Haftalık Bağımsız Gazete 22 Eylül 2020

Metal ruhuna giriş: “Back in Black”


Murat BEŞER

Murat BEŞER

Okunma 13 Ağustos 2020, 10:36

muratbeser@muratbeser.com

Covid-19 virüsü taşıyan birine karşı sosyal mesafenizi korumanız, inanın bu albümü almış ya da dinlemiş birilerinden uzak durmanızdan çok daha kolaydır. Maskeniz virüsten koruyabilir, ama bir yerde bu albüm çalıyorsa, kullanacağınız hiçbir kulak tıkacının size faydası olmayacaktır. 

En çok satan albümleri oluşunu bir yana bırakın; AC/DC’nin bundan 40 yıl önce (25 Temmuz 1980 tarihinde) çıkan sekizinci albümü “Back in Black”, dünyada en hızlı yayılan, sevilen, hararetli taraftarı olunan, tişörtü giyilen; bugün halen pek çok istatistik çalışmasında tahtını koruyan ve engellenemez yükselişiyle de hep koruyacak olan bir mucizeydi. Hali hazırda satışta 50 milyon rakamını geride bırakan bu albümün, rock tarihinin kırılma noktalarından biri olabilecek kadar güçlü, (Jimi Hendrix, Jim Morrison gibi rock’n roll hayatlara muadil) çok da ilginç bir hikâyesi vardı.  

21 Şubat 1980 tarihinde, yani bu albümün kaydına girmeye sayılı günler kala topluluğun solisti Bon Scott, 33 yaşında hayata veda etmişti. İçkili vaziyetteyken arabada sızmış, onu evine taşıyamayan arkadaşı üzerini battaniyeyle örtüp kapıları kilitleyerek orada bırakmak zorunda kalmıştı. Bon uyurken kusmuğunda boğulmuştu. 

***

AC/DC Avustralya’da Melbourne’da kurulmuştu ama kurucu üyeler İskoç’tu. Savaş sonrasında burayı umut kapısı olarak gören göçmen ailenin çocuğu olan, Angus ve Malcolm Young adında iki haylaz kardeşti bunlar. Topluluğa solist olarak epey sonra giren serseri Bon ise, ilk konsere provasız çıkmış, ama iki şişe bourbon ve birkaç hap içmeyi ve duman çekmeyi ihmal etmemişti. Bon o güne kadar rock dünyasının tanımadığı türden bir solistti, “geçmişimde ses eğitimi yok, sadece bir sürü iyi viski var” ifadesi onu çok iyi anlatıyordu. 

Topluluğun ilk iki albümle kazandığı başarı, piyasanın devlerini iştahlandırmıştı. Atlantic Records ile imzalanan kontratın ardından İngiltere’nin yolunu tutmuşlardı. 

Önceleri dinleyici nazarında Led Zeppelin’in hızlandırılmış haliydiler. Okul üniformasının altına kısa pantolon giyen Angus gitar sololarını solistin omuzlarına binerek yapıyordu. Bu denizde deve güreşi pozuna benzeyen resim artık yeni kuşak rock dinleyicisinin alametifarikası gibiydi. Hedef kitleleri 20 yaş altıydı; giderek masif bir hale gelen soundları ile “Highway to Hell” albümünde yeni bir heavy metal çizgisi oluşturmuşlardı ama halen bir şeyler eksikti. Bu eksiklik iyi bir hikaye ve bilhassa efsane bir figür müydü acaba? 

***

Bon’un ölümü topluluk için yıkımdı. Brian Johnson’ı öneren “Mutt” lakaplı yapımcı Robert Lange olmuştu. Johnson’dan sonra dünyanın en büyük topluluklarından biri olmalarına rağmen, halen Bon’un gölgesi altındalardı. Çünkü Johnson ile kaydettikleri “Back in Black” hakkındaki yaygın söylentilerden biri, sözlerinden bazılarının ölümünden önce Bon tarafından kaleme alınmış olduğuydu. Bu iddialar hiçbir zaman kanıtlanamadı ama Bon erken ölümüyle efsaneye dönüşmüş; iddialar topluluğun hayranlarını ikiye bölmüştü. 

Annesinin Newcastle’daki evinin boş odasına sığınan Johnson, Bon’un ölüm haberini Daily Express’ten okumuştu. Birkaç gün sonra Malcolm’dan gelen telefon hayatını değiştirmişti. Malcolm hemen konuya girmemiş, Geordie topluluğunun çalışmalarını sevdiğini, yeni yaptığı albüm için de kendisini tebrik ettiğini söylemiş, havadan sudan konuşmuş, kısa bir duraklamanın ardından aniden konuyu değiştirmişti: 

- “Hemen Londra’ya gelebilir misin? Acilen konuşmak ve seninle yeni bir albüm kaydına girmek istiyoruz.” 

Johnson heyecan ve şaşkınlığını belli etmemekte zorlanarak cevap vermekte gecikmedi: “Kovulsam bile en azından birkaç hafta AC/DC’de olduğumu torunlarıma anlatırım” diye düşünüyordu.

***

Altı haftada kaydedilen “Back in Black”in en çok satan albümleri olacağını kimse kestirememişti. Bon öldüğünde AC/DC Avrupa’yı fethetmişti ama keşfedilmesi gereken bir Amerika vardı. Artık bunun için her şeye sahiplerdi. 

Erken vefat eden solist, matemlerini ifade eden simsiyah kapak, kaba cinsel görüşlü edepsiz şarkı sözleri, bir de kısa riffler, sağlam ritimler ve sert sololardan oluşan gençlik müziği. Tabi yeni solist Johnson’ın Bon’un boşluğunu iyi dolduran cırtlak sesi unutulmamalı. Johnson şarkıları caz ruhuyla ve scat tekniğiyle söylemişti. Johnson sadece şarkıları söyleyen biri gibi dahil olmamıştı topluluğa; çıkan albümdeki sekiz şarkının beşine katkıda bulunmuştu. Karikatüre benzeyen bu parodiyi mitosa dönüştürmüşlerdi. 

***

Topluluk çete gibi yaşıyordu. Özel koruma istemiyor, lüks araçlara binmiyor, geldikleri sefil hayatın alışkanlıklarını değiştirmiyorlardı. Onları geçmişten koparan tek zaman dilimi, çığlık çığlığa bağırarak kendinden geçen kalabalığın karşısında sahneye çıktıkları andı. Aslında halen mahallenin illallah dediği, burnunu koluna silen haylaz çocuklarıydı; okulda mütemadiyen disipline verilen, sapanla kuş avlayan, kedinin kuyruğuna teneke bağlayan, cebindeki kurbağa ya da böceği kızların üzerine atan, parklarda banklara işeyen fırlamalardı. Bon’un vefatı ders olmamıştı. Tersine bildiğini okumaya devam etmiş, ondan sonraki albümle hedefe kitlenmiş ve arkalarına bakmadan gaza basmışlardı. “You Shook Me All Night Long” ile en iyi 100 gitar solosunu barındıran “Back in Black”, seksenlerin metal ruhuna giriş, rock müzik yağmurlarıyla yıkanmış bir kuşağın motto’su ve soundtrack’i olmuştu.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.