Haftalık Bağımsız Gazete 08 Aralık 2019

Simone de Beauvoir’ın İkinci Cinsiyet’inin Güncelliği


Zeynep DİREK

Zeynep DİREK

Okunma 28 Kasım 2019, 14:32

Koç Üniversitesi Yayınları Simone de Beauvoir’ın Le Deuxième Sexe’ini yeniden Türkçe’ye çevirtti. Payel Yayınları’ndan çıkan 3 cilde bölünmüş eski çeviri ne feminizm ne de felsefe bilgisiyle yapılmıştı ve hiç okunaklı değildi. Çevirmen olarak Gülnur Acar Savran hem feminist düşüncenin tarihini hem de varoluşçuluğun dilini çok iyi bilen bir entelektüel olduğu için gerçekten mükemmel bir seçim. Ben de Koç Kam’ın ve Koç Üniversitesi Yayınları’nın davetiyle kitaba bir önsöz yazdım. Kitap son derece şık baskısıyla bu hafta kitapçılarda olarak okura ulaşacak. 

İkinci Cinsiyet’te Beauvoir zamandan bağımsız, ebedi bir kadın veya erkek özü olduğunu reddeder. Varoluş özden önce geldiği için, önceden verili bir özümüz olmadığı için, verili bir durumun çizdiği sınırlar içerisinde insan kendi özünü kendi seçimleriyle oluşturur. Başka bir deyişle, içinde bulunduğum durumda ben bir kadın olarak kendi özümü inşa edebilirim, ne olduğuma karar verebilirim. Dahası, kadın olmanın tek bir biçimi, tarzı, stili yoktur. Simone de Beauvoir kadının durumundan bahsettiği için bir kadın kategorisi oluşturmaz. Peki kadın olmak için ille de kadın cinsel organlarıyla mı doğmuş olmak gerekir? Buna dair bir şey söylemiyor Beauvoir. Ancak benim şahsi yorumum, Beauvoir’a göre kadın olmak için dişi cinsel organlarıyla doğmanın bir koşul olmadığı yönünde. 

Ünlü sözünü hatırlarsak “kadın doğulmaz, kadın olunur” diyor Beauvoir. Peki doğada dişi cinsiyetin varolduğunu reddetmek anlamına gelir mi bu söz? Hayır, İkinci Cinsiyet’in biyoloji bölümüne bakarsak Beauvoir’a göre doğada eril ve dişi cinsiyet vardır. İnterseks bedenlerin doğadaki küçük oranlardaki varlığı cinsiyetin bir spektrum veya sayılamaz kadar çok olduğunu göstermez. Ancak Beauvoir doğal farkların belirleyici olduğunu kabul etmiyor. Doğada gerçek farklılıkların olması onların toplumsal hayatı belirlediğini kabul etmeyi gerektirmez. Zaten feminizm buna bir itirazdır. O halde ‘kadın olmak’ ile ‘dişi olmak’ arasında bir bağ var mı ve varsa bu bağ nasıl kurulmalı? Bir vajina ile doğmak patriarkal kültürde o bedene tarihsel bir miras yükler, bu organla doğdukları için bazı bedenler ‘kadın’ olarak sınıflandırılıp erkekler tarafından ezilmişlerdir. Buna karşın, kadın olmak için vajina ile doğmak şart mıdır? Simone de Beauvoir’ın kendisi bu soruyu sormamış olsa bile, onun çerçevesinden baktığımızda biz Beauvoir’ın takipçileri olarak söz konusu soruya hayır yanıtını verebiliriz. Verili bir durumun getirdiği sınır içerisinde kadın kimliği ile özdeşleşme, özünü kadın olarak kurma eylemi, şüphesiz kadınların ezilme tarihiyle bir ilişki kurmaktır, onu üstlenmektir, o mirası taşımak, ve belki de o bedeli, cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki toplumsal olarak kurulu denklem ihlal edildiği için daha da ağır bir biçimde ödemektir. Bugün yaşasaydı Beauvoir da trans kadınlar kadındır diyebilirdi.   

Bununla birlikte, Beauvoir’ın altını çizdiği önemli bir nokta var: Çok küçük yaşlardan itibaren, çocuklar davranışları ve psikolojik eğilimleri bakımından birbirinden farklı olabilirler. Bu davranışların ve eğilimlerin bazılarını “kız davranışı” diğerlerini “oğlan davranışı” olarak biz kodluyoruz, yani toplum tanımlıyor. Kız davranışları ve eğilimleri adı verilen her neyse, onları sergileyen çocuk (bugünün deyişiyle “atanmış cinsiyet”i nasıl olursa olsun) sanki biyolojik bir kadın özünü vücuda getiriyormuş gibi düşünülmemelidir. Erkek davranışları ve eğilimleri olarak kodlanan davranış ve eğilimler de, bunlar hangi cinsiyetin atandığı bir çocukta ortaya çıkarsa çıksın, o çocukta ebedi, değişmez bir erkek özünün bulunduğunun belirtisi olarak ele alınamaz. Aksi tezi savunmak, ebedi bir kadın özü ve ebedi bir erkek özü olduğunu iddia etmektir ki bu da özcülük ve dahası biyolojik belirlenimciliktir. 

Beauvoir’a göre her insan varoluşu durumuyla tanımlanır, yani onu anlamak için tarihsel, kültürel, toplumsal ve ekonomik sınırlara bakmak gerekir. Kadınların varoluşunu doğal ve tarihsel olmayan bir dişi öze bağlarsak onu anlaşılmaz kılarız. Bununla birlikte dişi özün varlığını yadsımak bizi gerçek farklılıkların varlığını inkâr etmeye götürmemeli. Gerçek farklılıklar doğada da vardır toplumda da. Örneğin ezilme ilişkileri toplumsal anlamda gerçek farklılıklara yol açabilir. Doğadaki gerçek farklılıklar yüzünden de ezilebiliriz. Eğer derimin rengi yüzünden veya kültürüm yüzünden ezilmişsem rengim ve kültürüm hayatımda gerçek bir farktır, yaşanmışlıklar, tarihselliğim, deneyimlerim onu gerçek yapar. 

Gördüğümüz gibi, Beauvoir hala güncel ve bize çok şey öğretebilir. Yeter ki biz birbirimizin söylediklerini gerçekten anlamaya çalışarak ve çarpıtmayarak doğru dürüst tartışmayı başarabilelim. 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.