Haftalık Bağımsız Gazete 18 Ekim 2018

‘Öteki’ yılbaşı hikayeleri…

Okuru, ışıltılı yeni yılın karanlık yönüne davet eden ‘’Karanlık Yılbaşı Öyküleri-Aralıktan Sızan Karanlık’’ kitabının derleyicisi, yazar Orkide Ünsür, ‘’Pırıltılı yılbaşı fonundan uzaklaşıp, şıkır şıkır yanan süslü ışıkları bir süreliğine kapatmak isteyenlere tavsiye ederim’’ diyor

‘Öteki’ yılbaşı hikayeleri…
Gökçe UYGUN

Yeni yıl size neler çağrıştırıyor? Güzel hayaller, yeni umutlar, taze başlangıçlar, ışıl ışıl dükkanlar, kalabalık caddeler, alışveriş telaşı, piyango heyecanı, yılbaşı sofraları, havai fişekler, şarkılar, tombala…

Hayalgücü farklı çalışan bazılarına göre ise tam tersine, karanlık şeyler çağrıştırıyor olabilir. Eğer siz de onlardan biriyseniz, 2018 kutlamaları öncesinde size bir kitap tavsiyemiz var; Karanlık Yılbaşı Öyküleri: Aralıktan Sızan Karanlık

Korku edebiyatının önde gelen isimlerinden Galip Dursun’un ‘’Işıkların size söylediğine aldanmayın, 31 Aralık yılın en karanlık günüdür. İnanmayan okusun’’ çağrısını yaptığı bu kitapta; Özlem Ertan, Mehmet Berk Yaltırık, Kubilayhan Yalçın, Demokan Atasoy, Gülbike Berkkam, Uğur Kılınç, Funda Özlem Şeran, Uğur Batı, Murat Baykan, Işın Beril Tetik,  Alper Kaya, Orkide Ünsür ve Galip Dursun’un elinden çıkma karanlık öyküler yer alıyor.

Okurunu gerilim ve korku dolu sayfalarıyla, konfetilerle süslü yılbaşı telaşının ötesindeki gizemli satırlara davet eden yerli korku edebiyatı niteliğindeki bu kitabı, projeyi hazırlayan yazar Orkide Ünsür’e sorduk.

Öncelikle kısaca sizi tanıyalım.

Televizyon, tanıtım filmleri, kısa film yönetmenliği ve senaristliğinden gelen, sinematografik yönü ağır basan projeler üretme derdi ve sevdasında olan bir yazarım. Her şeyden önce kendimi bir hikâye anlatıcısı olarak görüyorum ki bu uğraştığım, gönül verdiğim alanların tümünü kapsıyor. Yazdığım öyküden yola çıkarak konsept oluşturup, doğru kişileri bularak nihayetinde kalemdaşlarımla beraber, ortak düşlerimizi hayata geçiriyorum.

"Karanlık Yılbaşı Öyküleri" kitabını hazırlamaya ne zaman, nasıl karar verdiniz?

Bu kitabın doğumu, bir önceki projemizin ekibi oluştuğunda kafamda başlamıştı zaten.  2016’da bitirdiğim "Lâl Uyanış-Film Tadındaki Bazı Karanlık Öyküler" adını verdiğim ve İstanbul'da -çoğu özel günlerde- geçen, karanlık öykülerden oluşan bir dizi öyküm vardı. İşte bunlardan "Aşk Büyüsü" ve "Dönüş" adlı öykülerim, seasonal gothic olarak adlandırılabilecek iki kitabımızın (Aşkın Karanlık Yüzü ve Karanlık Yılbaşı Öyküleri-Aralıktan Sızan Karanlık) da konseptini, projelerimizin çıkış noktasını oluşturdu. Bir diğeri ise kadın yazarlarla yaptığımız çalışmanın, 2018 yılında yayımlanacak olan kitabımızın konseptini oluşturdu.

Kitapta öyküleri yer alan 12 yazarı nasıl bir araya getirdiniz?

