Haftalık Bağımsız Gazete 25 Ağustos 2019

Sanat yemekte yenir mi?


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 08 Ağustos 2019, 16:14

Nick Cave üçüncü Grinderman albümünün sinyalini verdi. Tabii ki bu haber karşısında her ‘Cavesever’ olarak hararetli bir heyecan yaptık! Uzun yıllar kendisinin desturunu verdiği Bad Seeds grubunu yöneten Cave, grubun alanı dışında kalan sound’lara yönelmek amacıyla yine Bad Seeds’in ana üyelerinden oluşan Grinderman’ı kurmaya karar vermişti. Projenin amacı, farklı bir yaklaşımla, şimdiye kadar Bad Seeds’in kendi çalışmalarında kapsayamadığı seslere yer vermek. 2007’de grupla aynı adı taşıyan ilk albüm Grinderman’dan sonra 2010’da yayınlanan Grinderman 2 ile dahası ne zaman gelir derken, dokuz yıl sonra Cave yeni albüm için yeşil ışık yaktı. Hatırlarsanız; 2011’de yollarını ayırmaya karar verirken, sonrasında birleşebileceklerinin cümlesini kuran grup, 2013’te Coachella’da bir performans için tekrar bir araya gelmişti. Geri dönüş eleştirilerine sosyal medyası üzerinden cevap veren Cave ise, “Her b.ktan grup bunu yapıyor, neden gerçekten iyi olan yapmasın” açıklamasında bulunmuştu… The Red Hand Files’ta yazdığı son yazısında ilk iki albümü, “Tamamlanacak bir üçlemenin parçaları” olarak tanımlayan Cave, böylece üçüncü albüm için ilk duyuruyu yapmış oldu. Ayrıca yazılanlara göre, bu aralar Bad Seeds ile Skeleton Tree’nin devamı niteliğindeki yeni albümü üzerinde çalışan Cave, bir yandan da Warren Ellis ile orkestra konserleri için hazırlık yapıyor. Üstüne bu sonbaharda Kuzey Amerika’daki Conversations turuna da devam edecekmiş. Erken içimden geldi yerine, dikkatinizi çekmek isterim notu; Cave, 1957 doğumlu (hayatına, yaşadıklarına bakınca da ‘alternatif rock’ın karanlık prensi’ lakabını sonuna kadar hak ettiğini söyleyebiliriz). Yaşadığımız coğrafyada Cave’in üretkenliğinde (kitaplarını söylemiyorum bile), bir yandan farklı gruplarla sound’larda projeler geliştirip, bir yandan da dünya turnesinde dinleyenlerini kendine hayran bırakan bu kadar ‘çalışkan müzik insanı’ yok!

Düşünceyi sese çeviren teknoloji

Columbia Üniversitesi’nde çalışan bir grup mühendis, insan düşüncesini sese çeviren bir teknoloji geliştirmiş. Beyin sinyallerini takip eden sistem, algıladığı kelimeleri anlaşılır bir biçimde telaffuz edebiliyormuş. Gelecekte, konuşma sorunları yaşayanların bu teknoloji sayesinde iletişim kurması mümkün olabilecek. Hoş, bugünün dünyasında konuşmak nedir ve konuşmak mevzusunun içi ne ile dolduruluyor, işte bunlar birer dilemma! Dr. Hassan Akbari ve arkadaşlarının Prof. Dr. Nima Mesgarani önderliğinde yaptığı araştırmanın sonuçları Scientific Reports’ta yayımlandı. Detaylar için bilahare araştırmaya göz gezdirebilirsiniz. Fanilik mesaimizi arada sırada böylesi bilgilerle de şereflendirmek lazım.

