Haftalık Bağımsız Gazete 24 Ekim 2017

Mütemadiyen Marjinalleşiyorum


Deniz ÖZTURHAN

Deniz ÖZTURHAN

Okunma 06 Ekim 2017, 08:43

Geçen hafta aynı gün içinde iki tane devlet dairesine gittim. İnanır mısınız, başıma trajikomik hiçbir şey gelmedi. Dedim: “Siz şaka mısınız yahu? Artık devlet dairelerinde de macera yaşayamayacaksak, biz mizahçılar olarak malzememizi nereden bulacağız? Ekmeğimizi nereden çıkartacağız?” Hayır, insan sevabına oraya inanılmaz bir sıra, uzun bir bekleyiş koyar. Bi teyze bayıltır, bi çocuk kusturur. En olmadı kavga çıkabilirdi en basitinden. Hiç biri olmadı.

Ve o an çok korktum. Çünkü bir anlığına da olsa, yeni Türkiye’nin o kadar da kötü bir yer olmayabileceği düşüncesi düştü aklıma. Sonra etrafıma bakındım. Dedim: Deniz, sen yeni Türkiye’de değil, Kadıköy’desin. Şaşırma! Sonra derin bir “Oh!” çektim haliyle…

Kadıköy’de ilk ziyaret ettiğim devlet kurumu, Göztepe’deki Rana Beşer Sağlık Polikiliniği idi. Tamamen ücretsiz muayene olabildiğiniz bu merkezi, yine Kadıköy Belediye’sinin Kadın Sağlığı Merkezi’ne göre biraz boş, biraz sönük buldum. Kadın Sağlığı Merkezi’nde yine cebimden 5 kuruş ödemeden meme muayenesi olmuş ve ultrason çektirmiştim geçen kış. Personelin ilgi alakasına, merkezin işleyişine tam puan vermiştim. Rana Beşer’in ödeneği mi az acaba? Neyse, anlatacağım konu da bu değildi zaten.

Doktor randevuma neredeyse 45 dakika erken ulaşınca, randevumu açık havada, bir parkta bekliyeyim dedim. Çünkü mevsim “Artık son güneşler, kapatıyoruz” diyor ve ben bu çağrıya kayıtsız kalmak istemiyorum. Göztepe’de 20 yıldır tek bir parkçık var bildiğim. Marmara Üniversitesi’nin köşesinde, uzun süre önce battığının farkında olmayan Titanik AVM’nin karşısında, cep kadar bir yer. Tek tek saydım; 11 çalımsı ağaç, 9 bank,  4 amca, 2 genç kadın, mebzul miktarda güvercin ve ben vardık parkta. Ancak sığışıyorduk. Allah muhafaza parka simitçi girecek olsa, birimizin güneşte oturmaktan feragat edip parktan çıkması gerekiyordu. Yine de mesuttuk.

Doktor randevusundan sonra bir de emniyette pasaport yenileme randevusu almıştım üzerinize afiyet. Baktım ona da 1,5 saatim var; önce bastım Sahrayıcedid’e dek yürüdüm. Hava güzel, bereket kaldırım da genişti. Yürüyüş hızlıca bitti. Bu kez de hedefimi Sahrayıcedid Camii’nin hemen yanındaki park olarak belirlemiştim. Çünkü parklarda yaşlı gibi oturup bir takım şeyler beklemek, benim en doğal hakkım. Ama elbette Sahrayıcedid’e ulaştığımda İBB tarafından etrafı çevrilip, içine iş makinaları sokulmuş bir parkla karşılaştım. Yani daha doğrusu, aradığımız parka ulaşamadım.

Düşünün ki, şehrin bir yerindesiniz. Hava güzel; sonbaharın en mest edici güneşleri... Herhangi iki işiniz arasındaki boşluğu bir parkta, olmadı bir bankta soluklanarak geçirmek istiyorsunuz. Ama yok! Allah rızası için ne bir bank, ne bir park, oturacak hiçbir yer yok. Biraz yürüyüp etrafa bakındım, yolun sol köşesinde birkaç ağaç görünce istikametimi o yöne doğru değiştirdim. Çünkü adeta bir ağaç zombisi, tabiat müptezeli gibi Sahrayıcedid’de soluklanacak yer arıyordum. Neticede bulduğum yer, Sahrayıcedid Mezarlığı’ymış. Müsadenizle size bu mezarlıktan biraz bahsetmek isterim.

Osmanlı döneminde, sefere çıkacak ordu Sahrayıcedid Mevkii’nde beklermiş seferden önce. Bu süre zarfında yaşanan kayıpları defnetmek üzere kurulmuş bu tarihi mezarlık. Bu mezarlığa defnedilenler arasında İstanbul’un köklü aileleri, yazarlar, devlet adamları hatta ülkemizin kürek sporunu ilk icra eden hanımlarından, Ayşe Nezihe Özdil gibi kimseler var. Yani tarihi açısından bakıldığında oldukça da önemli bir yer. Ama mezarlık içinde bir yol, patika, herhangi bir sistem ve düzeni hatırlatacak en ufak bir yerleşim tasarımı yok elbette. Mekanı dolaşabilmek için kimi sıçrama ve duvar tepesinde dengede yürüyüş marifetlerinizi kullanmanız gerekiyor. Yani dedelerimizin mezarlarını okuyamadığımız gibi, bir de gezemiyoruz. Neyse, en azından mezarlık yerinde duruyor; buna da şükür.

Anlayacağınız gün ortasında, kendime şehirde kaçacak yer bulamayıp, gittim tarihi bir mezarlıkta oturdum. Orada kitap okumak da ayıp kaçar diye, sıkıntıdan meditasyon yaptım. Sonra düşündüm, kulağa ne kadar marjinal geliyor değil mi? Mezarlıkta meditasyon… Millete anlatsan, “Siz şu yaşınızda neyin kafasını kovalyorsunuz Deniz hanım? Emo’musunuz, metalci misiniz, tinerci misiniz?” demezler mi? Diyebilirler.

Ama elimden başka bir şey de gelmedi işte. Çünkü durduğunuz yerde çaresizlikten marjinalleştiğiniz bir şehir İstanbul. Ben de mütemadiyen marjinalleşiyorum.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.