Haftalık Bağımsız Gazete 21 Kasım 2017

Aşk ölsün mü?

Tek kişilik oyunu ''Aşkölsün'' ile Kadıköy’deki Baba Sahne’de seyirciyle buluşan oyuncu Günay Karacaoğlu, ‘’Geçen yıl 367 kadın öldürüldü. Kadını çok sevmekten kaynaklanan (!) ‘aşk cinayeti’ denen bir şey var, basında öyle kullanılıyor. Biz bu oyunda ‘aşk öldürecekse aşk ölsün’ diyoruz’’ diyor

Aşk ölsün mü?
Gökçe UYGUN

‘’Kepçe kadar yüreğiyle, kaşık kadar haline bakmadan hayat denen bu kazanın altını üstüne getiren bir kadının hikayesi... Yaptığımız seçimler bize mi aittir yoksa bize dayatılanlar mıdır? Yağan yağmurun sevmekle, sahile vuran dalgaların aşkla, rüzgarda dalgalanan başak tarlalarının sevilmekle alakası var mıdır? Durup hatırlamak ya da hatırlayamamak nasıl karşılık bulur?’’

Böyle deniliyor, sahnelerin önemli kadın komedi oyuncularından Günay Karacaoğlu, akışı komedi finali dramlı yeni oyunu Aşkölsün’ün tanıtım metninde.

Karacaoğlu’na tek kişilik performansıyla 42. İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü getiren oyun, sevmek ve sevilmek üzerine kurgulanmış trajikomik bir hayat hikâyesi. Bir yandan güldürürken bir yandan da izleyenleri ilişkilere, gündelik hayata dair eğlenceli bir sorgulamaya davet eden oyunu Murat İpek kaleme aldığı, Barış Dinçel  yönetti. Müziklerini Çiğdem Erken’in hazırladığı oyunun ışık tasarımı Yakup Çartık’a ait.

Seyirciyi önce kahkahaya sonra gözyaşına boğan oyunu, 27 -28 Ekim ve 10-24 Kasım’da sahneleyecek olan Karacaoğlu ile, yapımına büyük emek verdiği Baba Sahne’nin fuayesinde görüştük.

Basit Bir Ev Kazası oyununuz efsaneler arasına girdi sanırım zira 10 sezon oynadınız. Neden bitirdiniz?

Aslında bitirmedik! Basit Bir Ev Kazası, Aşkölsün’de devam ediyor. Aşkölsün onun devamı. Songül karakterini bıraktığımız yerden aldık, bu oyunla sürdürüyoruz.

Her iki oyunu da izlememişler için sorayım; Basit bir Ev Kazası’nın konusu neydi ve Aşkölsün’e nasıl bağlanıyor?

Klasik bir umutsuz bir ev kadını hikayesiydi.  Ama Songül nedenleri ve sonuçları ile kendini çok sorgulayan bir karakter. Burada bir kadının hikayesi anlatırken aslında baş kahramanımız bir erkek. Bizim erkeğe bakış açımızı, ilişkide nerede ve nasıl olacağımızı, ne kadar var olduğumuzu, ne kadar var olmamız gerektiğini sorgulayan bir karakter. Dolayısıyla hep şikayet ettiğimiz şey aslında kendimiz oluyor dönüp baktığımız zaman. Diyelim bir erkek enginar yemiyor. Demek ki ona enginarı sevdirememiş bir kadının, bir annenin oğlu. Yani biz kendi yarattığımız hikayeyi sevmiyoruz aslında. Kadın hikayesi gibi görünüp aslında erkek metaforu ön plana çıkartan bir oyun oyundu Basit Bir Ev Kazası.  

Terk ediliyoruz, aldatılıyoruz, istediğimiz gibi davranamıyoruz. O halde biz ne kadar varız o ilişkide? İyi bir ilişki için ne kadar mücadele ediyoruz ya da bizi sarıp sarmalamasına yaralarımızı kapatmasına ne kadar müsaade ediyoruz karşı tarafın. Sadece aşk ilişkilerinde değil, beşeri ilişkilerde de bu böyle. Biz ne kadar emek harcıyoruz?

Yani sizce ilişkilerdeki ‘erkek sorunu’ kadından mı kaynaklanıyor?

E biraz öyle değil mi? Yani hayatta çok donanımlı kadınlar mıyız mesela? Biz bu oyunda bu tür sorular soruyoruz. Seyirciye ‘Ben nerede hata yaptım?’ diye sordurtuyoruz kendine.

