Haftalık Bağımsız Gazete 20 Eylül 2020

İstanbul’dan kaçamayanların trajikomik öyküsü

Ödüllü yönetmen Ramin Matin, son filmi ‘Son Çıkış’ta, hayatından ve kentinden bunalmış beyaz yakalı Tahsin’in İstanbul’dan kaçış çabasını trajikomik bir dille aktarırken, şehirlilerin güncel dilemmasına da ayna tutuyor

İstanbul’dan kaçamayanların trajikomik öyküsü
Gökçe UYGUN

Güneşin altında kumların üstüne uzanmış sigarasını tüttürüyor Tahsin. Deniz kenarında sahilde sanıyoruz ama Fikirtepe’deki şantiyede!

Bu ironik sahne ile açılan ‘Son Çıkış’ filmi vizyonda. “Eğlenceli, sürükleyici, komik bir film. Ama bir yandan da seyirciyi kendi hayatı ve İstanbul üzerine düşündürtecek” diyen yönetmen Ramin Matin ile konuştuk.

  • Büyük şehirlerde sıkışan herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir film. Siz çevrenizden ve kendinizden mi yola çıktınız?

Senaryo aslında Bilgi Üniversitesi’ndeki sinema yüksek lisans mezuniyet tezimdi 2000’lerin  başında.

  • İstanbul ve insanları, o zaman henüz bu kadar çıldırmamıştı…

Hayır, ama biraz başlamıştı. Yani şehirde boş alanlar dolmaya, tarihi binalar yok olmaya başlamıştı. Bu beni rahatsız ediyordu. Ben de onun üzerine böyle bir senaryo yazdım. Ama itiraf edeyim ki kötü bir senaryoydu, rafa kaldırdım. Fakat kafamda bu temalar hep vardı. İkinci filmimin setinde Can Kantarcı’yla (bu filmin senaristi) bu konuyu konuştuk, onun da ilgisini çekti ve beraber çalışmaya başladık. Aslında film, bir yakın gelecek distopyası olarak 2023’te geçecekti ama bütçe olarak zorlayacaktı. Bir yurtdışı ziyaretimde, İstanbul’u çok seven biri bana ‘Ben İstanbul’da havalimanından çıktığımda kendimi bir distopyada hissediyorum. Neden filmini gelecekte yapma ihtiyacı duyuyorsun ki?!” deyince bir aydınlanma. Hakikaten doğru.  Böylelikle senaryo şimdiki halini aldı.

“HERKES KAÇMAK DERDİNDE”

  • İzleyen pek çok kişinin kendinden yansımalar görebileceği bir film. Sizi ne kadar yansıtıyor peki?

Herkes bugünlerde bu konudan bahsediyor. Herkes ‘kaçmak’ derdinde. Ben de herkes gibi İstanbul’dan kaçmayı çok düşündüm. Ama bir şekilde kalıyorum. Filmde bunun üzerine kafa yormak istedik. Gitmek, kalmak, kaçmak ne demek?

  • Siz de bu durumu İstanbul’dan çıkamayan mimar Tahsin üzerinden anlatıyorsunuz, hem de komedi diliyle. Esasen ağır bir konu olan böyle bir temayı, neden kara komediyle anlatmayı tercih ettiniz?

İstanbul’da absürt şeyler yaşıyoruz günlük hayatımızda. Mesela metrobüste başımıza gelen bir şeyi arkadaşlarımıza gülerek anlatabiliyoruz sonrasında, her ne kadar yaşarken sinirlendirse de. Yani zaten can sıkıcı bir konuyu neden karanlık bir şekilde anlatayım ki dedim. Komedi üzerinden anlatmak daha keyifli ve ilginç geldi bana.

Ayrıca Türkiye’de artık son dönemde pek yok ama komedi üzerinden bir eleştiri getirmek iyi bir yöntem. Bir şeyi eleştirmek için komedi iyi bir araç. Eskiden bizim sinemamızda Kemal Sunal, Şener Şen filmleri falan. Öyle bir geleneğimiz vardı, yok oldu. Şimdiki komedilerin ne olduğu belirsiz…

  • Eleştiri dediniz. Siz Son Çıkış filminizle neyi eleştiriyorsunuz?

İstanbul’un geldiği durumu, insanların buna olan tepkisini ve tepkisizliğini… Aslında eleştirmekten ziyade insanları düşündürtmek…

“YENİ İSTANBUL BİR DİSTOPYA”

  • Bir röportajınızda ‘yeni İstanbul’u göstermek istediğinizi’ söylemişsiniz. Bir yönetmen gözüyle nasıl bir yer o?

Bir distopya, durmadan büyüyen mutant bir şehir adeta. Ve bu yeni İstanbul’daki yapılaşma ve onun içindeki hayatlar incelemeye değer. Ayrıca o eski filmlerde gösterilen klasik İstanbul güzellemesinden koparmak da istedik. Çünkü artık İstanbul değişti, semtlerin hiçbir karakteristiği kalmadı.

  • Çekimlerin bir kısmını Kadıköy’de yaptınız.

Evet başta Fikirtepe olmak üzere, Beylikdüzü, Esenyurt Yenibosna ve şu anda ismini hatırlayamadığım, daha önce gitmediğim pek çok semt. 2017 yazında çekim yaparken tüm Fikirtepe büyük bir şantiye idi. Şantiyelere girip çıkmada sıkıntı olmadı mı diye soruyorlar bana. Her yer şantiye olduğu için, güvenlik görevlileri bile kendi sınırlarının nerede başlayıp bittiğine emin değillerdi. Genel durum dehşet verici tabi! İnsanlar orada zor durumda yaşıyorlar.

“NE KADAR YERELSE O KADAR EVRENSEL”

  • Dünya prömiyerini 31. Tokyo Uluslararası Film Festivali’nde yaptınız. Film, Japon izleyiciye ne ifade etti acaba?

Tokyo devasa bir şehir. Onların da betonlaşma derdi var. Tabi İstanbul gibi değil, onlarda şehir ormanları var.  Ama yine de kendilerine yakın hissettiler bu filmi.

  • Peki daha düzenli kentleşmenin olduğu Avrupa’nın izleyicisi için ne ifade edebilir bu film? Bir film çekerken uluslararası izleyiciyi de gözetiyor musunuz?

Avrupa’nın büyük şehirlerinde yaşayanlar da kaçmak istiyor olabilir. Aklımın bir kenarında oluyor ama çok da gözetilebilecek bir şey değil bence. ‘Evrensel bir film yaptım’ lafı çok kullanılıyor ama bence içi boş! Ünlü yönetmen Angelopoulos, ‘bir film ne kadar yerel olursa, o kadar evrensel olur’ demiş. Buna inanıyorum.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.