Haftalık Bağımsız Gazete 26 Mayıs 2020

Neden tuvalet kâğıdı?


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 26 Mart 2020, 13:19

memisbetul@gmail.com

“Bilinmeyen bir virüs tüm dünyada yayılmaya başlamıştır. Virüsü kapanların çoğu bu durumdan etkilenmezken, şanssız beş milyon insanda ‘Sendrom’ ortaya çıkar. Ve 25 yıl sonra, ‘Haden sendromu’ adı verilen hastalığın şekillendirdiği dünyada…” bu minvalde devam eden pek çok filmi, kitabı belleğe aldık. Bu alıntı da Hugo ödüllü, ABD menşeli yazar John Scalzi’nin 2014 basımlı “Sendrom” kitabından. Ki örneklerini çoğaltabiliriz de… Yalnız bugün, 2020’nin eşref-i mahlûkâtları bizler, ‘sahi’den de bir virüsle karşı karşıyayız, üstadın dediği gibi; bir (bütün) ihtimal(ler)in peşinden koşuyoruz ve nefesimiz yeter mi, bilinmez! Tecrübe etmediğimiz için, refleks geliştiremediğimiz bu canlıyla ‘baş etmek / yaşamak / anlamak’ için şimdilerde ortalıktan evlere çekilmişe benziyoruz; Çin’in hava kirliliğinin oranında düşüş ve Venedik’in kanallarında salınan balıklar, kuğular bunun ispatı belki de… Fakat dünya yaşının ederinin ortalama 4.5 milyar yıl, insan yaşının ederinin ise 300 bin yıl olduğunu düşünürsek; virüs ailesinin, ‘insan yavrusu’ndan da önce yaşamını sirayet ettirdiğini deklare eden bilim insanlarının ışığında, bugün sözü “Her türün asli virüsü, o türün bozulmuş imgesidir” diyen beat kuşağı yaratıcılarından, ABD’li yazar William Burroughs’a bırakmak isterim.

“Sözcük artık virüs. Grip virüsü bir zamanlar sağlıklı bir ciğer hücresiydi belki. Şimdi ise merkezi sinir sistemini işgal eden ve ona hasar veren parazit bir organizma. Modern insan, sessiz kalma opsiyonunu yitirdi. Ses-altı konuşmayı durdurmayı deneyin hele. On saniye kadar kendi içinizde sessiz kalmayı başarmayı deneyin. Sizi konuşmaya zorlayan dirençli bir organizmayla karşılaşırsınız. Bu organizma, sözcüktür” diyen (çeviri Öznur Karakaş) Burroughs’un (yönetmen David Cronenberg’in sinemaya Naked  Lunch adıyla uyarladığı) “Çıplak Şölen”, “Elektro Devrim” ve “Arabölge” kitaplarında geziniyorken, bugünlerde aşırı ilgime mazhar olan; Bolonya’daki meşhur Radyo Alice’in kurucusu ve İtalyan Autonomia Hareketi’nin şahsiyetlerinden yazar, medya kuramcısı, aktivist Franco Berardi, nam-ı diğer Bifo’nun “Psiko-Deflasyon Günlükleri”ni tavsiye ederim. 

1997’de göçen,“Dil dünya dışından gelen bir virüstür” şiarını benimseten Burroughs, teorisini yaradılış mevzusundan başlatarak bugüne ulaştırır ve virüsün izleyeceği yolu tarif ederken de Tanrı-Adem-Havva üçlüsünden örnekler. Yani bir virüsün bulaşabilmesi için mutlaka iki canlının etkileşim halinde olması gerekir ve bu iki canlı da evrimin en başındaki Adem ve Havva’dır. Ve o virüs, mutasyon geçirmiş haliyle bugün bizim içimizdedir. Virüsler tarihine bilahare bakarsınız ama şimdi ortaya çıkan hacmimizde; bir elimizde machiato’lar, diğerinde bilmem kaç piksel ve inçlik‘akıllı’ telefonlar ve gözümüz ise çıtayı daha yükseklere taşıyan drona’lardayken öyle ki içimizde çoğalan taçlı virüsgillerden Covid-19’u göremiyorduk.

