktirip alıyorlar. Sorumluluk duyguları zayıf, ancak kaygılar derin. Beklentileri az. Kariyer planlamaları eğlenmek ve tüketmek odaklı. 

Eskiden Ceza protest rap idi, şimdi ise eğlenceli değil diye değerlendiriliyor. Her kuşağın Ceza’ya saygısı var ama 2000 kuşağı onu gerektiği gibi tanımıyor. Cartel, Sagopa Kajmer ve Fuat da öyle. Onlar hip-hop’ın old-school’u. Bu iki kuşak arasındaki uçurum tarihin herhangi kesitindeki iki kuşak arasındaki uçurumdan daha derin.

Yüz yüze insan ilişkilerinin yerini alan sosyal medya, kitap yerine internette alınan bilgi ve tabi ki değişen müzik dinleme formatları bu uçurumun nedenlerinden birkaçı. Yazar yok, blogger var. Emek yok, hemen elde etme hedefi var. Rap müzik ise tüm bunları ifade etmeye çok uygun. 

***

Türkçe Rap artık çıkışında sergilediği tabloya nazaran büyük bir endüstri; müzikle sınırlı olmayan, dalları budakları hayli uzun bir endüstri. Beş yıl önce Sony Müzik Almanya, Türkiye’ye rap müziğin patlayacağını ve buna yatırım yapmalarını söyleyince, yerli rapçiler hayatlarında görmedikleri bütçeleri görmeye başladılar. Ardından kısa sürede terazinin kefelerinde dengeler değişti; popçular indi, rapçiler çıktı. Kalabalık rap dünyasında bu işten para kazananların oranı yüzde 30’a kadar yükseldi. 

Dünyanın önde gelen markaları ünlü rapçilerin isimlerini taşıyan kulaklıklar, saatler, giysiler ve ayakkabılar üretmeye; üstelik de fahiş fiyatlara satmaya başladılar. Bu ürünler sınırlı sayıda üretiliyor ve Sadece bir gün ve belli bir saatte satışa çıkıyorlar kapıda uzun kuyruklar oluşuyor. Herkesin sadece bir adet satın alma hakkı var, zira sınırlı sayıda üretilen malları sadece belli birileri alabiliyor. Stadyum kapısında yatan taraftar misali geceden kuyruğa girenler alıyor, gerisi eli boş dönüyor. Haliyle bu nesneler üzerinde ciddi bir koleksiyon rantçılığı doğuyor. 

O nedenle de bazen size bu müziğin içinde son derece masum ya da geyikten öte görünmeyen bir satır, şüphe duymanıza neden olabilecek şaibeli bir amaç taşıyor olabiliyor: “Tek giymek istediğim şey Gucci” türünden...

(Devam edecek)

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.