Haftalık Bağımsız Gazete 18 Ağustos 2017

Yürek işçisi Arif Damar'ı kaybettik…

Şiirin “harika çocuğu” Arif Damar uzun zamandır tedavi gördüğü hastanede 20 Ekim Çarşamba günü saat 03.00’te aramızdan ayrıldı. 85 yaşında yaşama sıkı sıkıya bağlı bir yazın ustasıydı.

Yürek işçisi Arif Damar'ı kaybettik…

<h3>Y&uuml;rek iş&ccedil;isi Arif Damar&rsquo;ı kaybettik&hellip;</h3> <p><br /> Şiirin &ldquo;harika &ccedil;ocuğu&rdquo; Arif Damar uzun zamandır tedavi g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; hastanede 20 Ekim &Ccedil;arşamba g&uuml;n&uuml; saat 03.00&rsquo;te aramızdan ayrıldı. 85 yaşında yaşama sıkı sıkıya bağlı bir yazın ustasıydı. Bundan tam 7 ay &ouml;nce gazetemize verdiği r&ouml;portajda &ldquo;Ben h&acirc;l&acirc; &ouml;lmedim demek ki dokuz canlıyım. Ben g&uuml;zelliklere bakarım, doğaya, kadınlara&hellip; G&uuml;zelliklere bakınca uzun yaşarsın arkadaş!&rdquo; diyerek kahkahalarıyla renk katıyordu sohbetimize. 41 yıllık Kadık&ouml;yl&uuml; olarak Gazete Kadık&ouml;y&rsquo;e evinin kapılarını ve y&uuml;reğini a&ccedil;an bu b&uuml;y&uuml;k ustayla yap&rsaquo;lan son r&ouml;portajı anısına saygıyla bir kez daha yayımlıyoruz.</p> <p>&nbsp;</p> <p><br /> Y&uuml;rek iş&ccedil;isi Arif Damar: 'Sanat&ccedil;ı muhaliftir'</p> <p>'Sanat&ccedil;ı muhaliftir, muhalif olmak zorundadır, sanat&ccedil;ı dediğin eleştirmeli, daha iyisini elde etmek i&ccedil;in eleştirmeyi bilmelidir' diyen T&uuml;rk Edebiyatı'nın usta isimlerinden Arif Damar'la Moda'daki evinde s&ouml;yleşi yaptık.</p> <p>&nbsp;</p> <p><br /> T&uuml;rkiye&rsquo;nin 85 yıllık tarihine tanık olmuş bir şiir iş&ccedil;isi Arif Damar. Yoksulluk i&ccedil;inde b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş, kitaplarla, edebiyatla, şiirle &ccedil;ocuk yaşta tanışmış, cezaevlerinde yatmış, ekmeğini &ccedil;ıkarabilmek i&ccedil;in &ccedil;ok &ccedil;eşitli işler yapsa da şiirden hi&ccedil; vazge&ccedil;memiş bu b&uuml;y&uuml;k ustayla, arkadaşlarının tabiriyle Arif &ldquo;Barikat&rdquo;la Kadık&ouml;y Moda&rsquo;da 41 yıldır yaşadığı evinde s&ouml;yleştik.<br /> Ahmed Arif bir şiirinde &ldquo;Ve ben şairim, namus iş&ccedil;isiyim yani, y&uuml;rek iş&ccedil;isiyim&rdquo; diyor ya, işte birlikte cezaevinde yattığı arkadaşı Arif Damar bu &ldquo;y&uuml;rek iş&ccedil;iliği&rdquo;ni en iyi yapanlardan biri. 85 yaşında bir delikanlı. &ldquo;Ben yaşlıyım ama ihtiyar değilim. H&acirc;l&acirc; şiir yazıyorum. En son bir şiir yazdım, lodosa karşı y&uuml;r&uuml;yen bir gen&ccedil; kızı anlatıyor&rdquo; diyecek kadar hayata bağlı bir sanat&ccedil;ı. Hala okuyor, yazıyor kendini şiiriyle var ediyor. Tam 70 yıldır şiir yazıyor Arif Damar. Tabii şiirleri her zaman ona g&uuml;zel &ouml;d&uuml;ller kazandırmıyor, &ccedil;oğu zaman başına işler a&ccedil;ıyor. Ama o inatla yazmaya devam ediyor. &ldquo;Sanat&ccedil;ı muhaliftir, muhalif olmak zorundadır, sanat&ccedil;ı dediğin eleştirmeli, daha iyisini elde etmek i&ccedil;in eleştirmeyi bilmelidir&rdquo; diyor.