Haftalık Bağımsız Gazete 09 Ağustos 2020

Lütfen telefon ve bilgisayarınızın sesini açın!


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 23 Temmuz 2020, 15:07

memisbetul@gmail.com

“İnsanoğlu kendini öldürmeden yaşayabilmek için icat etti Tanrı’yı ve günümüze dek tüm insanlık tarihi bundan ibarettir… Yaşamakla yaşamamak arasında hiçbir fark kalmadığında özgürlüğüne kavuşur insan…” Dünya edebiyatının önemli kalemlerinden Dostoyevski, 1872’de yayınladığı “Ecinniler”de böyle diyor. 2020’de ‘fark’(lar)ın ayrımına vardık mı, yoksa hâlâ yolda devam modunda bize biçilen nefesi mi ‘tüketiyoruz’ bilmiyorum ama tam da buralarda gezinirken (karışık olan) kafam daha da karışıyor. 

Dikkat ederseniz ne yaparsak yapalım cümlenin yüklemi hep ‘tüketmek’ oluyor. Tüketimin, bireyleri uyuşturduğunu ve gerçek dünyaya karşı yabancılaştırdığını söyleyerek psikolojik açıdan tüketimi şöyle izah ediyor (Milton Keynes Açık Üniversitesi’nde -İngiltere, Walton Hall- Sosyoloji Kürsüsü Başkanı) Dr. Robert Bocock: “Modern tüketiciler fiziksel olarak pasif ama zihinsel olarak çok meşguldürler. Tüketim her zamankinden fazla kafada çözülmesi gereken bir deneyim, beyinsel ve zihinsel bir olgudur. Yalnızca vücudun gereksinimlerini (fizyolojik, biyolojik ihtiyaçları) doyuran basit bir süreç olmaktan çıkmıştır.” 

Bocock’un 2000’lerin başında okuduğum, psikolojik ve kültürel etmenleri inceleyerek tüketim kavramına tarihsel bir bakışla yaklaşan (Dost Kitabevi) eseri “Tüketim”, neden tüketiyoruz’un cevabını duymak isteyenlerin önüne harita niteliğinde bir güzergâh seriyor. Başta ihtiyaçlar sebebiyle, sonrasında da çağın hastalığıyla arzular şelale döngüsüne girdiğimiz, hatta artık neredeyse kendimizi ifade etme biçimimiz olan bu tüketme hemhaline; pandemiyle birlikte nasıl daldığımızı biraz didiklememiz açısından iyi bir okuma sunuyor kitap…

Hadi, biraz tavşan deliğinden inlere inelim: Platon’un M.Ö. 376’da yayınladığı ideal “Devlet”i ya da Thomas More’un 1516’da telaffuz ettiği ‘Ütopya’sı veyahut (düşünceleri uğruna ömrünün 27 yılını türlü işkencelere maruz kalarak cezaevinde geçiren) T. Campanella’nın “Güneş Ülke”si; eminim bugünün insanını düşünerek kaleme almamışlardır bu kitapları. (Erken içimden geldi notu: Değişmeyen ise yine tüm ‘gerçek’ ve ‘hayal’ üzerine ne kelam varsa erkekler tarafından yazılıp-çiziliyor olması. Oysa ki çağının ütopyacı sosyalist hareketleriyle yakından ilişkili olan, 19. yüzyılın ABD’li feminist yazarı Marie Howland’ın (1874) “Babasının Kızı” ya da ABD’li feminist, sosyolog, romancı ve sosyal reform eğitmeni Charlotte P. Gilman’ın (1915) “Kadınlar Ülkesi” ya da Ursula Le Guin’in (1974) “Mülksüzler”i gibi daha pek çok eseri ekleyebiliriz bu erkekler dünyasının ortasına... Ama tavşan deliğinden inlere doğru bir yolculuğa yeltenmek henüz cesaret edemediğimiz bir şey - olsa gerek! Ve böylelikle “başka bir dünya tahayyülü” dediğimiz her ne ise, onu da ertelemeye devam...) Yahut bugünün 206 kemik fanisi insanı düşünerek yazdılarsa da bir arpa boyu yol alamadığımızın fotoğrafıdır bu toplayınca ortaya çıkan ahvalimiz. Sosyal medyada mükemmelliğe oynayan figürler olarak gerçekte tahammül edemediğimiz dünyanın akışı değil de kendimizizdir belki, kimbilir! / Hoş, biz bilmezsek kim bilecek bu da absürt… Şimdi tam da şu boşlukta / akışta, doyamadığmız ‘om’lara dalmadan bir kartezyen metodu iyi giderdi sanki. Yok mu aramızda Descartes felsefesi üzerinden ‘bilgi’yi kutsayacak olan!? Fakat tüm bunların yamacında umuda meyyalimiz baki. 

