Haftalık Bağımsız Gazete 27 Kasım 2021

Temizliğe nereden başlasak?


Meltem YILMAZKAYA

Meltem YILMAZKAYA

Okunma 08 Ekim 2021, 09:18

Kadıköy , parkı , bahçesi diğer semtlere göre çok olan bir yer. İstanbul’daki diğer yerleri düşündüğünüzde kendinizi biraz daha şanslı hissedebilirsiniz. Son birkaç yılda diğer semtlerden aldığı göç de bir gerçek. Bununla birlikte açılan alternatif dükkanlar yeni neslin ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılıyor. Ancak bir de hafta sonları ya da havanın güzel olduğu bazı akşamlar var ki,  yaşadığınız yere yabancılaşabiliyorsunuz. Yoğurtçu Parkı ve Göztepe Parkı en çok yolumun düştüğü yerler. Çimenlere yayılmak, ağaçlara sarılmak, açık havanın keyfine varmak, hepimizin hakkı! Ama bunu yaparken  birileri temizliyor diye rahatça çöpünü oraya buraya savurmak neden? Adım başı çöp kutusu var, hadi çekirdeğini yedin, yere bir yığın bırakmak neden, kola şişeleri, pet şişeler, gofret ambalajları cabası… Takıldığım ve hatta bir çok insanın takıldığı başka bir konuda, stadyumların şehrin tam ortasına yapılmış olması. O günlerde dua edin bir hastanız ya da acil bir işiniz olmasın. Öğleden sonra başlayan trafik, yolların kapanmasıyla birlikte sabrınızı epey sınıyor. Maç günleri seyircilerden kalan çöp yığınları var bir de, gözünüzün önüne geldi mi şu an? Yüzlerce bira şişesi yollarda, birçoğu kırılmış, yanlışlıkla ayağınız takılsa düşseniz, geçmiş olsun. Hadi siz insansınız dikkat ettiniz diyelim, ya sokakta yaşamaya çalışan kedi, köpek, kuş, onca can? O kırıklara basıyorlar ve söyleyemiyorlar, acısını hissetmeye çalıştınız mı şu an? 

Yaş ilerledikçe inandığınız, saydığınız, sorguladığımız her şey değişiyor. ‘’Asla’’nın yerini, ‘’her şey olabilir‘’ alıyor. Böylelikle biraz daha katlanır oluyor bazı şeyler. Öfke ve umutsuzluk insanı en çok yoran duygulardan, ben de bazı şeyleri düşünüp öfkelenmek istemesem de görüyorum işte çevrede olan biteni, sonra diyorum ki, onlar da öyle. Annemin bana her zaman söylediği bir cümle vardır, ‘’değiştiremeyeceğin şeyler için üzülme’’, bu cümleyi başta hayvan hassasiyetim için kullandığından, çok önemsememiştim, bugünlerde daha çok anlıyorum. Bir gün yine bir kedi vakası için ağlarken beni gördüğünde, ‘’ Meltem yeter, git o zaman Afrika’daki aslanın ağzından da Ceylan’ı kurtar annecim o zaman dedi.’’ Tam bir anne cevabıyla beni yine susturmuştu. Hala şaşkınlığım bitmiyor ama benim, yazın onca orman yangınıyla mücadele ettik, birçok yerde bas bas küresel ısınmadan, çevre kirliliğinden bahsedilirken, kendi çöpünü de sokağa atma be kardeşim! O pisliği temizlemek zorunda kalan senin baban, abin, eşin de olabilirdi.  

Temizlik önce özde! 

Ne kıymetli kendini iyiye, hoşa, temize alıştıran. İnsan, düşüncesiyle, ruhuyla, eylemiyle birdir. Bunlardan birini eksik kılsan kendinde, diğerlerinden ne fayda gelir? Ne demiş Hz. Ali, ‘’Ne mutlu eğri zamanda, doğru durabilene!’’. Bütün mesele bu, bu devrin ihtiyacı da bu. Çevremde,  spiritüel konularla ilgilendiğini söyleyip, yoga, meditasyon gibi disiplinlere de zaman ayırıp, gündelik eylemlerinde bunların hiçbirinin erdemiyle, öğretisiyle yaşamayan insanlar görüyorum.  Düşünüyorum da, zor insanın olmamışı, dili başka, dışı başka olanı. Doğallıktan yanaymış gibi konuşup yapaya saplananı ne zor. Bir kere baştan, o bütün olma meselesini kaybediyorsunuz. Gerisi zaten biraz çelme, biraz girdap. Düşersiniz, kalkarsınız da ama zaman alır çok zaman alır. Her şeyin bunca hızla akıp gittiği zamanda, buna gerek var mıdır? Ne demiş Hz. Mevlana ‘’ Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!’’. Bazı şeyler öyle net ki!

