Haftalık Bağımsız Gazete 22 Haziran 2018

O küçük şeyleri çıkarmaya üşeniyorum…


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 07 Haziran 2018, 16:43

memisbetul@gmail.com

“Üzülme evlat, kaybettiğini sandıkların, belki kurtulduklarındır” demiş Charles Bukowski. Son yıllarda sosyal medya popülerliğinde, üstüne özçekimlerle sıva çekilen cümlelerden biridir kendisi. Şimdi ise kelamımıza girizgâh olan kafenin duvarına not düşülmüş cümlelerinden biri olmuş. Ne kadar çok “okur insan- okuyan insan” olduk; her geçen gün sınırları zorlamaya devam ediyoruz. Devam! Kafa yapıcı hamlemi ise izninizle şimdi yapıyorum: Hollanda yedi milyon kişilik bir kitap kulübüne ev sahipliği yapıyormuş. Londra’da bu sayı yaklaşık 50 bin, ABD’deki bir başka kitap kulübü ise 171 ülkeden kitapsevere ulaşıyormuş. Avrupa İstatistik Kurumu’nun (Eurostat) 23 Nisan Dünya Kitap Günü’nde yayımlandığı rapordaki veriler hayli ilginç: 2008-2015 yılları arasında yapılan araştırma 15 ülkeyi kapsıyor. Araştırma sonuçlarında Türkiye’de kitap okumaya ayrılan günlük vaktin pek çok Avrupa ülkesinin önüne geçtiği belirtiliyor. Estonyalılar, günde 13 dakika kitap okuyarak ilk sırada yer alıyor. Türkiye’de kitap okumaya ayrılan günlük zaman ise 7 dakikaymış. Hal böyle olunca da Lüksemburglular ve Almanlarla aynı oranda kitap okuyan Türkiye insanı, günde 7 dakika kitap okuyarak aralarında İngilizler, İspanyollar ve Hollandalılar olmak üzere birçok Avrupa ülkesini geride bırakıyor. Avrupa’da en az kitap okuyanlar 2 dakikayla Fransızlar, 5 dakikayla Avusturyalılar, İtalyanlar ve Romenler oluyormuş. Gidişat neresidir diye soranlara; sanırım bu rapor az çok bilgi veriyor. (Zira, ben etrafta hiç kitap kulübü yahut üyesi göremiyorum ama…)

Gelelim üstatla demimize; “Ben de küçük şeylerden mutlu olabilirim ama bu kadar b.kun arasında o küçük şeyleri çıkarmaya üşeniyorum” diyen Bukowski, günümüzde bu kadar ‘anlaşılamadan’ sahiplenileceğini yahut tu-kaka edileceğini düşünmüş müdür (ya da bence ki olanı; hiç oralı bile olmazdı) bilinmez ama şu binbir çeşit isimle boy gösteren ‘edebiyat harmanı’ dergilere selam olsun! (Dip notu:‘Edebiyat dergileri’ derken, latife ediyorum tabii ki! Dağılalım, reca edicem.) 

Soframızda yeri öküzümüzden sonra gelen

Bu aralar, coğrafyanın beşeri hemhalinin fonuna inat, müzik ilaçtır şiarından yola çıkarak ortalığı kastırdığım şarkıyı sizlere takdim etmek isterim: Anthony Hamilton ve Elayna Boynton’dan “Freedom”… Quentin Tarantino’nun yazıp yönettiği (2012 yapımı western filmi) “Django Unchained”in soundtrack albümünün altı numaralı şarkısı ellerinizden öper. Dinlerseniz, seversiniz bence! Bilenlere de hatırlatma olur niyetine! (Es notu:Ki Nisan ayında The Journal of Prevention of Alzheimer’s Disease dergisinin çevrimiçi versiyonunda yayınlanana göre;  müzik, beynin Alzheimer hastalığının dokunmadığı bölgelerini etkinleştiriyormuş. Utah Sağlık Üniversitesi’nden Dr. Jeff Anderson’ın denekler üzerinde deneyimleyip, ortaya sunduğu bir bulgu bu.)