Bu yazar arkadaşlarımın çoğunu önce sosyal medya üzerinden sonrasında her cuma akşamı Kadıköy’de düzenlenen; fantastik, bilimkurgu, korku yazarları ve sevenlerinin katıldığı Freyja toplantılarında tanımıştım. İçlerinde kitaplarını ya da öykülerini bildiklerim de vardı. Onlarla beraber çalışmanın, birlikte üretmenin heyecan verici ve güzel olabileceğini düşünüyordum. Bu fikrin oluşmasından önce çoğuyla tanışmıştım zaten. İlk iletişime geçtiğim isimler ise korku temalı yayınlarını (podcast) hayranlıkla takip ettiğim, Galip Dursun, Işın Beril Tetik ve Demokan Atasoy’dan oluşan Gerisi Hikâye ekibiydi. Fantastik ve bilim kurgu yazarı, müzisyen Kubilayhan Yalçın ve genç korku üstadı, tarihçi -Aşkın Karanlık Yüzü ve Anadolu Korku Öyküleri III kitaplarında birlikte yer aldığımız- Mehmet Berk Yaltırık ile Kadıköy Muhit Bar’daki lansmanımız ve imza günlerimiz sayesinde nihayet yüz yüze görüşme fırsatı buldum. Sözünü ettiğim bu isimlere ve kitaba öyküleriyle katkıda bulunmuş olan diğer korkudaşlarım olan Özlem Ertan, Gülbike Berkkam, Uğur Kılınç, Funda Özlem Şeran, Uğur Batı, Murat Baykan ve  Alper Kaya’ya ve projemize inanan, bizlere desteğini esirgemeyen Bilgi Yayınevi’ne teşekkür ederim.

Kitapta siz dahil 13 yazarın öyküsü var. Uğursuz sayılan bu rakam ilgin bir tesadüf olmuş….

Biraz tesadüf, çokça niyet… (gülümsüyor) Ekip için 13 yazarı tamamladığımızda bir başkasını projeye dahil etmeyi düşünmedik, 13’te durmak hoşumuza da gitti, tekinsiz bir hava verir diye düşündük.  Tersinin 31 rakamı olması ise 31 Aralık açısından benim gözümde eğlenceli bir durum. 13 rakamına dair kişisel bir rahatsızlığım yok, bu rakamı uğursuz olarak da görmüyorum.

Kitaptaki öykülerin içeriği  isimden de anlaşılıyor elbette ama bir de sizden duysak… Nedir bu öykülerin ortak noktası?

Her biri farklı tarz, kurgu ve duygu ile yazılmış olan öykülerimizin ortak noktaları; yılbaşı günü ve/veya gecesinde geçiyor olmaları ve hikâyelerdeki kahramanların yollarının mutlaka ölüm ya da ölüm kadar karanlık ve ürkütücü deneyimler ile kesişiyor olması.

Yılbaşı sizin için ne ifade ediyor? Gerçi bu kitabı baz alırsak, pek de ışıltılı şeyler çağrıştırmadığını varsayıyorum ama, öyle mi?

Yılbaşı günlerini, tüm o hazırlıkları, tatlı telâşları, yeni bir yıla girecek olmanın verdiği heyecanı, aileyle, dostlarla, sevdiklerimizle yapılan kutlamaları seviyorum. Ancak -konuyla hiç ilgilenmeyenleri ayrı tutarak- böyle özel günlerin çoğunlukla kişilerin üzerine bir yük ve sıkıntı bindirdiğini, adeta zorunlu bir eğlence ve mutluluk havasına girmeye çalıştıklarını, hele o geceyi yalnız geçirmek durumunda kalanların az ya da çok depresif bir ruh hâli içine girdiklerini gözlemlemişimdir. Tüketim çılgınlığı da cabası… Farkında olmadan özel günlere karşı bir takıntı geliştirmişim.  Gotik bir atmosferi olan, kendi içinde düalite taşıyan zaman dilimleri bunlar bana göre. O nedenle öykülerimin çoğu böyle günleri kapsıyor. İlk kitabım olan Lâmia-Kan Bağı adlı romanımın açılış sahnesi de 31 Aralık 1895’te, bir yılbaşı balosunda geçiyordu. 

