1920’li yıllarda Söğütlüçeşme Caddesi’nin sol tarafındaki dükkânları anlatmaya bu hafta da devam ediyoruz.
Kadıköy’ün yegâne örücüsü Enver Bey’di. Hem elbise temizler, hem de oturduğu iskemlede ayak ayak üstüne atar, eline aldığı kumaşın yırtığını yenisinden fark edilmeyecek şekilde örerdi. Bu tamir işini o kadar güzel yapardı ki müşteri neresinin tamir edildiğini anlayamazdı.
Filibos, kuyumcu Hamparsun, tuhafiyeci Mordo, düğmeci Bogos ve örücü Enver Bey’in dükkânları, Ağabey Agâh Bey’in ahşap konağının altında sıralınmaştı. Bu dükkânların bulunduğu yerden şimdi cadde geçmektedir.
Ağabey Agâh Bey Konağı’nın bitiminden itibaren bir girinti başlar, bu girintide üç tane dükkân sıralanırdı. İlki Kemal Bey’in işlettiği bir ekmek fırını idi. Onun yanına Yeldeğirmeni’nden gelen Rıfat Sargın Eczanesi yerleşmişti. Eczanenin yanında “Gülistan” adındaki mağazada tuhafiye, parfümeri satılır, Onnik Hacaduryan ve Enver Ağabey tarafından işletilirdi. Bundan sonraki dükkânlar tekrar cadde hizasında dizilirlerdi.
ASADUR’UN DÜKKÂNI
Asadur Gududyan 1910’lu yıllarda Kadıköy’ün en büyük, en gözde ticarethanesinin sahibi idi. İki katlı bina ahşaptı. İkinci kat ortası açık şekilde yapılmıştı, ilk katın sonundaki dik ahşap bir merdiivenle buraya çıkılırdı. Asadur Efendi ortadan uzun boylu, kırlaşmış siyah saçlı, her zaman yelekli siyah takım elbise giyen, ciddi bi esnaftı. Zare adında bir oğlu, Naşid adında tezgâhtarı vardı. Dükkânın vitrini oldukça genişti. Üzerinde büyük harflerle ilk zamanlar eski yazı ile sonraları yeni harflerle “Asadur” yazardı. Asadur’un dükkânının yerinde daha önce un değirmeni vardı. 1915 yılında kocaman değirmen taşı hâlâ bodrumda duruyordu.
Dükkân Halidağa Sokağı’nın karşısına isabet ederdi. Tuhaftır ki birkaç yıl ara ile iki defa frenleri tutmadığı için Halidağa Sokağı’ndan gelen arabalar Asadur’un vitrinini parçalayarak dükkâna girmiş, her iki olayda da can kaybı olmamıştı. Bu yüzden olacak ki kapının önünden geçen kaldırımların kenarına 3-4 tane demir kazık dikilmişti.
Varlık vergsi dönemine kadar Asadur, Kadıköy’ün en tanınmış esnaflarından biri idi. Ticarette batıya açık, Avrupa’nın yeniliklerini getiren, bu yüzden iyi kazanan bir tüccardı. Bugün Ayanoğlu Caddesi’nin sol tarafındaki geniş arazi onundu. Asadur Efendi, Esat Işık Caddesi ile Kadife Sokağı’nın kesiştiği yerdeki büyük bir binada oturur, varlıklı bir yaşam sürdürürdü.
Asadur bu vergiyi vermedi. Aşkale’ye gitti. Dönüşte hastalanmıştı. Çok yaşamadı; öldü. Oğlu Zare bir müddet babasının dükkânını işletti ise de yürümedi; 1950 yılında Kâmil Dinçay’a devretti.
Kâmil Bey önce ayakkabı sattı. Sonra kumaşçılık yaptı. Dükkânın mal sahibi deri ticareti yapan bir Türktü. Kirası yirmi lira idi. Esasen o sıradaki dükkânlar şahıslara aitti. Şumnulu Hüseyin Paşa’nın da bu dükkânlarda hissesi vardı. Cadde genişleyince Asadur’un dükkânının sekiz buçuk metresi yola gitti. Bugün bu yerinde Bulvar Çarşısı bulunmaktadır.
AYAKKABICI BOGOS
Asadur Efendi’nin dükkânının yanında ayakkabıcı Bogos Efendi vardı. Daha önce burası Kâhil Ziyalar Bey’in terzi dükkânı idi. Prof. Dr. Adnan Ziyalar’ın babası olan Kâhil Bey çok terbiyeli, efendi bir terzi idi. Bu dükkândan sonra yolun sol tarafındaki ikinci girinti yer alırdı. İlk dükkân bozacı Kâzım Efendi’nin dükkânı idi. Boza, şıra, sirke satardı. Evlere götürmek için pul şişe denilen 1-2 litrelik boş şişeler bulunduruur, isteyen şırasını, bozasını bu şişelere doldurtarak evine götürürdü. Şişeler pek ince olduğu için çabuk kırılırdı. Sanırım bu yüzden bunlara pul şişe denmişti.