Haftalık Bağımsız Gazete 27 Mart 2019

Toplumsal Cinsiyet Adaleti mi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği mi?


Zeynep DİREK

Zeynep DİREK

Okunma 07 Mart 2019, 10:42

Eski Yunan’da eşitlik sadece hanenin reisi ve yurttaş olan erkekler arasındaki bir ilişkiydi. Bütün insanlar arasında eşitlik yoktu: köleler, çocuklar, kadınlar bu erkeklerin sahip olduğu toplumsal ve hukuki statüye sahip değillerdi. Kadınlar hane reisine eş olduklarında statüleri kölelerinkinden farklılaşıyor, ‘saygın’ oluyorlardı, ama hala erkeğin ihtiyaçlarına ve mutluluğuna odaklanmaları bekleniyordu. Erkeğin bir hizmetkarı olarak konumlandırılıyorlar, ona eşit olmuyorlardı. Buna modernlik öncesi ataerkil düzen diyebiliriz. Bu resim sadece Eski Yunan için geçerli değil elbette. Modernlik öncesi dünyada siyasi düzen nasıl kurulmuş olursa olsun, demokrasi, monarşi, oligarşi, diktatörlük, halifelik vs., aslında sadece erkekler arasındaki eşitliğe ilişkin yeni bir düzenleme yapılmaktadır; eş olan kadınların, çocukların ve cariyelerin ve diğer kölelerin statüsü pek fazla değişmez. Onlara iyi muamele edilmesi, eşlere kimi haklar tanınması onların statülerinin veya toplumsal yerlerinin değiştiği anlamına gelmez. İslam da böyle modernlik öncesi bir dönemin ruhunu taşıyan bir dindir ve modernleştirilemediği ölçüde kadını bu çerçevede tarif eder. Kadının hak ve ödevlerini ele alırken modernleşmeyi Batı kültürüyle özdeşleştirip, on sekizinci yüzyıldan beri sizin tarihinizin bir parçası olan modernleşme hareketlerini değersizleştirip, kendinize yabancılaştırıp, sizin olmaktan çıkarıp M.S. yedinci yüzyılı kendinize referans olarak aldığınızda işte bu modernlik öncesi geçmişteki ataerkil düzene duyduğunuz özlemi ifade etmiş olursunuz.

‟Toplumsal cinsiyet adaleti” denen şey toplumsal cinsiyet eşitliğinin yokluğudur. Kadının erkeğe ‟saygın eş” olarak tanımlandığı, onunla aynı haklara; aynı etik ve politik toplumsal statüye sahip olmadığı düzendir. Buradaki adalet erkek ile kadın arasında bir hiyerarşi kurar, kadını erkeğe tabi kılar. Bunun metafizik arka planında kadının ve erkeğin doğaları farklı olduğu inancı vardır. Allah kadını ve erkeği farklı yarattığı için kadın ve erkek aynı haklara sahip olamazlar, kadın ve erkeklerin farklı ödev ve hakları vardır anlayışına bugün feminist dilden modern bir apartmayla ‟toplumsal cinsiyet adaleti” deniyor.

Ataerkillik Allah’ın adaleti, yaratılmış doğanın gereği filan değildir, ondan çok daha eski bir gelenektir ve vahiy dinlerinin içinde yaşamaya devam eder. Ataerkil yapılar yaratım fikrinden bile öncedir. Modernlik tüm insanlara ve kadınlara gerçek bir eşitlik sağladı mı peki? Hayır elbette, tüm insanların eşitliğinden bahsedildiğinde yine kastedilen bütün beyaz erkeklerin eşitliğiydi. Ancak fikrin herkesi içerecek şekilde yeniden tanımlanması, mükemmelleşmesi, eleştirel düşünceyle sağlamlaşması mümkündü. Kadının eşit haklara sahip olma mücadelesi, bu modern tüm insanların eşitliği fikrinin mantıksal sonuçlarından birisidir. Elbette kadınların örgütlü çabası sayesinde toplumsal hayat içerisinde gerçekleşebilmiştir. Toplumsal cinsiyet eşitliği nedir peki? Tüm insanların çeşitli farklılıklara sahip olmalarına rağmen haklar bakımından eşit olması gerektiği fikridir. Doğal eşitlik değildir önemli olan, etik ve politik anlamda eşitliktir. Bir kadın 100 metre yarışını bir erkekten daha uzun sürede; bir siyah atlet bir beyaz atletten daha kısa sürede; engelli bir birey engelsiz bir bireye göre daha uzun sürede tamamlayabilir. Fakat bu farklar onlara farklı ödev ve haklar tayin etmemizi, farklı toplumsal statüler vermemizi gerektirmez. Bir bedenin yapabildiğini bir başka beden yapamayabilir. İnsanların ne yapıp ne yapamadığına bakarak onların farklı haklara sahip olması gerektiği hükmüne varmak bir safsatadır. Safsata olmasının sebebi doğal olgulardan hukuki ve etik normlara yapılan çıkarımların hesabının felsefi olarak verilememesidir.

Modernlik, yani insanın akli yetilerini kullanarak hayatını şekillendirebilecek ve dünyayı değiştirebilecek bir varlık olduğu görüşü, hangi kültürde doğmuş olursa olsun, artık tüm insanlığın malı haline gelmiştir. Bir fikrin Batı’dan veya başka yerden gelmiş olması ne fark eder; bir fikrin değeri onu doğuran kültürle ölçülmez, onun daha mutlu, adil, özgür bir dünya vaat etmesi ve bizim onu değerli bulmamız ve sahiplenmemizle ilgilidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği talebi farklılıklarımızla boşa çıkarılamaz veya tarihsel olarak inşa edilmiş kültürel miras tezleriyle rafa kaldırılamaz, çünkü biz onu sahiplendik ve hayata geçirmek için sonuna kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.

8 Mart Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun!

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.