Haftalık Bağımsız Gazete 18 Aralık 2017

Çalışan Anne Olmak

Kadıköy Belediyesi Çocuk Koruyucu Ruh Sağlığı Merkezi'nden Uzman Klinik Psikolog Sevda Arslan Poyraz çalışan annelerin ruh halini yazdı...

Çalışan Anne Olmak
GazeteKadıköy

Annelik, hiç şüphesiz, birçok kadının hayatında daha önce yaşamadığı duyguları beraberinde getiren önemli bir deneyimdir. Bir anne hamile olduğunu öğrendiği andan itibaren kendisini yepyeni bir sürecin içinde bulur. Pek çok soru da peşi sıra gelir: “Bu bebeğe nasıl bakacağım? Ne kadar süre emzirmeliyim? Uyku eğitimini nasıl veririm?” gibi. Çalışan bir kadın anne olduğunda ise bu sorulara eşlik eden başka sorularla daha baş başa kalır: “İşe ne zaman geri dönmeliyim?  İşe döndüğümde çocuğum bundan nasıl etkilenir? Evde geçirdiğim vakit yeterli olacak mı? Bakıcıyla ya da anneanne / babaanneyle büyüyen bir çocuk annesiyle büyüyen çocuğa göre nasıl farklılıklar gösterir?” gibi sorular da annenin zihninde döner dolaşır. Anne bu sorularla baş başa kalır dedik ama aslında çok da baş başa kalamaz, çevresi de bu konuya karşı epey ilgilidir. Annenin çalışmasını destekleyenler de olur, kritik edenler de. Ama mutlaka herkesin paylaşmadan edemediği bir yorumu, fikri vardır. Anne de kendi duyguları ve iç çatışmaları doğrultusunda bu yorumlardan etkilenebilir. İşe geri dönmek annenin kaygılarını arttırabilir. Suçluluk hissettirebilir. Fakat işe geri dönmemek de başka kaygıları ya da sıkıntıları doğurabilir. Annelik deneyimine, özellikle Türk toplumunda, fazlaca anlam yüklendiği için -malum cennet annelerin ayakları altındadır- bu durum annelere yönelik yüksek beklentileri de beraberinde getirir. Bu sebeptendir ki çalışan bir babanın çalışıyor olmasından dolayı bir kaygı ya da suçluluk duygusuyla ruh sağlığı uzmanından yardım istediğine herhalde rastlanmamıştır. Bir anneden, çalışsın ya da çalışmasın, çocuğun her türlü sorumluluğunu alması, tüm bakımını üstlenmesini bekleyen aileler hiç de az değildir. Hayat bilgisi kitaplarında dahi baba elinde çantayla işe giderken, annenin ise bebeğine bakarken resmedildiği dönemlerde büyümüş çocuklar, yani bugünün anne babaları, bu yerleş(tiril)miş algıları ha diyince de atamazlar üstlerinden. Bütün sorumluluğu üstlenen, üstelik bunun olması gerektiğine inanan bir annenin, yolunda gitmeyen en ufak bir olay karşısında kendisini tek sorumlu ilan etmesi muhtemeldir. Oysa çocuğunuz hastalandıysa, geç yürüdüyse, ya da okumayı geç söktüyse emin olun annesinin çalışıyor olmasından daha farklı sebepleri vardır.

Bir bebek dünyaya geldiğinde, hayatta kalabilmek için, ona bakan, onun ihtiyaçlarını önemseyen, onu seven birinin varlığına ihtiyaç duyar. Hayatı boyunca da duymaya devam eder, ama bu ihtiyacın derecesi bebek büyüdükçe, zamanla azalır. Bebek dünyaya geldiğinde ideal olan gerçekten de böyle bir bakım verenin yanı başında olmasıdır. Bu bakım veren kişi çoğu zaman annesi olur. Anne ihtiyacı anlar ve hemen gidermeye çalışır. Bir süre bu annenin en büyük tasası olur ve bu da bebeği değerli hissettiren tutumdur. Ancak zamanla anne bu ihtiyaçları karşılamakta o kadar da acele etmemeye başlar, bebek de sabretmeyi öğrenir. Bu ikili yavaş yavaş kendi ilgi alanlarına dönerler. Ama kendi ilgi alanlarına dönmeleri birbirlerinden vazgeçtikleri anlamına gelmez. Sadece artık başka şeylere de yer açma ihtiyaçları vardır. Bir bebek nasıl anneden uzaklaşıp dünyayı keşfe çıkıyorsa anne de birincil görevini tamamlamıştır ve kaldığı yerden devam etmeye doğru bir yol alır. Mesela işine geri döner. Döndükten sonra da tasası bitmemiştir; “Acaba bebeği yemeğini bitirmiş midir?, Uykusunu almış mıdır?, Bakıcısına alış mıdır?, Kendisini arıyor, özlüyor mudur?” gibi sorulara merhaba der. Annenin fiziksel olarak bebeğinin yanında olamasa da onu zihninde taşıması, merak etmesi çok kıymetlidir. Birlikte geçirilen uzun saatlerden ziyade birlikte geçirilen keyifli saatlere ihtiyaç duyar çocuklar. Aslına bakılırsa ebeveynler de buna ihtiyaç duymaz mı? Gün boyu çocuğuyla beraber olmak elbette anneyi de yormaz mı, ve dahi sıkmaz mı?           

Çalışan Anne Olarak Nelere Dikkat Etmeliyim?

Yüksek beklentiler içinde olmamak, bütün sorumluluğu üstlenmemek, mükemmel olmaya çalışmaktan vazgeçmek meselenin esasıdır. Ünlü psikanalist Winnicott'ın “yeterli ebeveynlik” kavramıyla bizlere anlatmaya çalıştığı şey de budur aslında. Bir anne çocuğunu gerçekten sevdiğinde, değer verdiğinde, ihtiyaçlarını önemsediğinde (çocuğun özgürleşme ve sınır konulma ihtiyacı da dahil olmak üzere) üzerine düşen sorumluğu yerine getirmiş olmaz mı? Bütün bunlar için de çalışan bir anne olması engel değildir. Kim bilir, belki de annenin çalışıyor olması çocuğuna organize olmayı, planlamayı ve sorumluk almayı daha iyi öğretir.      

                                                  

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali Arslan - 3 hafta önce
Çok güzel yazmışsın. Biz oraları geçtik. Darısı genç anne ve babalara. Fakat kreşler doğru organize olurlarsa annenin işi kolaylaşabilir. Kısacası Türkiye'de anne olmak zor.
Avatar
Saliha Arslantaş - 3 hafta önce
Harika bir yazı çalışan annelerin düşüncelerini çok güzel anlatmışsın Tebrikler
Avatar
Murat Selvi - 3 hafta önce
Anneleri daha iyi anladim şimdi , elinize saglik.
Avatar
Süheyla Selvi Budak - 3 hafta önce
Sevda hanım, kaleminize sağlık. Yazdığınız gibi çalışan annelerin çocukları erken yaşta olan planlı hareket etmeyi öğreniyorlar. Keyifle okudum yazınızı. Devamını bekleriz.
Avatar
Demet Yiğitbas - 3 hafta önce
Ne güzel anlatılmış her şey. Elinize sağlık. Anne adaylarının ve esasında, o fikirlerini paylasmadan duramayan yakınlarının okumasi gereken bir yazi