Haftalık Bağımsız Gazete 21 Ocak 2021

Pencere


Feyza HEPÇİLİNGİRLER

Feyza HEPÇİLİNGİRLER

Okunma 12 Kasım 2020, 14:29

Pencereden bakmak ne güzel şey! Önünüzden yaşamlar akıp geçer. Biraz hayal gücünüz varsa kim olduklarıyla, nasıl yaşadıklarıyla ilgili öyküler uydurursunuz gelip geçenlere. Yoksa? Yoksa giyimine kuşamına bakarsınız. Ekose bir ceket giymiş örneğin. Sizin de vardı öyle bir ceketiniz. Sahi, ne oldu ona? En son Ayten’in kızının nikâhında giymiştiniz. Yoksa o nikâh için mi almıştınız? Geçmiş gün... Unutup gitmişsiniz işte. Şu küçük kız, Berrin’in çocukluğuna benziyor. O da böyle tutturmazdı elini. Önden önden yürürdü. Köşe başlarında ödünüz kopardı yan sokaktan bir araba çıkıverecek karşısına, bir motosiklet dönüp altına alıverecek onu diye. Eski günler...

Ne günlerdi ama... Eski mahallenizde karşı apartmanda Rum madamlar vardı. Her birinin birer pencere minderi. Dirsekleri acımasın diye önce minderi yerleştirirler, sonra bütün gün ona yaslanıp sokağı gözlemenin tadını çıkarırlardı. Orası mahalleydi. Herkes birbirinin kim olduğunu bilirdi. Rum madam, eczacı kalfasına adıyla seslenirdi. Bakkalın çırağına “Nerede kaldı ekmek?” diye bağırırdı. Onlar ad söylemezlerdi, belki de bilmezlerdi bütün gün onları gözleyen o yaşlı kadınların adlarını. “Madam,” derdi çırak. “Sıcak ekmek bekliyoruz. Gelsin, onlardan getireceğim size.”   

O zamanlar pencereden bakmazdım ben. Ya ayıp sayardım, ya vaktim olmazdı. Kim bilir... Oysa ne güzelmiş. Yeni yeni keşfediyorum pencereden bakmanın güzelliğini. Ama o eski mahalleler yok artık. Bakkal kalmadı ki çırağı olsun. Eczacı kalfası bir sandalye atıp kapının önünde oturmuyor. Hem zaten onuncu, on beşinci kattaysanız hangi sokağa, hangi caddeye bakacaksınız? Ben şanslıyım. Evim ikinci katta. Pencerelerim dış dünyayı gizlemiyor benden. Evlere kapatıldığımız şu günlerde hem pencereleri keşfediyorum hem de pencerelerin yalnız dışarıya açılmadığını, aynı zamanda dışarıyı içeriye taşıdığını. Pencereden bakmak evet, başkasına bakmaktır ama başkasına bakmak, çoğu zaman insanın başkasındaki kendisine bakması değil midir? Sanırım herkes bir başkasında kendisini yaşar aslında. Kimi zaman çoktandır görmediğiniz kız kardeşinize benzeyen biri geçer yoldan, alır sizi onunla yaşadığınız bir kırgınlığa götürür. Bir bakarsınız babanızı anımsatan bir adam, eski zaman filelerinden birini taşımakta elinde. Hadi bakalım, bu kez çocukluğa yolculuk... 

Pencereler yalnız dışarıyı göstermez, kimi zaman da içeriye açılır. Başka yaşamlara. Bir tarihte bir bodrum katı penceresinin önünden geçerken gözümün içeriye kaydığını anımsıyorum. Bir yandan dışa kapalı bir aile ortamına, sırf perdesi çekilmemiş diye baktığım için kendimi ayıplamış, bir yandan da yalnız bende olmadığına emin olduğum bu merak üstüne düşünmüştüm. Niye merak ediyoruz başkalarının yaşamını? Niye açık bir pencere görünce içeriye bakmaktan kendimizi alamıyoruz? Yoksa bize sinemayı sevdiren, dizi filmleri heyecanla izleten, tiyatrolara ilgi duymamızı sağlayan başka yaşamlara duyduğumuz bu merak mı? Böyle düşününce her yıl mevsimi geldiğinde yapılan, “Tiyatrolar perdelerini açıyor,” duyurusu başka bir anlam kazandı. Öyle ya penceredekine benzer bir perdeydi tiyatrodaki de. O perdeler açılınca başka yaşamlara bu kez ücretini ödeyip tanıklık ediyorduk. 

