Haftalık Bağımsız Gazete 02 Mart 2021

Şarkılarımız


Feyza HEPÇİLİNGİRLER

Feyza HEPÇİLİNGİRLER

Okunma 08 Ocak 2021, 10:56

Viyana Filarmoni Orkestrasının yeni yıl konseri (1 Ocak 2021, TRT 2) olağanüstüydü. Şef Riccardo Muti’nin arada söyledikleri ise beni şaşırttı ve düşündürdü. Müziğin yalnızca bir eğlence aracı olmadığını; barış, huzur, aşk gibi pek çok duyguyu ilettiğini belirtti Muti, daha sonra da müziğin daha iyi bir toplum yaratma görevinin bulunduğunu ve sağlık açısından, özellikle zihin sağlığını korumak bakımından müthiş olduğunu söyledi. Beni şaşırtan ve düşündüren, daha doğrusu, ezberimi bozan, tam da bu sözleri oldu. “Müzik ruhun gıdasıdır”, diye bir sözü hep biliriz ama 80 yaşındaki şef Muti’nin söyledikleri benim için çok yeni. Daha iyi bir toplum yaratma ve zihin sağlığını koruma... Şimdiye kadar üzerinde düşündüğüm konular değil. 

Çok önemli bir müzik varlığına sahibiz. Pek farkında olmasak da müziğimizin çeşitliliği, gerçek bir zenginlik. Başka bir kültürde bu çeşitlilik var mıdır, bilemiyorum. Şarkılarımız, türkülerimiz, ağıtlarımız, tasavvuf musikimiz, hafif müziğimiz, dünya ile ortak klasik müzik, rock, pop, caz, rap, blues gibi türler, benim anladığım / anlamadığım, sevdiğim / sevmediğim çeşit çeşit müzik. Bunların arasında Türkiye’de en çok dinlenen arabesk müzikmiş. Bunu da yeni öğrendim. Her tür ayrı renk, ayrı zenginlik... Peki ya içerik? Bunlar arasında hani Muti’nin söylediği, zihin  sağlığına katkı sağlayan, daha iyi bir toplum yaratma amacına hizmet eden var mı? 

Madem Türkiye’de en sevilenmiş arabeskten başlayalım: Aklınıza ilk gelen hangi şarkı? “Ne sevenim var ne soranım var, öyle yalnızım ki...” Benim aklıma bu geldi. Zihin sağlığı, ruh sağlığı , daha iyi toplum yaratma amacı... Yok! Bunları vermez de ne verir? Yaşama küsme, içine kapanma, duvarları yumruklama, ağlama isteği... Biraz daha aradım. Karşıma, “Bak halime arkadaş, yaşarken ölmüşüm ben” diye bir şarkı çıktı. Sonra da şu:  

“Dertler derya olmuş, ben de bir sandal

Devrilip batmışım, boğulmuşum ben”

“Ne zaman bitecek tanrım bu azap

Yarını olmayan günlere kaldım,” diyen bir şarkıdan da bizi daha iyi bir toplum yaratma hedefine ulaştırmasını bekleyemeyiz. Bu hedef fazla büyük geldi belli ki. Hedefi küçültelim biraz. Ayrıca arabeskten başlamak hataydı. Bu müziğin, insanda kendisini yaralama isteği uyandıran bir tür olduğunu herkes biliyor. Biz kalkmış ondan zihin sağlığımızı korumasını istiyoruz. Arabeskten veremeyeceği şeyleri beklemenin anlamı yok. Şarkılarımıza bakalım. Hani TRT’nin Türk sanat müziği adını verdiği türün örneklerine. Hedefi de küçülttük ya, dinlediğimiz şarkıların bize hiç değilse bir yaşama sevinci vermesini istemek çok değildir herhalde.

Pek çok şarkımızın, “Ooof... ooof... of” diye başladığını düşününce en baştan umutsuzluğa kapıldım ama hemen teslim olmak yok. “Aman aman...” diye yakınanları eleyelim. Durmadan “ah” çekenleri de bir kenara koyalım. Hatta içinde “ölüm” geçen şarkıları da “ölümlü şarkılar” diye başka bir yazının konusu yapalım. Daha masum görünenlere, hani bize yaşama sevinci verebilecekmiş gibi görünenlere bakalım. Onlarda umut var mıdır acaba? 

“Dertleri zevk edindim bende neşe ne arar?” şarkısıyla neşelenemeyeceğimiz gün gibi ortada. Onu geçelim. 

“Bitmez tükenmez bu dert ömür diyorlar buna” şarkısını dinleyip mutlu olma şansımız var mı? I-ıh! O da yok. Bir başka şarkıya kulak verelim:

“Ağlamakla inlemekle ömür gelip geçiyor,” diyerek kahkaha atmamız da pek mümkün görünmüyor. 