Yılbaşının karanlık yüzü nedir, nasıldır sizce?

Sorunuzun cevabı kitabımızın içinde gizli. Yılbaşının karanlık yüzünü, öykülerimizin satırları arasında keşfedeceksiniz. 

Esprili bir dille bu soruyu sorduğumu belirterek şunu sorayım. Herkesin umut dolduğu/en azından umutlanmaya çalıştığı yeni yılda neden okurları tekinsiz sulara çekiyorsunuz?

Güzel bir soru, teşekkürler. Sanatçıların, hele de bizler gibi korku edebiyatında kalem oynatan  yazarların görevi biraz da bu değil midir zaten? Okuyucuyu tekinsiz sulara çekmek, tedirgin etmek, hatta sarsmak… Farklı bakış açıları sunarak onları düşündürtmek ve ayın karanlık yüzünü göstermek… Bu arada yeri gelmişken bir spoiler vereyim; belki de tüm öykülerimiz okuyucuları umutsuzluğa gark etmiyordur, belki tüm karanlığına ve acayipliğine rağmen, ana karakteri özelinde kadınlara, yeni bir yıla ve geleceğe dair kendince umut vaat eden bir öykü de vardır kitapta.

Kitaptaki yazarların çoğu Kadıköy’le öyle ya da böyle bir bağı bulunan kişiler. Yerli korku/polisiye edebiyatı açısından bakacak olursak; Kadıköy nasıl bir yer? Siz yazarlara iyi malzeme veriyor mu?

Bence korku, gerilim, polisiye yazanlar için Kadıköy, yeni Beyoğlu olabilir. Yani yeni moda Kadıköy! Bu konuda bir araştırma yapmadım ama polisiye olarak ilk aklıma gelen örnek, Çağatay Yaşmut’un Kadıköy Cinayetleri/Bir Başkomiser Galip Polisiyesi… Önümüzdeki yıllarda bu türlere odaklanan edebiyat eserlerinde Kadıköy’e ve Anadolu yakasının değişik yerlerine mekân olarak daha fazla yer verileceğini zannediyorum.

Evet,  Kadıköy pek çok açıdan güzel malzeme sunuyor yazarlara ve gerek edebiyatta gerek sinemada daha fazla kullanılmayı, tanıtılmayı hak ediyor. Meselâ gotik romanımın bir bölümünde  Fenerbahçe’yi  ve deniz fenerini en çok da bu nedenle kullanmıştım.  Taraftarı olduğum sevgili takımım Fenerbahçe’ye atıfta bulunmak istemiş olmam da işin bir başka yönü tabii…

Her iki antoloji kitabımızda yer alan kimi öykülerde Kadıköy’ün izlerine rastlamak mümkün. Kadın yazarlardan karanlık öyküler kitabımızda ise buna dair ilginç sürprizlerle karşılaşabilirsiniz.  

İstanbul'da yaşayan yazar arkadaşlarınızla her buluşmanızı Kadıköy'de yapmanızın sebebi nedir?

Her şeyden önce Kadıköy ruhunu, buradaki mekânları, atmosferi sevmemiz…  Çoğumuzun Kadıköy ya da Anadolu yakasında oturması da önemli bir neden elbette.  Karanlık serisi kitaplarımızda yer alan yazarlarla Viktor Levi’de buluşuyor, toplantılarımızı orada yapıyoruz. Galip Dursun’un düzenlediği Freyja buluşmaları da Kadıköy’deki barlarda oluyor. Yazın bazen rejisör sandalyelerimizi kapıp Caddebostan ve Moda sahilinde sohbet ediyoruz. Kadıköy’ün rahat ve özgür ortamı hoşumuza gidiyor.