Peki ya edebiyat? O da pencereler sunmaz mı insana? Şiirler de elbette ama özellikle romanlar, öyküler, başka insanlara, başka yaşamlara açılan pencereler değil mi? Kapağını açtığımız her roman, başka bir dünyaya açılan bir pencerenin perdesini kaldırır önümüzden. Üstelik gerçek bir pencereden görülemeyecek kadar derinleri gösterir bize. O yaşamına tanıklık ettiğimiz kişilerin ruhlarının en derinini, yalnız o anını değil, acısıyla tatlısıyla bütün bir geçmişini; düşleri, tasaları, amaçları, hedefleriyle tüm geleceğini; kıskançlıklarını, hırslarını, iyi ve kötü huylarını, alışkanlıklarını... Onları tanıdıkça kendimizi de tanırız. Zaten hep başkalarında tanırız kendimizi.

Baktınız ki yaşam tekdüzeleşti, yeni bir pencere açın önünüze; hiç bakmadığınız bir pencereden bakmayı deneyin. Göreceksiniz bakış açınız değişince gördükleriniz de değişecek. 

Türkçe notu: İnanılmaz bir hızla yaygınlaştı bu söyleyiş. Dizilerde, sıradan, günlük konuşmalarda, her yerde duymaya başladık. Çeviri yoluyla geldi. Trump, “Harika hissediyorum,” demiş. O diyebilir, biz diyemeyiz. Biz bu cümlenin başına / sonuna “kendimi” sözcüğünü eklemek zorundayız. Türkçe bunu gerektirir. “Hissetmek” geçişli bir eylemdir. “Neyi, kimi?” sorusunun yanıtını ister yanına. “Üzgün hissediyor, sinirli hissediyordum,” gibi söyleyişler Türkçeye karışan İngilizce sözcüklerden daha tehlikeli. Ötekiler fark edilir, sırıtır; bu tür kullanımlar ise içten içe çürütür Türkçeyi.   

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Tuba Bozkurt - 2 ay önce
Kaleminize yüreğinize sağlık hocam. Çok akıcı bir üslubunuz var. Okurken sanki ben de oradaydım yaşadım. Kurduğunuz bağlantılar da çok güzel.
Avatar
erhan tığlı - 2 ay önce
Deminki yorumum yarım kaldı.Penceremizidir gözlerimiz, onunla nefes alır sözlerimiz.
Avatar
Halide Tanrıseven - 2 ay önce
Eline sağlık ,beni Kadıköy’e eski günlere taşıdın Arkadaşım
Avatar
Nesrin İnankul - 2 ay önce
Teşekkür ederiz, emeğinize sağlık. Çocukluğumda buldum kendimi...
Avatar
tunay bayrak - 2 ay önce
Cansın...
Avatar
Sevim Sezer - 2 ay önce
Mahalle kültürü ne güzel şeymiş. Birlikte yaşamayı öğrenmek. ..hem başkalarına hem kendi içinizdeki insana bakmayı, onlarla yaşamayı öğrenmek...
İyi ki edebiyat var. Taşısın bize bizi..
Kaleminizle siz çok yaşayın Feyza Hocam.
Avatar
Süheyla Erol - 2 ay önce
Sözünü dinleyip yeni bir pencere açacağım kendime Feyzacığım.
Avatar
Ayfer Saglam - 2 ay önce
Muhteşem