Aşkölsün’de aşkın içinde büyümüş, yaşamış ve hayatın tecrübelerinden sonuna kadar istifade etmiş bir Songül ile karşı karşıya kalıyoruz Songül artık toparlanmaya, aydınlanmaya başlıyor. Tam evleneceği zaman da yine bu karar mekanizmasını sorguluyor. Kendi istediğini sandığı bir evliliği yapmak üzereyken aslında üzerinde bir baskı olduğunu fark ediyor ve vazgeçiyor.

Ama vazgeçişi onu canından ediyor.

Evet, töre, namus cinayetine kurban gidiyor. Geçen yıl tam 367 kadın öldürüldü! Kadını çok sevmekten kaynaklanan (!) ‘aşk cinayeti’ denen bir şey var, basında öyle kullanılıyor. Kulağa fena gelmiyor değil mi? ‘Ha aşksa tamam’.

Oysa aşk öldürmemeli tam tersine yaşatmalı. Aşk olsun/aşk ölsün kelime oyunu ile de buna mı işaret ediyorsunuz?

Evet! Aşk öldürecekse aşk ölsün diyoruz. Seni çok seviyorum diye ya da sen beni artık sevmiyorsun diye öldürmek kadar acımasız vahşi bir şey olamaz. Biz bu oyunla toplumsal yaralara parmak basmak istedik.  Çünkü artık buna kayıtsız kalamazdık ne ben ne Barış (Dinçel) ne Murat (.) Bu cinayetleri hep haberlerde seyrediyoruz, akşam yemeğimizi yerken. O gördüklerimiz biz değiliz, hep uzakta birilerinin başına geliyor bunlar.  Üzülüp geçiyoruz. Bazen de Özgecan gibi cinayetlerde duyarlılık artıyor, eğer o haber iyi servis yapılmış, reklam ve promosyonu ile haber değeri yükseltilmişse.

Mesela kadın çok güzelse, çok gençse ‘haber değeri’ hep artar.

Evet, o zaman da bu olaylar bizim dikkatimizi daha fazla çekiyor, o zaman gerçekten derin yaralar alıyoruz. Öyle şizoid bir dönemden geçiyoruz ki herkes potansiyel katil, hepimiz her an ölebiliriz. Mesela ölme nedenlerini araştırdım; saçını niye kızıla boyadın, tuzu niye vermedin, gıcık oluyordum gibi gibi.  Katillerin savunmalarında böyle ifadeler var. Yani töreye gelene kadar tuz bile mevzu oluyor. Böyle ciddi bir travmatik dönemden geçiyoruz.

Siz de bir kadın oyuncu olarak buna sessiz kalmak mı istemediniz?

Kesinlikle öyle. Hem de izleyenin yakınında olsun böyle bir şey istedik. Yani 2 saat boyunca sahnede izleyip güldüğü bir kadının bir anda gözünüzün önünde öldürüldüğünü görmek çok dehşet verici bir şey olsa gerek. Tabi biz bu cinayeti sahnede reele yakın bir şekilde, kan kullanarak değil, iyi bir metin ve reji ile gösteriyoruz.

Ki seyircinin oyunu içselleştirdiğine bizzat şahit oldum. Kimi bölümlerde sahneye replik atan seyirci bile duydum.

Seyircide üzülmenin haricinde bir de aydınlanma olmasını istiyoruz. Bakın bu çok yakınınızda da olabilir. Kendinize iyi ifade edin, hayatta güçlü durun’ gibi dertleri var oyunumuzun.

O halde özellikle kadın seyirciye mi hitap ediyor Aşkölsün?

Tam tersi! Her iki oyunda da kadınları pohpohlayan, yücelten, ‘Bak ne kadar da haklıymışım gördün mü?’ dedirtmesinden ziyade, ‘Ya ben de böyle yapıyorum, burada bir hata var’ diye sorgulatıyoruz. Bir arkadaş bir arkadaştan sadece güzel şeyler duymak ister ve duyar da bazen. Ama bazen de kendimize gelmemiz için en acıtıcı sözlere ihtiyacımız vardır. Songül finalde ‘Kendini benim gibi bir gelin odasına sıkıştırmayacaksın hala nefes alıyorsan. Çık ve söyle ben seni aslında hiç sevmemişim’ diyerek, evlenmekten vazgeçiyor.

Zaten istatistiklere bakıldığı zaman da evlenmekten vazgeçen kadın sayısı erkek sayısından çok çok fazla. ‘Ben ne yapıyorum, bi dakka ya doğru kişiyle mi evleniyorum bu evliliği istiyor muyum’ gibi soruları kendine soran kadın sayısı çok. İşte biz oyunda bunlardan yola çıkarak bir aydınlatma yaşatmak istedik seyirciye. Bir durup kendilerine sorsunlar, kim nerede nasıl hata yapıyor?

