Haftalık Bağımsız Gazete 22 Eylül 2019

“Dil öğrenirken pratik şart”

TÖMER Kadıköy Şubesi İdari Koordinatör Yardımcısı Serdar Metreş’le dil öğrenmenin inceliklerini ve TÖMER’in eğitim modelini konuştuk

“Dil öğrenirken pratik şart”
Erhan DEMİRTAŞ

Başka bir dili öğrenirken neden zorlanıyoruz? Okul, hazırlık sınıfı, kurslar... İnsanlar yıllarını verse de çok az sayıda kişi İngilizce öğrenebiliyor. Peki, İngilizce öğrenirken nerede yanlış yapıyoruz? Dil eğitimi alanında ülkemizin en tecrübeli kurumlarından biri kabul edilen Ankara Üniversitesi TÖMER’in Kadıköy Şubesi İdari Koordinatör Yardımcısı Serdar Metreş’le konuştuk. Metreş, yeni bir dili tam olarak öğrenebilmenin yolunun sürekli pratik yapmaktan ve çekinmeden o dili konuşmaktan geçtiğini söylüyor.

TÖMER’den bahseder misiniz?

İngilizce, Fransızca, Rusça, Korece ve Türkçe dil eğitimi veriyoruz. Ankara Üniversitesi’ne bağlı bir kurumuz. İç yapımız ve eğitim kalitemiz Ankara Üniversitesi tarafından belirleniyor ve kontrol ediliyor.Öğrencinin seviyesini belirlemek için bir tespit sınavı yapıyoruz. Sınavın sonucuna göre de öğrencinin hangi kurdan eğitime başlayacağına karar veriyoruz. Eğitimler toplamda 12 ay sürüyor. Temel ve orta kurları bitiren kursiyerlere TÖMER Müdürlüğü tarafından onaylı bir sertifika, yüksek kuru bitiren öğrencilerimize ise Ankara Üniversitesi Rektörlüğü onaylı diploma veriyoruz. Nisan ayı sonunda ise yeni eğitim dönemimiz başlayacak.

Belirli bir seviyeye gelmiş ama bilgisini ilerletmek isteyen kişiler için eğitim veriyor musunuz?

Belli bir dil eğitimi almış fakat kendini eksik hisseden öğrenciler için konuşma derslerimiz olacak. Mayıs ayında uygulamaya koymayı düşünüyoruz. Bunun için gramerden uzak bir sınav yapacağız. Sınav sonrasında kelime bilgisi yeterli olan ama konuşmakta sıkıntı yaşayan aday kursiyerlerimize sadece konuşma odaklı bir eğitim vereceğiz

Peki, nasıl bir eğitim modeli izliyorsunuz?

Eğitim sürecini “okuma anlama, dinleme anlama, yazma ve konuşma” olarak dört dilime bölüyoruz. Yani bizde öğrenciler sadece gramer dersi ya da sadece konuşma eğitimi almıyorlar. Bunların hepsini gün içinde konuşarak ,yazarak ve okuyarak öğreniyorlar. Tabii ki dinleme çok önemli çünkü Türkiye’de dil eğitiminde bazı yanlışlıklar ve uygulama hataları var. Özellikle İngilizcede konuşma konusunda sıkıntılarımız var.

Nedir bu sıkıntılar?

Birincisi ana dil problemi. Ana dilini çok iyi bilmeyen birisi ikinci bir dili çok zor öğreniyor. Ana dilde oturtamadığımız bazı dil bilgisi konuları ve kelime eksikliği başka bir dili öğrenmeyi zorlaştırıyor. Bazen yaşı ilerlemiş, lise eğitimini 30-40 yıl önce bitirmiş öğrencilerimiz oluyor. ‘Bu sıfattır, bu zamirdir’ dediğimizde öğrenci ‘hocam sıfat nedir?’ diye soruyor. Bu noktada bir temel bir şey başlıyor. Öncelikle bunu çözmemiz lazım. Bunun dışında okullardaki fiziki şartlar çok iyi değil. Dil eğitimini kalabalık sınıflarda uygulamak neredeyse imkansız. Okulların sınıf kontenjanı en fazla 20 olmalı. Bizdeki sınıfların sayısı en fazla 16, 16’yı asla geçmiyoruz.

İngilizce öğrenirken dil bilgisine hakim olmak tek başına yeterli mi?

Dile yatkınlık çok önemli. Araştırmalar dil öğrenebilmenin her bireyde aynı şartlarda gerçekleşmediğini vurguluyor. Bilimsel olarak da kanıtlanmış bir şey bu. Dil öğrenmeye yatkın birinin bir ayda ulaşacağı seviyeye başka biri 3 ayda gelebilir. Bazı öğrenciler duyduklarını hemen kaydederken, bazı öğrenciler beş kez okuyarak öğreniyor.

“ÇOCUKLAR DAHA HIZLI ÖĞRENİYOR”

Yaşın bir önemi var mı?

Yaşın çok büyük bir etkisi var. Özellikle çocuk yaşlarda verilen dil eğitimi çok büyük önem taşıyor. Yani 4-7 ve 7-12 arası yaşındaki çocuklar başka bir dili daha hızlı öğrenebiliyor. Çünkü çocukların algısı açık oluyor ve çok ilgili olabiliyorlar. Çocuklarda kullandığımız yöntemlerle yetişkinlerde kullandığımız yöntemler aynı değil. Çocuklara daha çok oyunlar ve filmler üzerinden dil eğitimi veriyoruz. Yetişkinlerde bu süreç biraz daha uzayabiliyor. Genç yaşta dil eğitimi almak her zaman çok daha faydalı olacaktır.