<br /> &Ccedil;ocukken b&uuml;y&uuml;k acılar &ccedil;ekiyor, yoksulluk i&ccedil;inde b&uuml;y&uuml;yor usta. &Ccedil;anakkale&rsquo;nin Gelibolu il&ccedil;esine bağlı bir k&ouml;yde 1925&rsquo;te d&uuml;nyaya geliyor. O zamanki Osmanlı d&ouml;nemi hocalarından yani &ouml;ğretmenlerinden olan babasını hen&uuml;z 5 yaşındayken kaybediyor. Annesi, oğlunun tabiriyle &ldquo;&ouml;yle g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir kadın ki&rdquo; &ccedil;ok zor koşullarda olmasına rağmen iki &ccedil;ocuğunu da okula g&ouml;nderiyor. Arif Damar İlkokulu Gelibolu&rsquo;da okurken 5. sınıfta o &ccedil;ok sevdiği ve saygı duyduğu annesini yitiriyor bu sefer. Buna rağmen ağabeyiyle birlikte yaşama sıkı sıkıya sarılan Damar, &ldquo;B&uuml;t&uuml;n tevazum i&ccedil;inde s&ouml;yl&uuml;yorum, ben hayattan hi&ccedil; &ccedil;ekinmedim, korkmadım&rdquo; diyor. Annesi &ouml;l&uuml;nce &Ccedil;anakkale&rsquo;ye teyzesinin yanına gidiyor ama orada da &ccedil;alışmak zorunda kalıyor, geceleri dizleri sızlayarak yatağa girse de, g&uuml;nd&uuml;zleri okulda &ccedil;ok başarılı bir &ouml;ğrenci olarak dikkatleri &ccedil;ekiyor. Okulun kitaplığından sorumlu olması ona okuma alışkanlığını kazandırıyor. Elinden hi&ccedil; kitap d&uuml;şm&uuml;yor. İlkokulu bitirdikten sonra General Kazım Dirik&rsquo;in himayesinde bir s&uuml;re Edirne&rsquo;de kalıyor. İlk şiirini de burada yazıyor. Ancak tarihe ilk şiiri &ldquo;Edirne&rsquo;de Akşam&rdquo; olarak ge&ccedil;se de, ilk şiirinin kitaplara girmeyen &Ccedil;anakkale&rsquo;deki ilk aşkı Fitnat&rsquo;a yazdığı bir aşk şiiri olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. Hen&uuml;z 15 yaşındayken, bir &ouml;ğretmeninin &ccedil;ıkardığı &ldquo;Yeni İnsanlık&rdquo; dergisinde &ldquo;Edirne&rsquo;de Akşam&rdquo; şiiri yayınlanıyor ve &ldquo;yetenekli &ccedil;ocuk&rdquo; olarak dikkatleri &uuml;zerine &ccedil;ekiyor. <br /> 'N&Acirc;ZIM HİKMET'İN ŞİİRİ ETKİLEDİ'<br /> Şiir ser&uuml;veninin sonrasını Arif Damar ş&ouml;yle anlatıyor: &ldquo;&Uuml;nl&uuml; şair Hasan İzzettin Dinamo beni g&ouml;rmeye geldi okula, yetenekli &ccedil;ocuk olarak. Yenikapı Ortaokulunu bitirdim ve İstanbul Erkek Lisesine başladım. O sırada N&acirc;zım Hikmet şiiriyle tanışmıştım. Erzincan Depremi &uuml;zerine yazdığı bir şiiri gazetede yayımlanmıştı. Şiirden &ccedil;ok, altındaki not beni &ccedil;ok etkiledi. &lsquo;Kesemden verecek bir şeyim yok, y&uuml;reğimden verdim&rsquo; diye. Bu nottan &ccedil;ok etkilenmiştim. Şairin hapishanede olduğunu duymuştum. 