Haftalık Bağımsız Gazete 22 Eylül 2020

“Kötü oyundan çıkın’’

Kadıköylü tiyatroseverlerle buluşan oyuncu Haluk Bilginer, seyircilere alışılagelmedik öneride bulundu; “Beğenmediğiniz oyunu terk edin!’’

“Kötü oyundan çıkın’’
Gökçe UYGUN

Ülkenin en meşhur tiyatro oyuncularından, Kadıköy’de salon açan ilk tiyatroculardan olan Haluk Bilginer, geçtiğimiz günlerde Kadıköylü tiyatro tutkunlarıyla biraraya geldi.

Bu etkinlik, Kadıköy Tiyatroları Platformu’nun seyirci ile tiyatro/tiyatrocuları tanıştırmak amacıyla ilçedeki 8 tiyatroda sürdürmekte olduğu Benim Komşum Tiyatro projesi kapsamında yapıldı. Bilginer’in Moda’daki o köklü ve meşhur Oyun Atölyesi, projeye dahil olmamasına rağmen, kapılarını Benim Komşum Tiyatro’nun tüm katılımcılarına açtı.

PENCERE ÖNÜNDE 1 SAAT

Sahnelemekte olduğu oyunu ‘Pencere’ ile sahneye çıkmasına saatler kala, aynı sahnede Kadıköylü tiyatroseverlerle buluşan Bilginer, onlara tiyatro, tiyatroculuk, oyunculuk, oyun izlemek, seyirci olmak gibi pek çok konuda tecrübelerini aktardı. Bilginer, sahneye çıkar çıkmaz seyircilere şöyle bir baktı ve “Daha çok kadın var galiba aramızda. Ne kadar şahane… Dünyayı kadınlar değiştirecek” deyince salonda büyük bir alkış koptu.

Söyleşinin kolaylaştırıcısı, Benim Komşum Tiyatro projesi Nazım Hikmet Kültür Merkezi Sorumlusu Tunç Tatoğlu, projenin ikinci döneminin ilk seminerini yaptıklarını belirterek, sözü Bilginer’e verdi. Böyle bir toplantının ve böyle bir projenin olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, emeği geçenlere teşekkür eden Bilginer, seyirci ile tiyatroyu buluşturmanın önemine dikkat çekti; “Türkiye’de bunu yapıyor olmamız çok önemli çünkü ülkemizde hepinizin bildiği gibi tiyatro çok da önemsenen bir şey değil. Biz nüfusumuzun yüzde 10’una tiyatro yapıyoruz. Aslında Devlet İstatistik Enstitüsü’nün verdiği rakamlar daha da vahim, orada yüzde 6. Yani bu hayatında en az bir kez tiyatroya gitmiş insan sayısı. O nedenle size bu yüzde 6’nın içinde olduğunuz için teşekkür ederim.”

Tatoğlu’nun Oyun Atölyesi’nin kuruluşuna dair sorusunu şöyle yanıtladı Bilginer; “2000 yılında sözleşme imzaladım, 2002’de inşaat bitti, 2002 Mart’ta ilk oyunu oynadık. Burası sıfır destekle yapıldı. Kendi tiyatrosunu yapan tiyatrocu Avrupa’ya tuhaf geliyor çünkü orada zaten devlet yapıyor tiyatro salonlarını. Türkiye’de sanat hep ‘rağmen’ yapılan bir şey. İyi ki de yapıyoruz, yapmak zorundayız yaşamı daha mutlu kılmak için.”

“KADIKÖY BİZİ SEÇTİ”

Tunç Tatoğlu “Neden Kadıköy’ü seçtiniz?” diye sorunca Bilginer de “Biz Kadıköy’ü değil, Kadıköy bizi seçti” yorumunu yaptı. Tatoğlu, “Sizin buraya açtığınız yıllarda tiyatro ölüyor televizyon yüzünden gibi bir algı vardı. Siz Oyun Atölyesi’ni niye açtınız?’ diye sorunca, “İnat etmek lazım… Son 16 yılda Kadıköy’de tiyatro sayısı o kadar çok arttı ki vaktiyle karşı yakada, Beyoğlu civarında olan daha çok tiyatro var galiba şu an burada” cevabını verdi.