Gitmesek de o online bizim online’ımızdır

Sanırım, parmak izlerimiz gibi, biricik ve tekil hikayemizde yapmamız gereken bilim insanlarını ve ekonomistleri kadraja almak ve üzerinde tepindiğimiz, canlı olduğunu unuttuğumuz dünyanın geçmişine bir kez daha yakından bakmak! Kaygı çağındayız, virüs öncesi sorunlarımızı hatırlarsak (iklim değişikliği, depremler, savaşlar, mülteciler, açlık vs.), bugün belki de dünya olarak çizilen sınırların içinde bir bütünün parçası olamadığımızın fotoğrafıdır bu virüs. Nasıl mı? Basit bir örnek verip, sadedime bağlamak isterim. Marketlerdeki tuvalet kağıdı çılgınlığı... Araştırmalar psikolojideki karşılığını şiddet ve histeri ile açıklıyor. Solunum sistemlerini etkileyen bir salgın sırasında tuvalet kâğıdı biriktiriyoruz! Bunu yiyemeyiz, içemeyiz, otomobilimizi hareket ettirmek için ya da evimizi ısıtmak için kullanamayız. Davranış bilimcilerin söylediği; bandwagoneffect. (Bu tanıma da bilahare bakınız.) Böyle kelam edince de aklımı karıncalandıran hep Hanna Arendt’in “Kötülüğün Sıradanlığı” kitabı oluyor. Tuvalet kâğıdı ve makarna stoğunda acaba arketiplerimiz bize ne demek istiyordu; makat ve oral yolu arasında bir bağlantı olmalı!

Tüm bunların sonunda, bir şey olacağız, dünya hâlihazırda eylemsel hareketini olması gerektiği gibi sürdürürken, belki bazılarının dediği gibi (inanmıyorum ayrı ama) ‘kaçırdıklarımızı yakalamanın tam zamanı’ veya daha da yaratıcı, üretici ve ‘nazik’ olmayı öğreneceğiz ya da sonunda, ne işe yaradığını bilemediğimiz bir oda dolusu tuvalet kağıdı ile baş başa kalacağız. 

Hegel, zamanın ruhundan (zeitgeist) bahseder, bu ruha şimdilik eşlik edenler her şeye rağmen kolektif bir enerjiyle sanatın, kültürün ve yaratıcılığın rengini kendi dilinde konuşanlar. Gitmesek de o köy bizim köyümüzdür modunda online etkinlikler (konser, müze, tiyatro, edebiyat, yoga-nefes dersleri ve uzaktaki arkadaşlarınızla birlikte dizi izleme uygulamalarına kadar) kısaca hangi yayın organı ne yapıyorsa arşivini açıyor.

(Es geçilmesin notu: 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü'ne özel şehir tiyatrolarını “kultursanat.istanbul” adresinden seyredalabilirsiniz.) Gani zamanın bize verdiği yetkiye dayanarak da çıtanızı biraz hafifletmek isterseniz; Harvard, MIT, Yale, Berkeley College gibi eğitim kurumlarının derslerini online takip etmenizi sağlayan EdX uygulaması, yahut harita meraklısı iseniz British Library tam bir hazine. Sketchfab aplikasyonunu ile aynı haritaları artırılmış gerçeklik ile görmeniz mümkün. Demem o ki; online iseniz, dünyaya açılabiliyorsunuz (hangi dünya, bu da tartışılır) fakat hâlâ kendi içimize açılamayıp ‘online alemi’nde boğulmaya devam edenlere de küçük bir not: Evrenin gizeminin çözülebilmesi için yüzde 84'ü oluşturan karanlık maddenin de yapısının keşfedilmesi gerekiyor. Bunu da zaman gösterecek. O zamanda da biz olur muyuz, dilemma! Ama o vakte kadar Beckett’in “Godot’yu Beklerken”de söylediği;  “Herkes sırtında, ama küçük ama büyük, kendi çarmıhını taşır.”

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.