'Bu kadar g&uuml;zel şiir yazan biri neden hapishanede?' diye sorup d&uuml;ş&uuml;ncelerini merak ettim ve araştırmaya başladım. O zaman N&acirc;zım Hikmet&rsquo;in Salkım S&ouml;ğ&uuml;t şiirini bir de Yahya Kemal&rsquo;in Mehlika Sultan şiirini ezbere bilirdim. Yurdun penceresinden sokağa doğru bağıra bağıra bunları okurdum. Ağabeyim bana gizlice getirirdi N&acirc;zım şiirlerini, hepsini ezberlemeye başladım. Kadırga &Ouml;ğrenci Yurdu&rsquo;nda iki taraf vardı, İdealistler ve Marksistler. İki taraf da beni &ccedil;ekiştiriyordu, ben Marksistlerin elinde kaldım (g&uuml;l&uuml;yor). İstanbul Erkek Lisesi&rsquo;ndeyken artık Marksist olmuştum ama okuldan atıldım. Ben de zaten okulu değil okumayı seviyordum. &Ccedil;ok da &uuml;z&uuml;lmedim. Ben de Gorki gibi bir yazar olurum dedim ve kitap okumaya devam ettim. Ondan sonra da kendi kendimi yetiştirdim. İyi bir okur olduğumu s&ouml;yleyebilirim.<br /> Arif Damar, sonraki sorularımızı da ş&ouml;yle yanıtladı:<br /> -15 yaşında sizi şiir yazmaya iten neydi? Nasıl başladınız yazmaya?<br /> Sevdiğim bir şeyi yapmak istedim. Yeteneğim olduğunu s&ouml;yledikleri bir şeyi. Ben şiirlerimi yayınlamıyordum ama bana yayınla diye ısrar ettiler. Benim şair olmak gibi bir derdim yoktu. Yoksulluk, a&ccedil;lık &ccedil;ekmiştim. Bunlar ortadan kalksın, eşitlik olsun istedim. Gelibolu k&uuml;&ccedil;&uuml;k yer, orda zengin ocukların benim kadar zeki ve &ccedil;alışkan olmadıkları halde gayet şık okula geldiklerini g&ouml;r&uuml;yordum ben yalın pabu&ccedil;la gidiyordum. Bu dengesizliği sezdim. Sezgi &ccedil;ok &ouml;nemli bir şair i&ccedil;in. Belki de beni şiire iten bu sezgilerimdi.<br /> -Arkadaşlarınız size Arif Barikat diyor. Nereden geliyor &ldquo;Barikat&rdquo; soyismi? <br /> Kars Valisi&rsquo;nin oğlu Doğan Aksoy bana verdi Barikat soyismini. Onların evinde nişanlandım ben. Nişanda Ruhi Su, Enver G&ouml;k&ccedil;e, Yaşar Kemal gibi isimler vardı. Bu arada ben Kars&rsquo;a gittim g&ouml;revli olarak. Kars&rsquo;tan d&ouml;n&uuml;nce nişanlım G&uuml;ner &ldquo;sensiz de yaşayabiliyormuşum&rdquo; dedi ve b&ouml;ylece ayrıldık. O d&ouml;nem &ccedil;ok &uuml;z&uuml;ld&uuml;m. Askere gittim, s&uuml;rg&uuml;n alaylarında 33 ay askerlik yaptım. O d&ouml;nem &ouml;lmemem bir mucize. Ama ben h&acirc;l&acirc; &ouml;lmedim demek ki dokuz canlıyım. Ben g&uuml;zelliklere bakarım, doğaya, kadınlara&hellip; G&uuml;zelliklere bakınca uzun yaşarsın arkadaş (g&uuml;l&uuml;yor)&hellip; Şiir yazmak i&ccedil;in s&uuml;rekli aşk halinde olmak lazım. Mesela ben Cumhuriyet Gazetesi&rsquo;nde her ay, ayın şiirini se&ccedil;iyorum. T&uuml;rkiye&rsquo;nin her tarafından 30 dergi ge&ccedil;iyor elime. Bunlar i&ccedil;inde yayınlanan en iyi şiiri yayınlıyorum. Ben orada şair boydan boya şiire girmiş mi ona bakıyorum. Şiiri bir hayat bi&ccedil;imi olarak benimsemiş mi bu &ouml;nemli.