Haftalık Bağımsız Gazete 20 Temmuz 2019

Ömürde 80, sahnede 60, Kadıköy’de 35 yıl…

80 yaşındaki, 60 yıllık oyuncu Suna Selen ile 35 yıldır yaşadığı Kadıköy’de buluştuk; hem oyunculuğu, hem semti konuştuk…

Ömürde 80, sahnede 60, Kadıköy’de 35 yıl…
Gökçe UYGUN

Onlarca filmde karşımız çıktı, pek tiyatro oyununda izledik onu, televizyon dizilerinde de seyirci karşısına çıktı. Kariyerinde pek çok farklı rolü barındıran oyuncu Suna Selen, aslında ressam olmanın hayalini kurmuştu çocukken. Selen ile çok sevdiği Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde buluştuk, hayatını ve oyunculuğu konuştuk.

  • Neler yapıyorsunuz bugünlerde Suna hanım? 

İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Filozof Ahmed adlı okuma tiyatrosu oyunundayım. Biliyorsunuz ben DT’den emekliyim. Emeklilere aynı kurumda tekrar çalışma hakkı çıktıktan sonra da tekrar döndüm. 5 yıllık aradan sonra yevmiyeli başladım. Tabi oyun çıktıkça. Mesela geçen sene çalışamadım. Geçen yıl özel bir çocuk tiyatrosunda oynadım. Televizyonda da Kızım dizindeyim.

  • Sürekli çalışıyorsunuz…

Evet, çünkü ben şuna inanıyorum; bizim mesleğimizde antremana ihtiyaç var. Aynen bir sporcu gibi. O heyecana alışmak lazım. Mesela ben 5 sene sonra tekrar sahneye çıktığım zaman gerildiğini çok iyi hatırlıyorum. Kalbim küt küt atıyordu. Dizi, filme rol almak ile seyirci karşısında oynamak aynı şey değil. Tiyatro başka bir performans gerektiriyor.

  • Ben de tam onu soracaktım. Siz yıllardır hem sinema sektöründeydiniz, televizyon dizilerinde rol aldınız, tiyatro da yaptınız. Sizin için hangisi daha heyecan verici?

 Tiyatro… Çünkü tiyatroda çok emek veriliyor. Bu emeği verdikten sonra ortaya çıkan işi de daha çok benimsiyorsunuz. Öte yandan bazı filmler oluyor ki bunlarda da mesela bir ay prova yapıyorsunuz. Yani iyi çalışılmış filmlerin de tiyatrodan farkı kalmıyor çünkü ona da çok emek vermiş oluyorsunuz.

  • Peki ya televizyon?

Dizilerde çok itiş kakış oluyor! (gülüyor)

“REKLAM YOKSA DİZİ DE YOK”

  • Dizi sürelerinin uzunluğu çok tartışılan bir konu. Siz ne dersiniz?

Ne desem boş… Evet dizi süreleri çok uzun çünkü çok fazla reklam var. Ama bir yandan da o reklamlar bu işi finanse ediyor. Ne yapacaksınız ki? Tutmuş bir dizin içine bir sürü reklam veriliyor. Yani o reklamın parasıyla o iş dönüyor.  Reklam nedeniyle, dizilerin eli mahkum uzun olmaya. Reklam yoksa dizi de yok.

Eğer ki ekonomimiz çok daha iyi olmuş olsaydı… Mesela ben 80’lerde TRT dizilerinde oynadım. Düzgün dizilerde de oynadım yani oynamadım değil. Onlar 40'ar dakikalıktı. Çünkü devletin kanalı, reklam sorunu yoktu.

  • Demin oyunculuk türlerini sordum ya; tiyatroda, seyirci ile birebir olmak nasıl bir his bir oyuncu açısından?

Onun heyecanı bambaşka! Hata yaptığın zaman düzeltme imkanı yok, özellikle hata yapmamaya dikkat etmek zorundasınız.

  • Sizin hiç hata yaptığınız oldu mu?

 Hayır olmadı.

  • Çok enerjiksiniz. Nedir kaynağınız? Bu enerjiyi neye borçlusunuz?

Çalışmaya.

  • Çalıştığınız için mi enerjiksiniz, enerjik olduğunuz için mi çalışıyorsunuz?

Çalıştığım için enerjiğim. Bizler işleyen demir ışıldar diye büyütüldük. Çocukluğumdan beri bana kimse başka bir şey demedi ki.

“AYAKTA ÖLMEYİ DİLİYORUM…”

  • ‘80’imdeyim, artık emekli olayım’ diye düşünüyor musunuz?

Hayır hiç düşünmedim. Ben hep ayakta ölmeyi diledim. Hiç unutmam rahmetli Tevhit Bilge, bir film çekimi sırasında, pencerede bir sahnesi varmış, o sırada küt gitmiş. Tam çalışırken yani. Allah bana da böyle bir ölüm versin… (gülüyor)

  • Ölüm hakkında rahatça konuşabiliyorsunuz.

Nasıl olsa başa gelecek…

  • 60 yıldır oyunculuk yapıyorsunuz bu ülkede. Geçmişle bugünü kıyaslayınca neler görüyorsunuz?

