Haftalık Bağımsız Gazete 18 Aralık 2017

Şarkılı Kadıköy Tarihi: 12 - Mahallenin genç ustası Gaye Su Akyol


Murat MERİÇ

Murat MERİÇ

Okunma 30 Kasım 2017, 17:16

Mahallenin ele avuca sığmaz kızlarından birini anlatacağım bu yazıda. Her an her köşede karşılaşabileceğiniz biri zira mahalleyi, sokakları ve mekânlarıyla seviyor hatta zaman zaman onlara müdahale ediyor. Arada uzaklara kaçsa da meskeni Kadıköy. Uzaklar dediğim, uzay: Bizi alıp götürdüğü yer. Onunla yolculuk yapmaktan duyduğumuz memnuniyet bir yana, gittiğimizde gördüklerimiz muazzam. Yolluk olarak kadehlerimize rakı doldurması, cabası. İkinci albümü geçtiğimiz yıl bu aralar yayımlandı ama öncesinde yaptıkları, zaten yapacaklarının habercisiydi.

Gaye Su Akyol, hayatıma MySpace üzerinden girdi. Mai'yle sevdim, şarkıcılığına hayran oldum, tanıştığım andan itibaren yakın takipte kaldım. Küçük kulüplerden festivallere pek çok sahnede onu izledim, kimi şarkıların yapım sürecine şahitlik ettim. Mai sonrasındaki hamlesi toz ve toz, “başka” yönlerini keşfettiğimiz grup olarak tarihe yazıldı. Neşet ertaş’ın “Yalan Dünya”sına getirdikleri yorum, hâlâ vazgeçilmezlerimden. Kadim dostu Tuğçe Şenoğul’la müzikal birlikteliklerini sahneye taşıdıkları Seni Görmem İmkansız, “fan”ı olduğum topluluklardan. Konserlerini kaçırmamaya çalıştım, o çorbalı şarkıya her seferinde daha da büyük bir şevkle eşlik ettim. Kimi amatör kayıtlarını hâlâ dinlerim ve bu şahane ikilinin bir albümü olmamasına yanarım. 

Bu noktada bildik şarkı devreye girsin: Nasıl anlatsam, nereden başlasam? Şarkı söyleyişindeki naiflikten mi söz edeyim yoksa yazdığı içten sözlerden mi? Sözlerini iliştirdiği “bizden” ezgiler, eşsiz yorumuyla yan yana geldiğinde vazgeçemeyeceğimiz şarkılara dönüşüyor.

Üzerinde çok düşündüğümüz hâlde isim bulamadığımız bir “tür” onun yaptığı. Kulvarında yalnız yürümeye başladı ancak adımlarını hep bilinçli attı. Yalnız kelimesi yanlış anlaşılmasın. Bu yalnızlığa ekip arkadaşları dâhil. Başta yoldaşı Ali Güçlü Şimşek, tüm elemanlar, en başından beri yanında ve "tür"ü şekillendiren dokunuşlarda söz sahibi.

Yaptığını şöyle anlatmak mümkün: Kendine ait alaturka nağmeleri, yine kendine has üslubuyla yorumluyor ve onları Batı müziğiyle birleştiriyor. Bunu yaparken aklımızı alan, doğasında olan arabeskle harmanlayışı. Dahası, elektronik dokunuşları. Yan yana gelemeyecek bunca şeyi öyle bir karıştırıyor ki, maya tutuyor. Sonrasında bambaşka bir âlemin kapıları açılıyor. Bizi bu âleme salan, formülünü sır gibi sakladığı ve başka kimsenin katamayacağı bir lezzet.

Uzay, hedefi: Pluton, Jüpiter, Uranüs ve hatta Kripton, şarkılarında karşımıza çıkıyor. Buna rağmen İstanbul’un göbeğinden sesleniyor bize ve eskiye dair tınıları, unuttuğumuz güzel makamları hatırlatıyor. Dumanlı, saykodelik ama aslında has “sanat müziği" -ki etkileyiciliğinin sırrı burada: Alaturkayla büyüyen Gaye, çocukluğunda kulağında kalan nağmeleri müziğine şırınga ediyor. İçinden geleni, şarkılarına katıyor. Masa başında yazmıyor, yaşayarak ve yaşatarak üretiyor ve bu esnada cazdan hicaza uzanıyor.