<br /> -1951&rsquo;de bir&ccedil;ok şair ve yazar cezaevine girdi. Siz de onlardan birisiniz. Neler yaşandı o d&ouml;nem?<br /> Askerden geldikten sonra T&uuml;rkiye Gizli Kom&uuml;nist Partisi&rsquo;ne &uuml;ye oldum. O sırada Mahmutpaşa&rsquo;da işportacılık yapıyordum. Sonra TKP sanığı olarak 1951&rsquo;de tutuklandım. &ldquo;Dayanılmaz&rdquo; diye bir şiir yazmıştım. 1. Şube M&uuml;d&uuml;r&uuml; Ahmet Topaloğlu, gece yarısı geldi dedi ki &ldquo;Seni Yery&uuml;z&uuml; dergisinde &ccedil;ıkan şiirini daha g&uuml;zel okuyacağın bir yere g&ouml;t&uuml;receğim&rdquo; dedi, beni aldı tabuta koydu. &Ccedil;ok hoşuma gitti, şiirim canlarını sıkmış diye. Oradan Harbiye Askeri Hapishanesi&rsquo;ne gitmek bir kurtuluştu. Orda 2 yıl kaldıktan sonra beraat ettim. Ben hapishanede şair olmadım, şairken hapishaneye girdim. Ahmet Arif de &ouml;yle, birlikte yattık. B&uuml;t&uuml;n arkadaşlarım i&ccedil;erdeyken bana tahliyeni iste diyorlar. Ben niye isteyeyim, &ccedil;ıksam a&ccedil; kalacağım. Sonra hakim beni zorla tahliye etti (g&uuml;l&uuml;yor). Sonra &ccedil;eşitli yerlerde &ccedil;alıştım ama polis s&uuml;rekli baskı yapıyordu. Bu arada G&uuml;nden G&uuml;ne kitabım yayınlandı, o da toplatıldı. Yargılandım ama beraat ettim. Bilirkişi &ldquo;Halk bunu anlamaz su&ccedil; unsuru yoktur&rdquo; dedi. Sonra İstanbul Bulutu kitabımı yayınladım. Bu kitabımla Yeditepe Şiir &Ouml;d&uuml;l&uuml;n&uuml; Cemal S&uuml;reyya ile birlikte paylaştık. Bu &ouml;d&uuml;lden sonra ben legalleştim. B&ouml;yle bir faydası oldu bana.<br /> -Kadık&ouml;y Suadiye&rsquo;de 15 yıl işlettiğiniz &quot;Yery&uuml;z&uuml;&quot; adlı bir kitabeviniz vardı. Yery&uuml;z&uuml; Kitabevi&rsquo;ni nasıl kurdunuz?<br /> 1969&rsquo;da Şişli&rsquo;den Kadık&ouml;y&rsquo;e taşındık. Eşim T&uuml;lin mimardır. Bir arsası vardı burada, m&uuml;teahhide verdik. B&ouml;ylece Moda&rsquo;daki bu dairemizin sahibi olduk. Suadiye&rsquo;de Yery&uuml;z&uuml; Kitabevi&rsquo;ni a&ccedil;tık. 15 yıl bu kitabevinde &ccedil;ok g&uuml;zel g&uuml;nlerimiz oldu. Sonra 12 Eyl&uuml;l askeri darbesinin ardından 1982&rsquo;de biri ihbar etmiş, propaganda yaptığım iddiasıyla. Beni yeniden g&ouml;zaltına aldılar. Bana Kom&uuml;nist Partisi &uuml;yesi olduğumu kabul etmem i&ccedil;in ricada bulundular. Halbuki ben G&uuml;ney dergisinde TKP&rsquo;yi eleştiren bir yazı yazmıştım. Ama o dergiyi bulup da ispat edemedim. En sonunda yasak yayın bulundurmaktan 3 aya mahkum ettiler. &Ccedil;ıktıktan sonra kitabevini kapattım ve kendi yazılarımla ve şiirlerimle daha &ccedil;ok ilgilenmeye başladım. Bir&ccedil;ok kitabımı bu tarihten sonra &ccedil;ıkardım. En son &lsquo;Bir G&ouml;kkuşağı İnerse Nasıl&rdquo; kitabımı yayınladım. Onunla Sedat Simavi &Ouml;d&uuml;l&uuml;&rsquo;n&uuml; aldım. Bu kitabımı F tipi cezaevlerine karşı &ouml;l&uuml;m orucuna giren ve yaşamını yitiren Sevgi Erdoğan&rsquo;a adadım.