Ünlü fizikçi ve düşünce adamı Albert Einstein’ın ismiyle, onun “rölativite teorisi” (izafiyet kuramı) insanların zihninde adeta bütünleşmiştir. Fizik bilimiyle ilgili olsun olmasın çoğu aydın bilimsel değerinin yanı sıra ayrıca popülerlik kazanmış olan bu kuramı hiç değilse adıyla anımsar.
Ben bu değerli entelektüeli nedense son derece uyarıcı ve düşündürücü bir değerlendirmesiyle hatırlarım. İlk bakışta bilim insanından çok sanatçı ve edebiyatçıların söylemine uygun bir yaklaşımı, fizik bilgininin dile getirmesi beni etkilemiş olmalı. Einstein; “hayal gücü, bilgiden daha önemlidir” (imagination is more important than knowledge) diyerek, genellikle şairlere, ressam ve müzikçilere yakıştırılan ‘hayal gücü’ yeteneğinin (evet yetenektir), bilimsel düşünce için de aynı şekilde değerli olduğunu vurguluyor.
Konuya şöyle dikkatle yaklaşırsanız, bu tespitin gerçekliğini çeşitli örnekleriyle görebilirsiniz. Hayal gücü, insan hayatında en basit gündelik ihtiyaçlardan, en ciddi tasarım konularına kadar mevcuttur. Hayal gücü, insan yaratıcılığının başlıca kaynağıdır. Elbet yüksek yaratıcılık verimleri olan bilim ve sanat eserlerinin, bilgiyle beslenip tamamlanması kaçınılmazdır. Einstein’in işaret ettiği, insan yaratıcılığında ateşleyici unsurun hayal gücü olduğudur.
Türkçe’de ve Türk halkının gündelik yaşamında hayal ve hayalcilik, küçümseyici nitelemelerdir. Daha ilkokuldan başlayarak çocuklara hayalciliğin olumsuzluğu adeta aşılanır. İnsanlar; masalların, öykülerin, seyrettikleri filmlerin, sahne eserlerinin de temelinde hayal gücünden beslendiğini unutuverirler. Elbet, bilgi ve görgüyle donanmış hayal gücünün verimleriyle, ham bir hayalciliğin karıştırılmaması gerekir.
Hayal gücünün yakın bir ‘akrabası’nın da ‘merak’ olduğunu kaydetmeden geçmeyelim. Merak, aynı zamanda bilgiye ve yaratıcılığa giden yolun döşemesidir.
Sanat eserlerinin gücü, yaratıcısının hayal gücüyle, entelektüel birikimiyle doğru orantılıdır. Hayal gücünden beslenmeyen tasarım da olamaz. Yani, esas itibariyle insan zihninin yarattığı bilim ve sanat eserlerinin, tasarımların insanlara yeni duyarlılıklar, yeni yaşama biçimleri, yeni açılımlar ve birtakım kolaylıklar getirebilmesi; bilimcilerin ve sanatçıların, kısacası yaratıcı zekânın ürünleridir. Yeryüzünde bütün buluşların ve imalâtların dayanağı imajinasyondur. O olmadan, bilgi üretiminin olamayacağını söylemek hiç de abartı sayılmaz.
Sanat ve bilim gibi, hiç kuşku duyulmasın; siyasetin de hayal gücüne, elbet bilgi ve görgü ile beslenmiş tasarım yetisine muhtaç olduğunu söylemeli. Sanat da, siyaset de yenilikler yaratmaktır. Sanatçı nasıl özgün bir eser meydana getirmeden sanatçı olamaz ise, iyi siyasetçi de topluma yeni hayat imkânları, şekilleri sunmadan başarılı olamaz. Bütün başarılı sanatçıların yeni sanat formları oluşturmaları gibi; başarılı siyasetçiler de, toplumların yaşamını geliştiren yeni sosyal yapı ve kurumların yaratıcılarıdırlar. Son yıllarda halk dilinde kullanılan “ufku var”; “ufku yok” tanımlamaları da bu hayal gücü sorununu ifade etmektedir. Sanat dünyasında da, siyaset hayatında da, yüksek bilgi ve estetik donanımdan yoksun yapay yenilik sahtecilerine sıkça rastlanır. Bunlar esasında yalnızca bilgi yoksunu değil, imajinasyon yeteneğinden de mahrum şarlatan ve yüzeysel karakterlerdir. Bir zaman sonra açığa çıkarlar ve yok olurlar.
Sanat da siyaset de biraz abartılı bir tanımlama ile yoktan var etme; yani yeni bir oluşumu kurgulayabilmektir. Büyük fizikçinin vurguladığı gerçeği, “bilgi” kısmını yok sayarak istismar etmeye gelmez. Sanatçının düzmecesi gelip geçer de; siyasetçininki kalıcı yıkım yapar.
.