Oyun boyunca Songül’e çok gülüyoruz, sayenizde. Bu kadar kahkahalı bir akışı, neden yakıcı bir finalle sonlandırmayı tercih ettiniz?

Mutlu bir finalle de bitebilirdi, hepimiz mutlu son severiz. Ama mizah en etkili silahtır. Güldürürken düşündürmek diye bir klişe var ya,  o çok doğru. Çünkü dramatik öğelerde düşünmeyi unuturuz.  Ama komedi zekaya hitap ettiği için ‘Çok güldük ama acaba ben de böle miyim?’i sorgulatır seyirciye.

Oyunda ‘sosyal medya mutluluklarına öykünme’ replikleri dikkat çekiyor.

O bölümler seyirciden de oldukça geri bildirim alıyor, gülüyorlar filan. Çünkü bunlar herkesin yaşadığı şeyler. Sosyal medyada herkes mutlu, herkesin işi gücü tamam, herkesin kırmızı ojeli ayaklı deniz fotoğrafı var, herkesin çörekotlu kızarmış nar gibi poğaçaları var, herkesin bir sevdiği var! Ama bunlar ne kadar gerçek? Herkesin mutlu olmakla ilgili, sevilmekle ilgili çok büyük bir derdi var. Sosyal medya galiba var olan yalnızlığımıza daha da büyük bir yalnızlık  kattı.

Oyunun sonunda seyirciye (içinden beni hiç sevmedin, kaybettim- gibi notların çıktığı ) nikah şekerleri neden dağıtılıyor?

Bu benim fikrimdi. Çünkü içerde bir düğün oluyor aslında. Finalde gelin odasını seyrediyoruz, seyircinin oturduğu bölümü de nikah salonu gibi düşünürsek… Nikahı olamamış bir gelinin şeker bir şekilde yine de dağıtılıyor.

Songül gibi kadınlara ne söylemek istersiniz?

Hayat içinde kararlı olmalarını, verdikleri kararların arkasında durmalarını tavsiye ederim Sonu yalnızlık bile olsa güçlü durmaları gerek. Sade yaraları sarılsın diye, sadece yoksunluktan ötürü bir ilişki yaşamaktansa, yoksun kalıp kendi değerini bilmeleri bence daha önemli. Mesela Songül diyor ki ‘Belki beni sever diye sevdim’.  Bu ne kadar fena bir durum. Önce sen kendi duyguna baksana, önce sen sevsene… Gerçi bazen hepimiz öyle olmadık mı?

Songül diyor ki ‘Öküz sevgini öküz severek göstereceksin. İnsan severek değil. İnsanları öküz sever gibi sevmeyeceksin’. Songül gibi kadınların hayatlarındaki  ‘öküz’ erkeklere ne söylemek istersiniz peki?

Öküz olmasınlar! (kahkahalar) Anlayışlı, duyarlı ve hoşgörülü olmaları. Bu hayatta en çok hoşgörümüzü kaybettik.  Maalesef ki çok kolay kalp kırıyoruz, yıkıp döküyoruz. Halbuki biraz durup bir baksak, bir düşünsek…

Yönetmenin de yazarın da erkek olması ilgimi çekti.

Murat (İpek)  kadın dünyasını çok yakından tanıyan, erkek egemen toplumdan son derece rahatsız bir arkadaşım. Bunu yazımına çok güzel aktardı. Yıllarca Şehir Tiyatroları ve özel tiyatrolarda dekoratör olarak çalışmış biri olan Barış da (Savaş Dinçel'in oğlu) hayatındaki ilk rejisini yapıyor, ısrarımla. Güzel bir ekip olduk.

Siz genelde tek kişilik oyunları mı tercih ediyorsunuz?

 Aslında denk geldi! Baba Sahne’nin açılışı için oyun arıyorduk ama çok kadrolu bir oyun çıkartmaya zamanımız yoktu. Derken Aşkölsün’ü sahnelemeye karar verdik. Sahnede tek olmaktan keyif alıyorum tabi ama kalabalık oynamayı da özledim.

3 yıl önceki bir röportajınız dikkatimi çekti. Aşkölsün’de savunduğunuz argümanlara ters geldi. O nedenle özellikle sormak isterim. Şimdiki kadınları şımarık bulduğunuzu, erkeğin üstüne çok gidildiğini söylemişsiniz.