<br /> -41 yıllık Kadık&ouml;yl&uuml;s&uuml;n&uuml;z. Nasıl bir şey bir şair olarak Kadık&ouml;y&rsquo;de yaşamak?<br /> 41 yıl oldu, 41 kere maşallah (g&uuml;l&uuml;yor)&hellip; Biz Şişli&rsquo;den buraya taşındık. Orada y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş yapacak yer yoktu. Burada &ccedil;ıkınca her tarafa y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş yapabiliyoruz. Moda &Ccedil;ay Bah&ccedil;esi&rsquo;ne, iskeleye y&uuml;r&uuml;mek &ccedil;ok keyifli. Hi&ccedil; &ouml;zlemiyorum karşı tarafı. Şiirime de ilham oluyor Kadık&ouml;y&rsquo;de yaşamak. Deniz, gemiler, yelkovankuşları, martılar, ağa&ccedil;lar&hellip; Hepsi benim ilham kaynaklarım. Bana soruyorlar, denize bakan bu g&uuml;zel evi nasıl aldın diye. Diyorum ki 1963&rsquo;te Merişko B&uuml;y&uuml;k Şiir &Ouml;d&uuml;l&uuml;&rsquo;n&uuml; aldım ( g&uuml;l&uuml;yor). Karımın diğer adı Meri&ccedil; ben de ona Merişko diyorum, 1963&rsquo;te onunla evlendim ve bu benim en b&uuml;y&uuml;k &ouml;d&uuml;l&uuml;m.<br /> -Şairler yazarlar genelde yaşadıkları semtin kafelerini, meyhanelerini mesken tutarlar. Sizin b&ouml;yle severek gittiğiniz yerler var mı Kadık&ouml;y&rsquo;de?<br /> Ben en &ccedil;ok Son Gemi&rsquo;ye giderim. Arada şairler de geliyor. Kapıda &ldquo;gamsız olan giremez&rdquo; diye bir yazı var, &ccedil;ok hoşuma gidiyor. Onun dışında Moda&rsquo;da &ldquo;Kemal&rsquo;in Yeri&rdquo;ne &ccedil;ay i&ccedil;meye giderim. Orayı da &ccedil;ok severim. Ama meyhane olarak &ccedil;ok sevdiğim bir yer yok, eskiden Ko&ccedil;o&rsquo;ya giderdik ama artık gitmiyorum. Meyhanecilik Rumlar&rsquo;ın işi, en iyisini onlar yapıyor.<br /> -Peki Arif Damar&rsquo;ın bir g&uuml;n&uuml; nasıl ge&ccedil;iyor?<br /> Sabah erken kalkıyorum, eskiden &ccedil;ayı ben koyardım artık oğlum Nice koyuyor. Gazeteler geliyor, onları okuyorum. Bol bol kitap okuyorum. &Uuml;zerine &ccedil;alıştığım bir şiir varsa onunla uğraşıyorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; benim artık k&ouml;t&uuml; şiir yazma &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;m yok. K&ouml;t&uuml; şiir yazarsam sevilen şiirlerime de g&ouml;lge d&uuml;ş&uuml;r&uuml;r&uuml;m. Mesela benim en sevilen şiirim Gitme Kal&rsquo;dır. Ben onu 6 ayda yazdım. Şiir emek istiyor.</p> <p>Semra &Ccedil;ELEBİ<br /> &nbsp;</p>

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.