Son dönemlerde Kadıköy kültür alanında yükseldi iyice. Mesela buradan pek çok yazar çıkıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Kadıköy, içinde yaşayan nüfusun kalitesi ve eğitim düzeyiyle, kültür sanat faaliyetlerine verilen önemle ve taşıdığı ruhla zaten İstanbul’un en özel ve güzel ilçelerinden biri. Ben de 8 yıl yaşamıştım. Denizi, mekânları, mimarisi, tarihi ve kültürel etkinlikleri ile yazarlar için hem yaşanacak hem de ilham kaynağı oluşturacak bir yer …Buradan çıkan yazar sayısının fazla olması doğal.

Yeri gelmişken, yıllardır muzdarip olduğum bir konuyu söylemek isterim; bilhassa film festivallerinin Kadıköy’e daha fazla ağırlık vermelerini isterdim. Çünkü burada büyük ve renkli bir izleyici potansiyeli olmasına rağmen biraz üvey evlât muamelesi görüyor bu yakanın sinefilleri. Eskiden Moda, Reks ve Süreyya sinemaları arasında mekik dokurduk festival zamanları…

Artık insanlar eğlenmek, arkadaşlarıyla buluşmak, yiyip içmek, sinema, tiyatro, operaya v.b. yerlere gitmek, kültür sanat faaliyetlerini takip etmek için karşıyı pek tercih etmiyor.  Buna gerek de olmuyor çoğu zaman. Beyoğlu ve İstiklâl Caddesi’nin eski hâli kalmadığı gibi sıkıcı ve keyifsiz bir yer oldu çoğumuz için. Beyoğlu’nun o çocukluğumuzdan itibaren nostaljiyle anıldığına şahit olduğumuz; kitaplardaki, filmlerdeki güzel dönemlerine yetişememiştik biz zaten. Zarif hanımefendi ve beyefendilerin  en şık kıyafetlerini giyip caddelerde salındığı o dönemlere yani... Bizim yetiştiğimiz, orada zaman geçirdiğimiz dönemleri ise genç arkadaşlarımız, yeni nesil pek göremedi. Ancak o dönemlerde bile Kadıköy’ün, Bağdat Caddesi’nin, Maltepe’ye ve ötesine kadar kadar uzanan sahilin gönlümdeki yeri ayrıydı. Komik gelebilir size ama karşıdan Kadıköy tarafına her geçtiğimde, bilhassa vapurdan inince toprağı öpesim gelir. (gülüyor) Böyle tuhaf bir durumum var yani…

Yılbaşında evde ya da dışarıda eğlenmeyi planlayan Kadıköylü okurlara ürkütücü bir mesajınız var mı?

Yeni yıla kimlerle, nerede, nasıl gireceklerine dikkat etsinler ve aslında tedirginlik duymaları, korkmaları gereken tek canlı türünün/varlığın insan olduğunu daima akıllarında tutsunlar. Sizin özelinizde tüm Kadıköylülere mutlu, güzel bir yeni yıl diliyorum. 

Söylemek istediğiniz başka bir şey var mı? (tesadüfe bakın, soru sayısı 13)

Evet, 13’ü bulduk sahiden! Karanlık Yılbaşı Öyküleri-Aralıktan Sızan Karanlık, ülkemizde daha önce yapılmamış konseptte bir kitap çalışması.  Bilhassa korku, gerilim ve fantastik edebiyat seven,  farklı tarzda bir kitap okumak, pırıltılı yılbaşı fonundan biraz uzaklaşmak ve şıkır şıkır yanan süslü ışıkları bir süreliğine kapatmak isteyen okurlara şiddetle tavsiye ederim.  Bu arada  -çoğu bu kitapta yer alan yazarlardan oluşan- Sevgililer Günü temalı karanlık öykülerin yer aldığı Aşkın Karanlık Yüzü kitabımızı okumayı da ihmâl etmesinler. Son olarak, herkesi 29 Aralık Cuma günü saat 19.00’da Beşiktaş Mephisto Kitabevi’nde düzenlenecek olan imza günümüze bekleriz.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.