Eski parrhesiastes’lerden kim kaldı. Walter Benjamin “Bir çağ çöktüğünde tarih hikâyeler değil, imgeler halinde çözülür,” der. Bugünden geçmişe ya da geleceğe baktığımıza ne görüyoruz ya da şu fanilikte ne kadar zamanımız var bakmak ve görmek için? Hoş, bakıp da görülecek bir şeyler de kalmıyor gibi. Dönüşümden nasibini alan alana... Hep eskilerin parrhesiastes’lerinden düşüyoruz kelama, sahi, bugünlerin parrhesiastes’leri nerede? 

Pandemi günlerinde özgürlük…

“Sevgili seyirciler oyunumuz başlamak üzeredir, lütfen telefonlarınızın ve bilgisayarınızın sesini açınız.” Karantina günlerinin çevrimiçi merhabası olan bu anons, sanırım bir süre daha kulaklarımıza bu tondan zuhur etmeye devam edecek. O vakit, izninizle çevrimiçi seyirliklerde benim de merak ettiğim üç sanatsal etkinliği paylaşmak istiyorum. Tasarımını tiyatrocu İlyas Özçakır’ın üstlendiği “Korona Günlerinde Özgürlük” projesi kapsamında hayata geçen iki çalışma: Ebru Nihan Celkan’ın yazdığı, Ceren Taşçı ve Barış Gönenen’in oynadığı “EkoWasch Yıkama Kurutma Şirketi” ve Çiğdem Şimşek ile Sinan Akcan’ın kaleme aldığı “Bulaş-ık”. Beraberce Derneği, Friedrich Naumann Vakfı’nın da desteğiyle “Pandemi günlerinde tartışılan ‘özgürlük’ kavramı, oyun yazarlarınca ele alınsaydı ortaya ne çıkardı?” sorusunun peşine düşmüş ve ortaya, derneğin Youtube ve Facebook hesapları üzerinden izlenebilecek biri oyun diğeri okuma tiyatrosu olan kafa açıcı iki hikâye çıkmış.

Peter Shaffer’in yazdığı ve 2017’de National Tiyatro tarafından yeniden sahnelenen “Amadeus” oyunu kısa bir süre için ücretsiz erişime açıldı. Sanal ortamda tiyatro mevzularına dalamadım henüz ama bu oyun kaçmazdı- zira başka bir zaman diliminde seyredebilme olasılığımız çok düşük. “Amadeus’, 1980’de Broadway’de oynandığında da en iyi oyun dalında Tony Ödülü almış, Milos Forman’ın 1984'te yaptığı film de en iyi film dahil, aday olduğu sekiz dalda Oscar’ın hepsini kazanmıştı. Bu arada, hatırlarsınız bizde de 2020’nin yenilerindendi Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği, Selçuk Yöntem, Okan Bayülgen, Özlem Öçalmaz’ın, 14 kişilik koro ve 11 kişilik orkestra ile başrollerini paylaştığı, Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu’nun yapımı olan “Amadeus”. Biletleri satışa çıkan oyun, Eylül itibariyle Uniq sahnesinde endam edecekmiş.

Versus Tiyatro ise Ingmar Bergman imzalı 1973 yapımı “Bir Evlilikten Manzaralar” (Scener Ur Ett Äktenskap) adlı filmi “Evlilikten Sahneler” adıyla tiyatro sahnesine taşımaya hazırlanıyor. Hazırlıkların çevrimiçi devam ettiği, Ece Dizdar, Öner Erkan ve Pınar Göktaş’ın rol aldığı oyunun yönetmeni Kayhan Berkin. 

O vakit, Temmuz’un vedasını da yavaştan sarkıtalım. Madem söze Dostoyevski ile başladık, son kelam da üstattan gelsin: “Sakin olun... Sizi anlamaya başlıyorum...” 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.