TİYATRO=OYUNCU+SEYİRCİ

Haluk Bilginer, oyunculuğun er meydanı denilen tiyatro oyunculuğu konusunda şunları anlattı:

“Tiyatronun olmazsa olmaz tek unsuru ‘oyuncu’dur. Ama sinema öyle bir şey değil mesela, sinemada oyuncusuz filmler çekiliyor, çok da başarılı olabiliyor. Ayı filmi hatırlarsınız… Sinema yönetmenin sanatı, tiyatro oyuncunun sanatı. Oyuncu olmadan tiyatro olmaz. Tabii oyuncu da eğer insana benziyorsa sahnede, tadından yenmez… Ama insana değil de oyuncuya(!) benzemeye başladığı anda sıkılıp çıkıyoruz oyundan. Bence tiyatrodan çıkma hakkımızı kullanmalıyız. Ben bunu Türkiye’de yapamıyorum ama yurt dışında kötü bir oyunla karşılaştığımda salonu terk ediyorum. Bence sizler de öyle yapmalısınız. Beğenmediğiniz oyundan çıkın, tepkinizi gösterin. Çünkü her oyunu alkışlarsanız alkışın bir anlamı kalmıyor. Kötü oyundan çıkın çünkü kötü olmaya hakkımız yok bizim. Yani bunu her tiyatro için söylüyorum.  Burada, Oyun Atölyesi’nde de beğenmediğiniz bir oyun görürseniz çıkın gidin, hatta gişeden paranızı geri alın. ‘Ben beğenmedim, ne yapmışsınız, saçmalıyorsun’ diyin.”

Oyuncunun oyuncuya değil insana benzemesi gerektiğini vurgulayan Haluk Bilginer, konuşmasının tam bu noktasında ses tonunu değiştirerek, abartılı bir oyunculuk sahneleyerek seyirciyi güldürdü.

“SEYİRCİSİZ TİYATRO OLMAZ…” 

Haluk Bilginer, salondakilere de şöyle seslendi; 

“Sizsiz tiyatro olmaz. Ben burada bu sahnede ağzımla kuş tutsam ne fayda, siz olmadıktan sonra… Siz olmadığınız zaman ben de yokum. Ortaklaşa yapılan bir şey bence tiyatro. Biz burada sahnede size bir hikâye anlatıyoruz, siz orada koltuklarınızı izliyorsunuz. Siz bu izlediklerinizden etkileniyorsunuz, değişip dönüşüyorsunuz, kendi hayatınızdan ya da tanıdığınız birinin hayatından bir şeyler buluyorsunuz ve bu salondan değişmiş olarak ayrılıyorsunuz. Tiyatro anı bırakır. Özellikle de iyi tiyatronun bıraktığı hatıra, zihninizden yıllarca silinmez.”

İyi bir seyirci olabilmek için bol bol oyun seyretmek gerektiğini, eğer vakit ve para bulunabiliyorsa mutlaka bütün oyunların takip edilmesi gerektiğini anlatan Bilginer, “Demin dediğim gibi de tüm oyunları izleyin, beğenmediğinizden de çıkın. Anca o zaman siz kendinizi iyi bir seyirci olarak geliştirilmiş olacaksınız. Teknik bilmeye gerek yok, sizin algınız tarzınız neye uygunsa onu beğenirsiniz. Ya da bazen şu oluyor, şimdi beğenmediğiniz bir oyunu, yıllar sonra beğenecek olabilirsiniz. Biz mesela -yıllar öncesinden bahsediyorum- klasikleri kötü oynaya oynaya seyirciyi Shakespeare’den soğuttuk. Bu tamamen Türkiye’deki tiyatrocuların suçu. Shakespeare deyince herkes -mecazi anlamda- şöyle bir önünü ilikliyor, ‘Abi Shakespeare oynuyoruz ciddi olalım’. Güzel kardeşim Shakespeare’in böyle bir derdi yoktu ki, onun oyunları –trajedi bile olsa- eğlence üstüne kurulu. Onun karakterlerini insanlaştırmadıkça Shakespeare dünyanın en sıkıcı şeyi gelebilir size. Bu insanı tiyatrodan soğutur. Bu asla sizin hatanız değil, bizim suçumuz.”

Haluk Bilginer, söyleşiye katılan ve tiyatro oyunculuğuyla ilgilenenlere de “Oyunculuk kitaptan öğrenilmez. Elbette çok okuyacaksınız ama çok okuyarak oyuncu olunmaz. Seyrederek de olunmaz. Nasıl ki bisiklete binmeyi izleyerek öğrenemezseniz, oyunculuk da aynı. Kendinize öğrettiğiniz bir şeydir oyunculuk, yapa yapa, oynaya oynaya öğrenilir” önerisinde bulundu.

SANATÇI NE İŞ YAPAR?!

