Haftalık Bağımsız Gazete 22 Eylül 2020

Özgürlüğü tartışmaya açalım


Begüm KAKI

Begüm KAKI

Okunma 13 Ağustos 2020, 10:37

begumkakii@gmail.com

Hayata kaldığı yerden, endişe, şüphe, ekstra hijyen ve maske ekleyerek devam etmeye çalışıyoruz. Her şeye rağmen 2020’yi geri kalan birkaç ayının paçasından tutarak da hayata döndürme gayretimiz var, bu yılı eksik ve kırık göndermeyeceğimize inancımız tam görünüyor. Şöyle ki karantina günlerinin sona ermesiyle “kademeli kademeli” yine kavuştuk sokaklara. Açık havaya taşındık, mekânlar bahçelerini, kaldırımlarını açtı, bir avuç kalan parklar, denizle arasında engel olmayan sahiller doldu taştı, özgürlüğümüzü geri aldık bir bakıma. Aa bir de baktık ki vakalarımız da arttı. Arkadaşlar dikkat ediyoruz değil mi? Kaybedilen zaman beraberinde birçok şeyi götürdü. Daha fazlasını almasına izin veremeyiz. 

Hayatlarımızda resmen ve kısmen değişiklikler yaşandı/yor. Kamusal alanları terk ettiğimizden beri birbirimizi bulduğumuz yegâne yer dijital ortam oldu. Görüşmelerimizi, eğitimlerimizi, toplantılarımızı, konserlerimizi, festivallerimizi, işimizi, gücümüzü yani mümkün olan her şeyi aldık, entegre ettik dijitale. Elbette biz bir araya gelmeyi özledik fiziksel mesafeler korunarak açık havada etkinlikler yapılıyor, mekânlar açılıyor ve biz de gidiyoruz çekinerek de olsa. Dijitale taşınma işine de ayak uydurmak güzel sonuçlar veriyor. Mesela fiziksel olarak hâlâ faaliyetlerine devam edemeyen tiyatro yeni yollarda varlık göstermeye başladı ki hâlâ salgının etkilerini telafi edecek çözüm beklentileri devam ediyor. Eskiden dinlenilen radyo tiyatrolarından sonra şimdi de çevrim içi tiyatrolar başladı. Artık frekansı değil internet hızımızı ve kulaklıklarımızın sesini ayarlamamız gerekiyor. Temmuz ayı ortasında “Korona Günlerinde Özgürlük” başlığında çevrim içi bir oyun projesi duyuruldu. Başlık merakı tetiklemeye yetti. Friedrich Naumann Vakfı’nın desteğiyle Beraberce Derneği’nin hayata geçirdiği bu projenin tasarımını İlyas Özçakır yapıyor. Proje bünyesinde oynanan her iki çevrim içi oyun hem kadrosuyla hem de sunulan metniyle ekran karşısındaki izleyiciyi elinde tutmayı başarıyor. Oyunlar akıllarımızı çokça meşgul eden “özgürlük” düşüncesi çerçevesinde, meseleler arası ve duygusal geçişlerle özgürlüğün farklı yönlerini kendi içinde tartışıyor. Kısacası günün gerçeği oyunlara taşınıyor. Karantinanın hayatlarımızı abluka altına aldığı, tek başımıza ya da birileriyle sıkışıp kaldığımız evlerdeki günlere döndürüyor ve özgürlüğün o günlerdeki varlığını sorguluyor/sorgulatıyor. Projenin ilk oyunu 21 Temmuz’da oynanan “EkoWasch Yıkama Kurutma Şirketi”ydi. Ebru Nihan Celkan’ın yazdığı metne, Ceren Taşçı ve Barış Gönenen hayat veriyor. Almanya’da bir Alman otomobil firmasında çalışan Umut (Ceren Taşçı)’un, annesinin çamaşırlarını yıkamak için gittiği EkoWasch Yıkama Kurutma Şirketi’nin yıkama istasyonunda çamaşırları makinede mahsur kalıyor. Umut, bunu bildirmek için çağrı merkezini arayınca karşısına sesli yanıt sistemi çıkıyor. Ancak bu sadece bir şikayet telefonu olmuyor. Öğrenemediği Almancadan duyduğu eksiklikle başladığı konuşmasına, henüz çok yeni yaşadığı acı kaybı, pişmanlıklarını, karantina rutinini ve yalnızlığını, bir ses duymaya olan ihtiyacını hissettirerek gereksiz ayrıntılarla anlatıp duruyor. İlerleyen dakikalarda telesekreter bu çaresiz anlatıya dayanamıyor ve gerçek bir sese dönüşüyor, şirket ortaklarından Barış (Barış Gönenen) çağrıyı bir canlı diyaloğa çeviriyor. Bu girişle bir yalnızlık daha eklenirken aslında hikâye başka bir yön daha kazanıyor. Başka bir ülkede yaşama özgürlüğü, dilin verdiği konuşma özgürlüğü, ilişkinin tanıdığı özgürlük gibi başlıklar benim aradan çekip seçtiklerim. İkinci oyun ise bu hafta içinde oynanan, Çiğdem Şimşek ve Sinan Akcan’ın yazdığı, Tilbe Saran, İlyas Özçakır ve F. Yüksel Sendan’ın yer aldığı “Bulaş-ık” isimli okuma tiyatrosuydu. Tilbe Saran adeta oyunun kurucusu. Dış ses olarak ortamla ilgili detayları verip görüntüyü tamamlarken, karakterlerle ve olayların geçmişleriyle ilgili bilgiler verip, oyuncuları da yönlendiren bir okuma yapıyor. B’ye hayat veren İlyas Özçakır, A olan F. Yüksel Sendan da ellerindeki metinlerden ve aldıkları direktiflerle oyundalar. Aralarında katman katman açılan bir sohbet geçiyor. Toplumsal cinsiyet rolleri, özgürlüğün ilişkideki karşılığı, düşünce olarak özgürlük, toplum ve birey boyutlarında özgürlük, ekonomik özgürlük, entelektüel eleştiride özgünlük ve özgürlük vb. birçok mesele hakkında konuşuyorlar. Öyle ki koronavirüsün gezme özgürlüğü bile fantastik bir şekilde hikâyede yerini alıyor. Bu oyun, kafa açıcılığıyla seyircisini içinde bulunduğu ve aslında hep içinde olduğu durumlara dair sorgulamalara itiyor. Oyunları Beraberce Derneği’nin Facebook ve YouTube hesaplarından izleyebilirsiniz. 