Gelelim, bu haftanın tiyatro seyirliğine düşen kıymetli bir projeye… Mevzunun öznesi; “kadın”… Evrensel perspektifte “kadın” kelimesinin -ne yazık ki- içeriği boşaltılsa da benim kendimi bildiğimden beri aklıma düşendir: “Ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen / ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız /… kadınlar, bizim kadınlarımız” diyen Nâzım Hikmet’in “Kadınlarım” şiiri… 

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre (ki bugün pek bir raporlu, verili bir yazıyla karşınızdayım, ihtiyacımız varsa demek, malum balık hafızalığımız uzun zamandır bize dert), 2017’de 409 kadın cinayeti işlenmiş, 387 çocuk cinsel istismara uğramış ve 332 kadına cinsel şiddet uygulanmış. Yine platformun verilerine göre, 2016’da 328 kadın, 2015’te ise 303 kadın öldürülmüş.Aralık ayında 41 çocuk, 2017 toplamında ise 387 çocuk cinsel istismara uğramış. Bu yıl (2018) öldürülen 20 çocuğun yarısı, yani 10 çocuk, babası tarafından öldürülmüş. Şimdi mevzunun detayları böyleyken, tabii ki de ‘kıymetli’ diyeceğimiz bir iş karşımızdaki; DasDas’ın sahnelediği “Yakaranlar”. (Bu da var notu: Oyundan elde edilecek gelirin bir kısmı ile İhtiyaç Haritası www.ihtiyacharitasi.org üzerinden mültecilerin ihtiyaçları öncelikli olmak üzere çeşitli ihtiyaçlar karşılanıyormuş.)

Biz kimiz? Nereye ait olduk?

Antik Yunan oyun yazarı Aisykhylos tarafından 2500 yıl önce yazılan ve dünyanın en eski oyunlarından biri olan (Danaos kızlarına dair dörtlemesinin birinci oyunu) ‘Yakaranlar’, 11. yüzyıla kadar Bizans topraklarında korunmuş. Günümüzde ise Floransa’da bir kütüphanede saklanmakta... Binlerce yıl sonra yeniden doğduğu topraklara dönen metni üşenmez de hatırlarsak; 50 cesur kadın, Mısır'dan Akdeniz’e kaçabilmek için yaşadıkları yeri terk ederek bir tekneye binerler. Vatanlarında maruz kalacakları zoraki evlilikten, eşitsizlikten, haksızlıklardan kaçarak, korunma ve yardım umuduyla Argos Devleti’ne (bugünkü Yunanistan sınırları içerisinde Mora yarımadasında bir Antik Yunan şehir devleti) sığınma talebinde bulunurlar. “Oyun, içinde barındırdığı ritüelistik tavır ve teatral arkeolojik yapısıyla insanlığın en derin ve en gizemli fikirleri ile bağlantı kuruyor. Biz kimiz? Nereye ait olduk? Her şey ters giderse bize ne olacak? Argos’un vatandaşları bu kadınları korumak için oy kullanacak mı? Yoksa savaş tehdidi altında geri adım mı atacaklar? Mültecilerin yaşadıkları, erkeklerin şiddeti ve kadın hakları konularının birbirleriyle olan kaçınılmaz bağları oyunda ortaya seriliyor. Tüm bu sorunların karşısında oyun insanlığımız için ödemek zorunda olduğumuz bedeli, hem Avrupa hem de Türkiye toplumunun karşı karşıya kaldığı politik ve ahlaki soruları harmanlıyor.”  

Yönetmen Ramin Gray, müzik direktörü John Browne ve koreograf Sasha Milavic Davies’in, DasDas ile işbirliğiyle sahnelenen oyunun bir özelliği de ilk defa dilimize çevriliyor olması. Aysun Şişik’in dilimize kazandırdığı oyunda; altı profesyonel ve 44 çeşitli yaş ve gruplardan amatörlerin yer aldığı 50 kişilik oyuncu kadrosuna Suriyeli müzisyen ve oyuncular da dâhil olmuş. Reji Arif Pişkin, Didem Balçın, Mert Fırat, Volkan Yosunlu, müzikler Vedat Yıldırım, Metehan Dada, müzikal direktör Masis Aram Gözbek, koreografi Büşra Firidin, Ezgi Künktakan, proje asistanı Onur Tanyeri, müzisyenler Zeynep Oktar, Tarık Aslan, Boran Mert. Ve tabii ki metne hayat veren oyuncular hepsine buradan bir kez daha saygılar… 18 Haziran’da bir maniniz yoksa, sezonun son oyunu için CKM’de yerinizi ayırmayı unutmayın!

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.