Tiyatroda çok bir fark olduğunu sanmıyorum. Sinema ise Türkiye'nin dünyayla paralel ilerlediğini düşünüyorum. Bizde Yeşilçam sineması küçümsenir ya. Ama benzer mantığın Amerikan sinemasında da olduğunu görüyorum. Mesela çok önemli eski bir Amerikan filminde, kadınla adama bakışıyorlar uzaktan, adam kadına doğru koşarken araba çarpıyor!  Şimdi mesela bunu biz yaptığımız zaman gülünç oluyor ama o zaman Amerikan sineması da buymuş.  Yeşilçam sinemasını zedeleyen seks filmleri furyası oldu. Karyola topuzu yalamalar filan! (gülüyor)

  • Hepsini izlemedim Suna hanım, bilemiyorum.(gülüşmeler)

Ay ben de izlemedim. (kahkahalar). Çok iyi bir oyuncu arkadaşımı tiyatrodan böyle bir sahne nedeniyle çıkarmışlardı, oradan biliyorum.

Bir belgeselde görmüştüm meğersem ki bir zamanlar Avrupa sinemasında de böyle bir furya varmış. Demek ki konular bitince oraya geçilmiş. Fakat bizim Türkler gene de çok zeki bir biçimde çıkmışlar bu furyadan. Masallarla…

  • Nasıl?

Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Keloğlan, Alaaddin'in Lambası,  Külkedisi gibi masal filmleri furyası. Sonunda masallar da bitti. 80’lere doğru asıl sanatsal Türk sineması başladı. Şimdi ben sinemamızın dünya çapında olduğunu düşünüyorum.

Sadece şunu beceremiyoruz; telif haklarımız yeterli değil.  Çok açık bir şey söyleyeyim ben mecbur kalmadıkça bandrollü film DVD’si almıyorum! Almam! Niye alayım kardeşim? Hangi parayla alacağım? İte efendim hak filan diyorlar, benim hakkımı veriyorlar mı? Hayır! Ben de 5 liraya korsancıdan alıyorum. Oh canıma değsin! (gülüyor) Çünkü başka türlü filmleri takip etme imkanım yok, her seferinde 30 lira 30 lira veremem ki. Öyle bir param yok, öyle bir para kazanmıyorum. Ben aslında bu konuyu artık gündeme bile getirmiyorum, laf geldi de söyledim. Gündeme getirseniz ne olacak ki, kimse size telif hakkı falan vermez. Öyle bir umudum yok.

  • Haklarınız için Oyuncular Sendikası’na üye misiniz?

Evet mücadele içindeyim ama bir şey çıktığı yok. Mücadele etmek için ediyoruz işte…

  • Deminki konuya biraz dönmek istiyorum. Siz bir dönem modellik de yaptınız yani güzelliğiniz de dikkat çekmiş demek ki. Seks filmi teklifi geldi mi hiç?

Hayır gelmedi. Bana masal filmine teklif geldi. (gülüyor)  Seks filminde oynamadım ama Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri filminde soyundum. Çünkü onu gerektiriyordu. Oysa seks filmleri aptalcaydı.  

  • Size bir rol teklif edildiğinde, kabul edip etmemedeki kıstaslarınız neler?

Üstesinden gelip gelemeyeceğimden başka bir ölçüm yok.

Oynayıp da pişman olduğunuz bir rol oldu mu?

Hayır.

TERAPİ EDEN ROL… 

  • Peki ya en sevdiğiniz, unutamadığınız bir rolünüzü sorsam. 

6 yaşındayken annem benim Pamuk Prenses Yedi Cüceler filmine götürmüştü, kötü cadıdan çok etkilenmiştim. Sürekli o cadının kabusunu görmeye başladım. Hem de bu senelerce sürdü.  Yıllar sonra bana Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler filminde kraliçe rolü teklif edildi. Ben de ‘Ben bir oyuncuyum, sadece güzel kadın rollerinde oynamam’ diyerek, cadıyı da oynama şartıyla kabul ettim. Ve, senelerce kabusunu gördüğüm cadıyı oynadım. Ve o rol beni iyileştirdi, o kabusu bir daha görmedim…

  • Oyunculuğun iyileştirici gücü…

Evet. Bu drama terapi denen şey, hastanelerde bir tedavi yöntemi olarak uygulanıyor.

Oyunculuğun insanlığa faydası nedir?

Oyuncunun kendisiyle yüzleşmesine yardımcı olur.

  • İzleyen açısından peki?

Eğer oyuncu, yarattığı karakterle sizin özdeşleşebileceğiniz kadar iyi bir oyunculuk sergiliyorsa; siz o karakterin kötü yönlerinde kendinizin farkına varabilirsiniz. Aynaya bakmak gibi…

  • ‘Tiyatro hayatın aynasıdır’ denilir ya…

Evet öyle, size ayna tutabilir.

“ RESSAM OLMAK İSTİYORDUM”

  • Peki siz oyunculuğu, bunu gözeterek mi seçtiniz?