İnternetin imkânları elbette var ve güzel ama gerçek buluşmalara olan özlemimiz devam ediyor. Hâlâ bilinen normalin geleceği ya da nasıl olacağının bilinmezliği içinde devam ederken yaz mevsiminin hava şartlarının olanak vermesiyle açık hava gösterimleri başladı ve devam ediyor. Sakıp Sabancı Müzesi’nin yürüttüğü “Adı Sanı, İsmi Cismi” başlığı ve “Topyekûn Kadın” temasıyla gerçekleşen Müzede Sahne programı 15 Ağustos’ta sona eriyor. Sona ermeden yakalayabilirseniz Müze bahçesinde 14 Ağustos’ta “Fil” ve “Tırnak İçinde Hizmetçiler”i; 15 Ağustos’ta “Bir Delinin Güncesi” ve “Şişman Güzeldir” oyunlarını izleyebilirsiniz. Kadıköy Belediyesi Sanat Parkta Sosyal & Mesafeli Festival ise 27 Eylül’e kadar devam ediyor. En yakın tarihli olanlardan birkaç tanesi seçelim: 18 Ağustos akşamı Kadıköy Theatron’un “Lanet Olası Lanet Kuş”unu, 24 Ağustos’ta Tiyatro SFRPZTF’in “Eylül” oyununu, 27 Ağustos’ta HA-HA Tiyatro’nun “Ne Evet Ne Hayır” oyununu izleyerek bu ayı tadında sonlandırabilirsiniz. Bir diğer açık hava tiyatro etkinliği olan ve 15 Ekim’e kadar devam edecek KüçükÇiftlik Bahçe Tiyatrosu’nda sezonda izleyemediğiniz Baba Sahne’nin oyunlarını, 3 Eylül’de DOT’un oyunu “Sesin Resmi”ni, 30 Eylül’de Craft Tiyatro’nun “Kızlar ve Oğlanlar” oyununu ve programda yer alan daha fazlasını izleyerek tiyatroya olan özleminizi giderebilirsiniz. 

E.M. Cioran, Zamana Düşüş (Metis Yayınları, Çev.:Haldun Bayrı) kitabında bize der ki:” Özgürlüğün sadece serabı gerçektir; o olmasa, hayat pek uygulanabilir, hatta kavranabilir olmazdı.” Ne kadar özgür olduğumuzu, özgürlüğün sınırlarını, ona sahip olabilmenin imkânlarını sıkça sorgulatan bir kış sonu, ilkbahar ve yaz yaşadık, sonbahar ile özgürce şehre döner miyiz?

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Guler Kaki - 1 ay önce
Bayıldım