Şarkı dinlemek ve orijinal diliyle film izlemenin de dil eğitimini kolaylaştırdığı söylenir.

Kulak dolgunluğu dediğimiz dinleme yetisini arttırması ve geliştirmesi için film izlemek, müzik dinlemek, kitap ve gazete okumak öğrenme sürecini hızlandırıyor. Sınıflarımızda bunun için gerekli teçhizatlarımız var. Bazen film izliyoruz, bazen şarkı dinliyoruz bazen de eğitimini verdiğimiz dilde öğrencilere makale okutuyoruz.

“Ben şu dili biliyorum” demenin bir kıstası var mı? Yani İngilizceyi konuşan ama yazamayan birinin o dili bildiğini söylemek mümkün mü?

Avrupa Portfolyosu’nun kriterlerine göre bir dili tam manasıyla bilmeniz için o dilde okumaya yapmanız, anlayabilmeniz ve anladığınızı karşı tarafa doğru bir şekilde aktarmanız gerekiyor.

“ANLIYORUM AMA KONUŞAMIYORUM”

“Anlıyorum ama konuşamıyorum” fikri sizce doğru mu?

Evet, bu mümkün. Okullarda gramer ağırlıklı eğitim veriliyor öğrencilere. Böyle olunca öğrenci grameri biliyor fakat konu konuşmaya geldiğinde konuşamıyor. Pratik yapılmadığında öğrendiğimiz dilin günlük hayatta gelişmesi mümkün olmuyor. Sınıf içinde de dışarıda da özgürce ve kendimizi rahat hissederek konuşmalıyız. Böyle olursa öğrencinin öğrenme süreci iyi yönde ilerliyor. Öğrenci bazen de hiç telaffuz etmediği için bazı cümleleri kurmaktan imtina ediyor, çekiniyor.

Hem Türkiye’de hem de özellikle Asya ve Afrika ülkelerinde yaşayan binlerce genç dil eğitimi alabilmek için İngiltere, İskoçya ve Kanada gibi ülkelere gidiyor. Sizin düşünceniz nedir, yurtdışına gitmek daha mı mantıklı?

Tabii ki yurt dışında dil öğrenmenin süreci daha da hızlandırıldığı aşikâr ve bu çok normal. Herkesin böyle bir imkanı olmadığı da açık. Biz sınıflarda hedef dil haricinde bir dil kullanmıyoruz. Ama öğrenci sınıftan çıkınca başka bir coğrafyanın içine giriyor. O saatten sonra top öğrencide oluyor. Film izleyerek, müzik dinleyerek ya da o dili konuşabileceği farklı arkadaşlar edinerek bu açığı kapatabilir.

 Birden fazla dil bilmek, dil öğreniminde süreci hızlandırıyor mu?

Tabii ki bir dil bilmek ikinci, üçüncü, dördüncü dili bilmeyi etkiliyor. Özellikle Latin Alfabesi dillerini öğrenen kişiler, diğer dilleri öğrenirken çok daha başarılı oluyorlar. Mesela siz çok iyi İngilizce biliyorsunuz ve İtalyanca kursuna başladınız. Bu sizin için tereyağından kıl çeker gibi olacaktır. Ama diyelim ki İngilizce biliyorsunuz ve Rusça öğreneceksiniz. Bu maalesef alfabe farkından dolayı kolay olmayacak.

Bütün bunların dışında bir de merak da gerekiyor sanırım.

İlgili olmak gerekiyor tabii ki. Ama bizde öğrenciler sınıf geçmek için İngilizce öğreniyorlar. Üniversitede uluslararası araştırmalar yapabilmek için değil de hazırlık sınıfını geçebilmek için dil öğreniyoruz. Durum böyle olunca da çok fazla sıkıntıyla karşılaşıyoruz. Son yıllarda bu durum olumlu bir yöne evrildi ama eğitim sistemini iyileştirmek için daha fazla çabaya ihtiyaç var.

Öğrenilen bir dili unutmak söz konusu olabilir mi?

Dil bence unutulmuyor ama üstü biraz tozlanıyor.

Ne yapmamız lazım tozlanmaması için?

Tozlanmayı önlemek için günlük çalışmalar yapmak, dilden çok uzaklaşmamak lazım. Sürekli pratik yaparak bu sorunu çözmek mümkün. Türkçe altyazılı film izlemek yerine İngilizce altyazı seçeneğini tercih etmek ya da telefon ve bilgisayar programlarını İngilizce kullanmak da bir yöntem olabilir.

Siz Rus vatandaşlara Türkçe öğretiyorsunuz. Türkçe öğrenmek zor mu?

Çince ve Arapça zorluk derecesinde birinci sırada. Rusça, Lehçe ve Türkçe de ikinci sırada yer alıyor. Hem gramer hem de cümle yapısı nedeniyle Türkçe birçok dile nazaran daha zor. Uzak Doğu’dan gelenler telaffuz konusunda bazı sıkıntılar yaşayabiliyor.

TÖMER Kadıköy: Osmanağa Mahallesi Çilek Sokak No:11 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.