Haftalık Bağımsız Gazete 22 Kasım 2019

Majuro’ya selam söyle!


Müge İPLİKÇİ

Müge İPLİKÇİ

Okunma 17 Ekim 2019, 11:27

Motorumuz Eminönü’nün en çilekeş rıhtımlarından biri ve aynı zamanda da tarihin göz kamaştırdığı o yerden demir aldı. Az önce çocukları için çöpten ekmek toplayıp, o ekmeklerin içlerini temizleyerek akşama öğün çıkarma derdindeki kadının yüzündeki çizgileri geride bırakırken ikindi çayları esiverdi motorun güvertesinde. Bir ara karşı kıyıya, Karaköy’e uğranıp oradan da mazbut Kadıköy yolcuları alındı. Motor bir oraya bir buraya sallandı ve çok geçmeden  yola revan oldu.

Yol, esasen, bildik bir masaldı. Bir o kadar İstanbul’du da. İstanbul, hemen herkese her zaman için başka sürpriz demek olan o kent, yine muzip bir görsel temastaydı ruhlarla! Hemen herkesin ellerindeki cep telefonları, ikindinin akşama kavuşacağı işaretini veren gökyüzüne, sonra bildik İstanbul manzaralarına kayıverdi. Sonrası mı? Sonrası yine cep telefonlarıydı elbette. Bir de motorun en tuhaf yerinde ülkeye ve dünyaya dair haberler veren o biteviye televizyon ekranı... Ülkenin içinden geçtiği ve ‘dostumuz yok’ hashtagleriyle sarıldığı ekranlardan, bütün savaşlarda olduğu gibi yoksul doğup yoksul ölenlerin yaşama dair tercihleri değil, insansız stratejilerin sloganları da akmaya devam ediyordu. 

Çayla birlikte yenen tostlara ara verildiğinde, motorda bir sapma keşfediverdik! Motor sapıtmış, rotayı kaybetmiş ve Kadıköy’den vazgeçip Üsküdar’a doğru dümen kırmıştı. O anda, o ana yakışır küçük bir kalp çırpıntısı, nabız artışıyla vb. bir telaş düştü yolcu cephesine. Nereye gidiyordu bu? Kimileri yanlış motora bindiğini sandı. Bu da bir anlığına da olsa, yanlarında oturan aynı yolun yolcusu insanların yüzlerine bakmaya yol açacaktı. Açtı da. Şaşkın ve tanıdık bir göz kırpması gibiydi bu. 

‘Nereye gidiyoruz?’

İnsanlar dayanamamış ve işini ezberlemiş çaycıya bile danışırcasına çıkışma becerisini göstermişti.

‘Nereye gidiyoruz!’

Çaycıda merak kalmamış o ses hakimdi o zaman. 

‘Gemiye yol vereceğiz. Bir yere gittiğimiz yok...’

O zaman insanlar rahatlamış, bir oh çekmenin keyfiyle tekrar insafsız ve bir o kadar da güvenli cep telefonlarına dönmüşlerdi. Merak edecek hiçbir şey yoktu ve ev çok yakındaydı.

Derken onu gördük. Yol vere vere buna mı verdik dedirtecek cinsten motor irisi mavi bir tankerdi. Aklı kesenler küçümseyerek gemiye şöyle bir baktı. O an çok meşgul olanlarsa yaşam boyu bakışlarını ertelemiş oldukları için geminin nereye ait olduğunu öğrenmenin hiçbir işe yaramayacağı ‘o renksiz kıyıda’ pinekliyordu. Tostlarını yemeye, çaylarını içmeye ve telefonlarındaki mesajları okumaya devam ettiler. 

Geminin Majuro bandralı olduğunu göremeyecek kadar ne yapmıştık böyle! Hangi yaşamın hangi kıyısındaydık böyle.

***

‘Majuro mu? Ne? Ee, ne yapalım?’ diyen o sesleri duymazdan gelerek bu yazıya başladım ve Pasifik’in dalgalarındaki altmış dört adayı gözümde canlandırmaya çalışarak onu bitirdim.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.