Hiçbir zaman eleştirdiğim bir sistemin içinde eriyip gitmek istemem, ancak erimesem de birçok hücremin bunlarla savaştığı kesin! Eskiden, kötü alışkanlık dediğinde aklımıza içki, sigara, alkol vb. gelirken, şimdi benim aklıma tiktok saçmalığı geliyor, sosyal medyada geçirilen zaman geliyor, a bir de gününün neredeyse yarısını digital paralara feda edenler geliyor. Sosyal medyada geçirdiğiniz zamana bir bakın ne olur ara ara, orada o zamanı kaybetmeseydiniz ne yapıyor olurdunuz. Artık fikrimizi oradan beyan ediyor, egomuzu bile oralarda doyuruyoruz. Bu uygulamalardan en çok kapatılması gerektiğini düşündüğüm uygulama tiktok. Birçok engelli çocuğun komedi unsuru gibi kullanılıp video çekilmesine mi yanayım, meşhur olma sevdasıyla kendini şekilden şekilde sokan ergen kardeşlerime mi yanayım. ‘’Onlar da öyle’’ deyip geçmek her zaman kolay olmuyor işte. Her şeyin planlı, programlı ve bir kurgu içinde olduğuna eminim artık. Geçen gün Facebook, instagram ve whatsapp aynı anda çökünce, hepimizin biraz kel gibi hissettiği oldu, hatırlarsınız. Kendini bilimle, edebiyatla, sanatla besleyen insan ne buralarda kendi zamanını harcar, ne de nasılsa maaş alıyorlar süpüren var diye çöpünü yere atar. Her şey bir neden-sonuç ilişkisi, her şeyin bir nedeni var. İlla diplomadan bahsetmiyorum tabi, değişmek, evrilmek, öğrenmek asla bitmiyor ki! 

Adınızın önündeki ünvan inanın kimsenin umurunda değil, siz ne yaptıysanız bugüne kadar, kendinize yaptınız. Bizim mesleğin de hastalığıdır ‘’ben oldum’’. Biraz ilgi gördüyseniz, sokakta insanlar fotoğraf çektirmeye başladıysa, ve ne saçmadır ki (artık bir projeye oyuncu seçerken inanın bazıları için önemli bu) instagram’da takipçi sayınız fazlalaştıysa, tuhaf egosal bir değişime girenler olur. Bu bana ne kadar olmamışlık gibi gelse de, birçok kişinin de umrumda değil sanki. Bizim mahallede haftanın birkaç günü apartmanları temizlemeye gelen bir abi var, artık yaşlı olduğundan çok iyi yapamıyor işini, ama bu işe ihtiyacı olduğu da kesin. Dizlerindeki ağrılar yürümesine bile engelken, eğilip kalkıyor defalarca bastığımız yerler deterjan koksun diye. Durum böyleyken, bir sabah, hatırı sayılır bir makamda olan bir komşumuzun ona bağırdığını gördüm. Benim de çocuğa ve yaşlıya yükselen sese asla tahammülüm yoktur. Karşılık verince, ‘’Ona bunun için para veriyoruz, siz karışmayın’’ dedi.  Adamcağızın işini yaparken verdiği mücadelesini görmesem, bunca sert çıkışmazdım ben de kadına. Her ne olursa olsun, ne para veriyorsunuz diye o yaştaki adamı rencide etmeye hakkınız var, ne de vergi veriyorsunuz diye o çöpü sokağa atmaya hakkınız var. Bilmem kim olmuşsun komşum da, ne kadar insan olmuşsun gel bir gün sorgulayalım! Hamurun mayasızına, insanın olmamışına denk gelmeyin dilerim hiçbiriniz.

Her şey bir yana biraz merhamet biraz vicdanla, dünyanın buna çok ihtiyacı olduğu bildiğim bir yerden söylüyorum, geçiyorken uğradıklarıma selamla! 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Zahir Yıldız - 1 hafta önce
Yoğurtçu parkında en son bir eylül günü bulunmuştum. Gidenler bilirler mutlaka, yuvarlak yarım ay şeklinde bankları vardır. Birinde dinlenirken arkaya dönüp kalamış tarafını izlemek istedim. Bankın arka tarafındaki kör boşluğa ister istemez gözüm ilişti. Gördüğüm manzara gerçekten Meltem hanımın söylediklerini doğrulamaktaydı. Bir sürü çöp yığını ve bira şişelerinin arasında iki kedi yatıyordu. Hayvanlar o kadar uykuya dalımışlardı ki beni farketmediler. Ne uzanıp başlarını okşamak ne de yiyecek birşey uzatmak içimden geldi. Rahatlarını bozmamak için. Ne kadar rahat huzurlular onda ayrı konu. Birde o çöpleri toplayıp rızkının peşinde koşan şehrin kılcallarına uzanan gerçek geri dönüşümcüler. O koca beyaz çuvalın arkasında kim var, çocuk mu, yetişkin mi acaba diye merak etmediğimiz insanlar... Temiz olabilmek, temiz kalabilmek bir mesele, görebilmekte kör olmakta ayrı mesele. Yeni yazılarınızı merakla bekliyorum. Arayı fazla uzatmayın. Sevgi ve selamla...