"Tür"ünün tek temsilcisi ve hep öyle kalacak. Anadolu-pop’a getirdiği yeni ve ileri yaklaşım, onu benzersiz kılıyor. Selda’nın yorumunu bugüne taşıyor ama çok etkilenmesine rağmen onu taklit etmiyor. Attila Özdemiroğlu’nun Zülfü Livaneli için yaptığı düzenlemelerde, Orhan Gencebay’ın “serbest” çalışmalarında, Ergüder – Nur Yoldaş ikilisinin “Sultan-ı Yegâh”ında karşımıza çıkan [ve bugüne kadar pek çok kişinin aradığı] “sentez”in bir adım ötesine geçiyor. Dünya müziğine, alaturka soslu ve Türkiyeli bir katkı onunki: Alabildiğine yerel ama bir taraftan sonuna kadar evrensel. Ruhi Su’nun “yöreselden ulusala, ulusaldan evrensele” şiarıyla yaptığını, bugünkü şartlarda ve kendi dokunuşuyla yapıyor.

Kendi adıma onda en sevdiğim şeyin şarkılarına sinmiş anason kokusu olduğunu söyleyebilirim. Rakının yanına Müzeyyen Senar’la birlikte Gaye Su Akyol şarkılarını iliştirmem, rakı içerken plaklarını döndürmem bundan.

İlk albümü “Develerle Yaşıyorum”, 2015 yılında yayımlandı. Dokuz şarkıdan müteşekkil albüm, o güne dek yaptığı çalışmaları topladığı bir retrospektif gibi de algılanabilir. “Toplama” kelimesi yanlış tınlamasın: Değişik zamanlarda yapılmış kayıtlar bir araya getirilmemiş; temize çekilmiş, yeniden kotarılmış. Bu albümle oluşan dinleyici kitlesi her geçen gün büyüyor ve kemikleşiyor. Bir kere dinleyen iflah olmuyor, şarkılarının çekim alanına giriyor, orada kalıyor.

Gaye Su Akyol’un ikinci albümü “Hologram İmparatorluğu”, dinleyicisini hayal kırıklığına uğratmadı. Prodüksiyonunu ekibiyle birlikte yaptığı bu albüm “aile” şirketi Dunganga Plak tarafından basıldı. Alman menşeili Glitterbeat, bu albümü, Japonya'dan İngiltere'ye dünyanın dört köşesine ulaştırdı. 12 şarkılık albümdeki sözler ve müzikler, ekseriyetle kendisine ait. “Hologram”ın müziğini “yoldaş” Ali Güçlü Şimşek yapmış; “Mona Lisa”nın sözleri baba Muzaffer Akyol tarafından yazılmış. Gaye’nin çok iyi bir şarkı yazarı olduğu konusunda herkes hemfikir. Şarkıların on biri, kendisine ait. Müzisyen kimliğini de saklamıyor: Şarkılardan dokuzuna davuluyla eşlik etlmiş, bir kısmında klavyenin başına geçmiş. Açılışı şenlendiren alaturka yaylıların yanı sıra ud, keman ve trompet, albüme renk katan enstrümanlar. Karşılıklı atışmalar ve gazelin altındaki ince işçilik, onların marifeti.

Şarkıcılık derseniz, değme solistlere taş çıkartacak düzeyde. Yıllarca ders almış gibi oysa alaylı. Sesini öğretmenler marifetiyle değil içgüdüleriyle işlemiş. Bu, sesteki edayı, işveyi de açıklıyor. Yorumu, güzel bir arabeski içinde barındırıyor. Kimilerince tehlikeli sayılabilecek bir hat bu ancak emin adımlarla ilerliyor.

Gaye Su Akyol, mahallenin en genci ama çoktan "usta"sı Barış Manço'nun yanına yerleşti bile.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.