O çok yanlış aksettirilmiş bir röportaj.  Ben sadece şunu savunuyorum; herkes şu hayattaki durduğu yerde gerekli olan görevlerini yaparsa ne sıkıntı olabilir ki? Bu görevler kadın erkek ilişkisinde empati kurmak, çok sevmek, kollamak, sarılmak, hoşgörülü, anlayışlı, anlaşılır, samimi ve sahici olmak… Eğer ben bunların hiçbirini yerine getirmeyip, senden hepsini de beklersem olur mu? Mesela sırf çocuğuna bakmamak için, evden kurtulmak için çalışan kadınlarla dolu etraf. Ama öte yandan da anneliğin çok büyük bir erdem olduğundan bahsediyorlar.

Siz çocuğunuzu büyütürken çalışıyor muydunuz?

Evet ben çalışıyordum ama her şeyim çok programlı idi, annem yanımdaydı. Zaten ben  çocuğumdan sıkıldığım için değil ona bakabilmek için çalışmak zorunda olduğum için çalışıyordum. Şevket (eski eşi) o zaman 18 ay askere gitmişti. Kızımdan ayrı kaldığım için setlerde gözüm hep yaşlı idi.

O röportajda, kadın üstündür erkeği ezer ya da tam tersi gibi bir şey demedim. Ben yıllarca çocuğu ile yalnız yaşamış, bir evlilik ve ayrılık yaşamış, hayatını tek başına idame ettiren bir kadın olarak ben bunu nasıl söylemiş olabilirim ki zaten? Kadın erkeğe saygı duysun, erkek de kadına. Tamamen eşitlikten bahsediyorum. Ama bir yandan da birey olma uğruna çok fazla özgürleşip saçma sapan şeyler peşinde koşan bir sürü insan siz de görmediniz mi kişisel hayatınızda?

Siz Kadıköylüsünüz. Kadıköy’ün kalbindeki Baba Sahne’de Kadıköylü seyirciye oynamak nasıl bir duygu?

Şaşkınbakkal’da yaşıyorum. Kadıköy'de, evimdeymişim gibi hissediyorum. Benim özellikle bütün gençlik dönemlerim burada geçti. Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nden çıkar, Ziverbey’den Kadıköy’ inip buralarda vakit geçirirdik. Zaten benim için hep kıymetli bir yer oldu Kadıköy. Şimdilerde Baba Sahne ile daha da bir değer kazandı. Son 20- 25 yıldır normal hayatımın akışında bir durak noktası gibiydi Kadıköy. Buradan karşıya geçiyordum sadece, Kadıköy'ün içinde çok fazla vakit geçiremiyordum. Şimdi Baba Sahne ile birlikte yeniden Kadıköy’ü yaşıyorum. Kadıköy çok değişmiş, değişirken gelişmiş, çok keyifli bir yer haline geldi. Burayı kurtarılmış bölge olarak görüyorum. Kadıköy metropol ortası gibi görünse de burada hala herkes herkesi tanıyor. Bir İstiklal Caddesi değil burası, daha ailevi geliyor bana.

Hem belediye olarak insanlara tanınan özgürlük açısından. 60 civarı tiyatro var mesela. Son zamanlarda (sahnenin açılışı nedeniyle) pek aktif olamasak da Kadıköy Tiyatrolar Platformu  üyesiyiz. Platform, şenlik, komşularla tiyatro gibi çok iyi işler yapıyor.

Kadıköylü seyirciye diyeceğiniz var mı?

Kadıköy halkı kendi tiyatrolarına sahip çıksınlar. Biz oyunları seyirci gelsin diye, halkımız için yapıyoruz. Onlar da tiyatroları, oyuncuları yalnız bırakmasınlar. Baba Sahne’ye gerçekten çok ciddi rakamlar ödendi. herhalde bir 15 yılda ancak toparlayabileceği bir borcun altına girdi Şevket. Bunu da geri dönüşümü de hesaplamadan yaptı. Bunlar sadece rakam. Böyle bir derdimiz yok, biz oyunculuk yapıyoruz. Eğer biz sanatçı isek sanatçının görevi sadece kendi egosunu tatmin etmek değildir. Sanatçı yeri gelir bir öğretmen gibidir,  yer yer abi, abla, anne, babadır. Öğreticidir, cesurdur,  unuttuğumuz şeyleri hatırlatandır. Dolayısıyla biz bu tiyatroyu bu oyunları halkımız için yapıyoruz. Egolarımızı bertaraf ederek bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz. Gelsinler ve dinlesinler. Mesela bu oyunu isterseniz mesaj kaygılı oyun olarak algılayın, ister 2 saatlik hoş bir anı. Fark etmez. Bizim birbirimize ihtiyacımız var, kafamızı boşaltmaya ihtiyacımız var, başka dünyalar görmeye ihtiyacımız var. Gelsinler, evde oturup ne yapacaklar? (gülüyor)

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.