Kendisini süründürecek ya da delirtecek bir aşk isteyeniniz varsa bu şarkı ona gelsin: “Aşkınla sürünsem, yine aşkınla delirsem”.

Biz yüzümüzü güldürecek, bize hayatı sevdirecek, bizi mutlu edecek bir şarkı istiyorduk, değil mi? Şu şarkıda duygularını dile getiren bunları istemiyor da sevgi istiyor. Ama söyleyeyim, koşullar biraz ağır. Bilmem gönüllüsü çıkar mı?

“Halimi anlayacak / Derdime katlanacak / Benimle ağlayacak / Bir sevgi istiyorum.”

Vampir soyundan gelip her gece kan içiyormuş ama onu bu akşamlık istemiyormuş gibi, “Şarap koy kadehime kan doldurma bu akşam

Üzgün müyüm, şen miyim, sorup durma bu akşam,” diyen de var. Büyük olasılıkla karşısındaki kadına söylüyor bunu. Ama bize de söylemiş oluyor. 

Daha iyi bir toplum yaratma amacından falan vazgeçtim biz bu şarkılarla yaşayıp akıl ve ruh sağlığımızı koruyabiliyorsak kocaman bir “aferin”i hak ediyoruz. 

Türkçe notu: Türkçede “Buraya gel,” ile “Gel buraya” arasında anlam farkı vardır. Bu inceliği sezenler, ikincinin sonuna bir ünlem işareti koyma gereksinmesi duyarlar. Kaçtır kulağıma çalınıyor. Dizilerde falan sevgilisine sarılmak isteyen, “Gel buraya” diye yanına çağırıyor onu. Son gördüğümde, bir ağabey, kız kardeşini kucaklama isteğini, “Gel bakayım buraya” diye dile getirdi. Merak ediyorum, dövecek olsa ne diyecekti acaba? 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ERGÜN ÖZKAN - 2 ay önce
sevgili Feyza Hanım. Şarkılarimızla ilgili güzel yazinız ilgi alanima girdiği için çok begendim,çok ilgimi cekti.Kaleminize,sarkılarımiza bakış biçiminize hatta yazış biçeminize bayıldim. İzninizle ufak bir bilgiclik yapmamın tam yeri diye Alman Frankfurt Okulu filozofu Theodor Adorno'nun sanat(özellikle muzik ilgili)üzerine düşuncesini kendi anlatımimla özetlemeye çalışayım: Kentsoylu gunumuz toplumlari yanlıs toplumlardir. Ozellikle megakentlerdeki bogucu insan yasamı onun doğasına aykıridir. iste o nedenle onun TEK SIĞINAGI SANAT OLMALIDIR.Viyana Flarmoni Orkestrasini ben de dinledim. bizim arabesk müzigimizin, yalniz arabesk mi sizin de yazdiğıniz gibi klasik Türk Muziği de digerleri de koyu karamsarlik yelleriyle ruhlarimizi karartiyor, yasamaya degil öte dunyaya cekiyor. Yıl sonu Berlin Flarmoni olsun Viyana'da olsun olaganustü guzeldi. Sizin yazinizdaki bakis açiniz da ayrica guzel.Tesekkurler, Yeni Yilda saglikla sevgiyle kaliniz.
Avatar
Yasar - 2 ay önce
Ben Maestro Ricardo Mutti’nin konusmasini begendim dogrusu
Avatar
Işık - 2 ay önce
Ne güzel yakalamişsiniz Feyza Hn. Şarkıları özne kılan bir toplumsal araştırma var mıdır?
Sizi izlemeyi sürdürüyor ve teşekkür ediyorum.
Avatar
Vasfiye Açık - 2 ay önce
Her zaman olduğu gibi, bu konuyu da o kadar güzel anlattınız ki. Kaleminize sağlık. Türkülerde de zaman zaman böyle düşünürdüm.
Sözsüz müzikler beni daha çok dinlendiriyor.
Avatar
Nilgun - 2 ay önce
birebir katılıyorum size...
Avatar
Meral Kutluğ - 2 ay önce
Harika tesbitler,çok güzel bir yazı.
Avatar
Gül Ayşe Aydemir Yaldız. - 2 ay önce
Ablacığım, yüreğinize, kaleminize sağlık. Batı’dan yola çıkarak Doğu’nun arabesk müziğini bu kadar inceden işlemeniz ve seçtiğiniz örnekler okurken içimi Bursa da beni mutlu etti, yaralar dağlanarak iyileşirmiş, dedim. Saygılar.