Hayır hiç alakası yok. (kahkahalar) Ben aslında ressam olmak istiyordum. Ben harp çocuğuyum. O yıllarda hiçbir şey yoktu, sadece yokluk vardı… Ulaşabileceğimiz hiçbir şey, bir meşguliyet, oyuncak filan ok. Bir gün ben hasta olmuşum.  Komşumuz da resim defteri ve boya getirmiş. Resim yapmaya başladım, resimlerim çok beğenildi komşular arasında. İlgi odağı olmak çok hoşuma gitti tabi, ressam olmaya karar verdim. Ama hukukçu olan ailem avukat olmamı istiyordu. Lisedeyken, hocalarım beni oyunculuğa yetenekli bulduğu için onun da eğitimini aldım. Babam, ‘bu kız güzel konuşmayı öğrenir, hakimi etkiler, davaları kazanır’ diye kabul etmişti.

Üniversitede hukuk fakültesine girdim ama sevmedim, ressam olmak istiyorum. Gizliden gizliye Akademi’nin imtihanına girdim. Resim bölümüne alınan 3 kişiden biri olarak kazandım. Ama evde kıyamet koptu!  ‘Bu kızın başını bağlayalım2 diyerek bana birini buldular. Müstakbel kayınvalideme ‘Eğer ben sizin oğlunuzla evlenirsem Akademi’de  okumama izin verir misiniz?’ diye sordum. Zaten ressam bir ailedeydi, kabul etti. (Cevat Şakir Kabaağçlı, Fahrelnissa Zeid ve Aliye Berger’in ailesi). Sonra evlendik. Bedri Rahmi'nin atölyesinde başladım fakat hamileydim ve boya kokusuna dayanamadım. Okulda da devamsızlıktan kaldım.

  • Peki oyunculuğa nasıl geçtiniz?

Eşim bir gün bana ısrar ediyordu sinemaya gidelim diye. Kayınpederim ki kendisi o zamanlarda iflas etmişti- ‘Babanın parasıyla, sinemaya gitmek istemeyen karını zorla sinemaya mı götürüyorsun?’ deyince… Bu benim çok ağırıma gitti, çalışmaya karar verdim.

Önce reklam şirketinde spot okumaya başladım, sonra İstanbul Radyosu’nda spikerlik yaptım. Sonra tiyatro teklifi geldi, oyunculuğa başladım. Bir gün de sinema teklifi geldi. Kayınvalideme danıştım, ‘Metin Erksan diye birisi bana rol teklif ediyor’ dedim. Kayınvalidem de ‘Kabul et, çok kıymetli bir yönetmendir o’ deyince, sinema da geçmiş oldum. Tabi bu arada çocuğum da var. Sağolsun kayınvalidem benim bütün hayatımı toparlayan insan oldu.

  • Ressamlık içinizde ukde kaldı mı?

Uzun süre resim yaptım ben aslında. Bir gün bir arkadaşıma filmde dekor olarak kullanmak üzere resim malzemelerimi ödünç verdim. Fakat kayboldular maalesef. Ben de kendi kendime ‘Suna bu bir işaret, bırak artık resmi. Bak sevdiğin bir başka işi yapıyorsun’ dedim…

“KADIKÖY, ÖZGÜRLÜK”

  • Biraz da Kadıköy’ü konuşalım. Size Moda sokaklarında sık sık rastlıyorum.

Aslında benim çocukluğum Tarlabaşı’nda geçti. 73-85 arası da Ada’da yaşadık ki hala orada evim var. Neden Kadıköy’e geldiniz derseniz çok basit; ihtiyaçtan. Oğlum benim çok sık hastalanırdı. Doktoru da Moda’da yaşıyordu, ona yakın olmak için biz de Moda’ya taşındık 85’te.

  • O zamanlar nasıldı buralar?

İlk geldiğimizde, 10 yaşındaki oğlum ‘Anne burada hep moruklar yaşıyor galiba!” demişti. (gülüyor) O kadar sessiz sakin bir yerdi ki… Hele Moda. Adeta bir kör bağırsak gibi, hiçbir ulaşım aracının olmadığı bir yerdi.

Ben aslında Beyoğlu hayranıydım. Çocukluğum İstiklal Caddesi'nin en güzel zamanlarında geçti. Ama biliyorsunuz artık Beyoğlu bitti. Eskiden İstiklal Caddesi özgürlük demekti. Tıpkı şimdiki Kadıköy gibi. Bugünkü Kadıköy ne ise, zamanında İstiklal o idi. Şimdi turistler işgal etti, bize dair hiç bir şey kalmadı… Gezi’den sonra Cihangir de boşaldı.

  • Şimdi Kadıköy revaçta.

Evet,  Kadıköy, eski İstiklal Caddesi'nin yerini aldı. İstanbul'da özgürlüğü görebildiğimiz tek yer. Herkes buraya geliyor bu özgürlüğü yaşamak üzere. Ne güzel… Ben de Kadıköy'de olmaktan ötürü çok mutluyum, bildiğiniz gibi değil!


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.