Son yıllarda tiyatro mesailerimden bana kalan birkaç sorudan ve cümleden biri de ezilenlerin safında yer alan Lorca oldu. İspanyol şair ve oyun yazarı, aynı zamanda ressam, piyanist ve besteci, 27 kuşağının sembol üyelerinden birisi olan Lorca, İspanya İç Savaşı'nın başlangıcında, 38 yaşında iken milliyetçiler tarafından öldürülmüştü. Tarih: 18 Ağustos 1936, yer İspanya Granada. “Tiyatronun gücü, onun toplumsal sorunlara bakış açısıyla ölçülebilir yalnızca” diyordu. Lorca’ya göre tiyatro, toplumsal eşitsizliğe karşı direnen halkın eğitimi için bir araçtı. O sebeple de Lorca için tiyatro, hayatın bir aynasıydı. Günümüzde tiyatro bu rotada nerede duruyor, kafamda deli sorular ama aklıma geçen yıl, BGST ekibinin sahnelediği “Lorca'nın Acıklı Güldürüsü” geldi;  Lorca’nın hayatından ve şiirlerinden kısa kesitlerin yanı sıra, Kanlı Düğün, Don Cristobita ile Dona Rosita'nın Acıklı Güldürüsü, Eskicinin Tazesi, Yerma ve Kız Kurusu Gül Hanım oyunlarından sahnelerin de yer aldığı oyunu yazan, yöneten Aysel Yıldırım. Temiz bir tiyatro oyunu idi, önümüzdeki sezon sahnelenirse muhakkak ajandanıza notunuzu alın!

Her şey o kadar değişti ki!

Türkiye tiyatrosunun üç ustası Zeliha Berksoy, (en son 9 yıl önce tiyatro yapan) Deniz Gökçer ve (tiyatro, sinemadan aşina olduğumuz, ayrıca TRT’de ressam Bob Norman Ross’ı seslendiren) Burçin Oraloğlu’nu bir araya getiren bir oyun ‘Sanat Yemekte Yenir mi?’…  Oyunun genç oyuncusu ise Arda Meriçliler.

Metin “Sanat Yemekte Yenir mi?’ diye iki türlü soru açıyor” diyor Zeliha Berksoy ve Cumhuriyet’ten Dilek Kılıç’a verdiği röportajda şöyle devam ediyor: “Birincisi 40. evlilik yıl dönümü sofrasında bir sanat tartışmasına giriliyor. Hem de artık sanata restaurantların tercih edildiği bir mecaz da var. Gerçekten uzun yıllar, çok farklı bir tiyatro seyircisi vardı İstanbul’da… Her gece hemen hemen hepsi dolan tiyatrolar vardı Beyoğlu’nda… Bayramlarda tiyatroda daha çok oyun oynardık, yılbaşı gecesi tiyatroya gelinirdi. Seyirciler yeni yılı bizle kutladıkları için bir teşekkür olarak gecenin sonunda çekiliş yapılırdı. Sonra her şey o kadar değişti ki… Birden bire 85’ler, 90’larda bir restaurant sosyetesi çıktı ortaya. İnsanlara birbirlerini restaurantlarda görüp, orada ilişki kurmak daha cazip geldiği için kültür de değişti. Beyoğlu’ndaki tiyatroların yavaş yavaş yok edilmesi de çok etkili oldu… ‘Sanat Yemekte Yenir mi?’ burada başlıyor.”

(TV’de Kanıt dizisinin senaristlerinden ve İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Öğretim Üyesi olan bilim kadını Sevil Atasoy’un kızı) Selin Atasoy’un yazdığı, Zeliha Berksoy'un yönettiği bir aile komedisi karşımızdaki. Harika ve Kerem 40. evlilik yıldönümlerini kutlamak üzere hazırlıklar yaparken, oğulları Umur babası yüzünden içine düştüğü bir çapkınlık entrikasından annesine duyurmadan kurtulmaya çabalamaktadır. Kerem’in kız kardeşi, bir başka ünlü tiyatro oyuncusu Alev ise o sabah kocası tarafından terk edilmiş, elinde valizi, kontrol edilmesi güç bir ruh hali içinde aynı öğleden sonra Harika ve Kerem’in evine gelmiştir. Evdeki baş döndürücü kargaşa ile birlikte sanat, tiyatro, günümüz dünyası ve medyası üzerine başlayan tartışma kutlama yemeğinde de hararetle devam eder. Ezcümle; sade bir izlek olarak diyebileceğim, sahnelenişi yahut detaylardaki bir, iki sıkıntısı hariç tertemiz bir oyun sahnedeki, bu aralar fanilik mesaisinde ortaya serin ve ferah izlencelikler arıyorsanız, işte rotası…

Haftanın vedasını da (1925-1995) Fransız yazar ve filozof Deleuze’den verip, izninizle huzurlarınızdan uzamak isterim: ‘Tekrar’ asla ‘aynı’nın yeniden oluşu değildir; tekrar, her zaman farkla tekrardır.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.