Bilginer, geçenlerde yaptığı “Türkiye’de ne iş yaptığı bilinmeyen ünlülere, mesleği olmayan ünlülere sanatçı diyoruz” açıklamasını da, şu sözlerle bir kez daha açıkladı; “Sanatçı diye bir tanım, benim bildiğim dünyanın hiçbir dilinde yok. İnsanların meslekleri vardır. Bir sanat dalında bir şeyle uğraşıyorsundur; oyuncu, bale dansçısı, piyanist, ressam… Birisinden ‘Biz sanatçılar…’diye bir cümle duyduğum zaman ben irkiliyorum. Sanatçı derken?! Pardon da meslek ne yani?! (salondan kahkahalar yükseliyor)  Bu tanım toplumun sanata olan ilişkisini de açığa çıkaran bir durum ki bence üzücü bir şey. Birisi ünlü ise sanatçı diyoruz. Televizyonda görüyoruz, e bu sanatçıdır.  Yok efendim değildir, bu işler o kadar basit değil!”

Zaman zaman kendine “Her gece aynı şeyi yapmaktan sıkılmıyor musunuz?” diye sorulduğunu söyleyen Bilginer, “Hayır. Çünkü ben her gece aynı şeyi yapmıyorum çünkü o gün farklı bir halimdeyim, aynı Haluk değilim ki. Keza seyirci de farklı. Aynı şey olması mümkün mü? Sevgilimizle, eşimizle hep aynı mı sevişiyoruz? Çok sıkıcı olurdu, seksten soğur insan.” diye konuştu.

KOMŞU SORDU OYUNCU YANITLADI

Söyleşinin soru cevap kısmında Haluk Bilginer’e sorulan sorular ve verdiği yanıtlar da şöyle oldu:

Bir role hazırlanırken, -düşünmek dışında- ne yapmak gerekiyor?

Mesela katili oynayacaksınız, ne yapacaksınız? Öldürmek nasıl bir duygu acaba diye birkaç kişiyi mi öldüreceksiniz?! Güzel soru, teşekkür ederim. Bu sorunun yanıtı aslında metot oyunculuğu denilen bir kurama denk düşüyor. Bu, bir yere kadar oyuncunun işine yarayabilir ama bence bir yerden sonra… ‘Efenim ben soğuğu hissetmek için bu gece dışarıda yatım, -35 dereceydi’. Yapma öyle, hipotermi diye bir şey var, ölürsün (gülüşmeler). Ne yapacaksın peki? Hayal gücünü kullanacaksın.

Kötü oyunlardan çıkmamız gerektiğini söylediniz. Bu, genç oyuncuların cesaretini kırmaz mı?

Tam tersi! Çünkü siz kötü yapılan şeyi alkışlarsanız, o da ‘demek ki ben iyi yapıyorum’ diye düşünür. Bunu tek bir oyuncu olarak da düşünmeyin, tüm ekibin sorumluluğu seyirciye en iyisini sunmak.

Ses tonunu sizin imzanız gibi. Siz mesela bir kaplanı canlandırırken, ben hem kaplanın sesini hem Haluk Bilginer’in sesiniz duyuyorum. Acaba sesle ilgili önerileriniz nedir?

 Doğru nefes almak çok önemli. (Bilginer burada uzun uzun nasıl nefes alınması gerektiğini gösterdi). Ayrıca ‘Ay ses tellerim şişti sıcak bir şey içeyim’ deniyor. Hayır efendim, buz yiyin tam tersine.

Kurumsal bir firmada çalışıyorum, amatör olarak da tiyatro yapıyorum. Ben ve benim gibi kişilere tavsiyeleriniz neler?

Hayatta her şeyle ilgilenin, her şeyi merak edin ve insanı gözlemleyin.

Bir oyunda sizi en çok ne etkiliyor?

İyi oyunculuk, sahicilik, samimiyet…

Emek mi yetenek mi daha önemli oyunculukta?

Hepsi birarada… Yani ben istediğim kadar emek vereyim, beyin ameliyatı yapamam değil mi? Oyunculuk, zekâ ve merak işi.

Oyun bittikten sonra rolünüzden nasıl ve ne zaman çıkıyorsunuz?

Perde kapandığı an! Teşekkür ederim bunu sorduğunuz için. Bu konu çok önemli bir nokta. ‘Rolümden çok etkilendim’ diyen oyuncu, ya adi yalancıdır ya da ruh hastası… Üçüncü bir şık yok.  Oyunculuk, zaten kendi başına güzel ve önemli bir meslek. Bunu daha da önemli göstermek için neden uyduruyorsun bunları güzel kardeşim?!


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.