Haftalık Bağımsız Gazete 16 Ekim 2019

Yonttukça çoğalan sesler

Aradıkları sesin peşine düşen Kadıköylü iki gitar yapımcısı Tolga Can Şişman ve Bilge Han Deniz, mahir elleriyle ağaçlara yeniden ses veriyor

Yonttukça çoğalan sesler
Erhan DEMİRTAŞ

Kadıköy’ün sokaklarını gezerken ut, bağlama ve keman ustalarını görmeniz muhtemel. Usta çırak ilişkisiyle geçmişten bugüne gelen bu ustalar bizi çok da şaşırtmıyor. Ancak son yıllarda Batılı bir müzik aleti olan elektrik gitarın yapımı yaygınlaşmaya başladı. Bunun sebebi hem maharetli insanların merakı hem de ihtiyaç. Öyle ki döviz kurlarındaki artış birçok müzisyeni kendi enstrümanını yapmaya mecbur bırakıyor. Ama sebep ne olursa olsun bütün bu zorluklar hem ortaya güzel şeylerin çıkmasını hem de ustaların artmasını sağlıyor. Şimdi sizi “kendilerine usta demeyen” iki insanla tanıştıracağız: Tolga Can Şişman ve Bilge Han Deniz…

“QUEEN’İN GİTARİSTİ YAPMIŞ, BEN DE YAPMALIYIM”

Kadıköylü müzik grubu Sahte Rakı Blues Band’in bir üyesi olan Tolga Can Şişman, Moda’daki atölyesinde hem gitar dersleri veriyor hem de elektrik gitar yapıyor. 10 yıl önce kendisi için yaptığı gitar çok beğenilince “Buna devam etmeliyim” demiş.

  • Gitar yapmaya ne zaman başladınız?

İlk gitarımı 2008 yılında yaptım.

  • Nasıl merak sardınız peki?

Çocukken oyuncakları kırar, içlerini kurcalardım. Sanırım bir şeyler yapma duygusu oradan geliyor. Ama küçük yaştan beri enstrüman yapmak gibi bir şey olmadı bende. Bunu yapanlara “luthier” deniyor. Kendimi hiçbir zaman “luthier” olarak görmedim, hâlâ da görmüyorum. Benimki biraz daha özgün bir ton arayışı.

  • Sizi etkileyen bir şey olmalı.

Evet, o konuda Queen’in gitaristi Brian May çok etkilemiştir beni; zamanında adamın etrafında gördüğü gitarları alamayacağını düşünüp babasıyla birlikte kendine özgü sesi olan bir gitar yapması ve 70’lerden beri aynı gitarı kullanıyor olması... O durum beni “Kendim de bir tane yapabilir miyim?” diye düşünmeye itti.

  • Zor bir iş mi?

Ben şu an gövde yapabiliyorum. Sap yapabilmek ayrı bir atölye ve ayrı ekipmanlar istiyor, işin zor kısmı da o. Sapları hazır veya bit pazarı gibi yerlerden alıp onları biraz düzelterek kullanıyorum. Ama genel olarak benim için keyifli bir uğraş.

  • Türkiye’de birçok şey gibi müzik aletleri de döviz kurundan etkileniyor. Bu nedenle mi emin değilim ama son yıllarda müzisyenler kendi enstrümanlarını yapar hale geldiler. Katılır mısınız buna?

Gitarın üzerindeki parçaların her biri ithal olduğu için çok pahalandı. Dolayısıyla artık Türkiye’de elektrik gitar manyetiği yapan, elektrik gitar boyayan, parçaları ayrı ayrı üreten insanlar var. Mesela üzerindeki “köprü” dediğimiz metal parçaları titanyumdan yapan atölyeler var. Benim gözlemlediğim kadarıyla bu, son 3-5 yıla dayanıyor. Doların artışıyla birlikte bu üretim de arttı. Malzeme önemli, nasıl yapıldığı önemli, belli ölçüleri belli standartta tutturduğunuz zaman başarılı sonuçlar alabiliyorsunuz. Bir “American Strat” olmayabiliyor ama farklı sonuçlar çıkıyor. Ben de biraz onun gibi farklı bir şeyin çıkmasının peşindeyim.

  • Gitar yapıyorsunuz ama siz aslında müzisyensiniz. Müzisyenlik tarafınız gitarın yapım aşamasındaki yeteneği etkiliyor mu?

“Sahte Rakı Blues Band” adlı bir grubumuz var. Ben orada kendi yaptığım gitarı kullanıyorum. Görüşüne güvendiğim arkadaşlarım da gitarı çaldıklarında beğendiler. Böylece ben de biraz daha motive oldum. Enteresan bir şey yakalamaya çalışıyorum ve hâlâ da bulabilmiş değilim.

  • Kadıköy’de çok fazla müzisyen,  aynı zamanda alternatif üretimler yapan becerikli insan yaşıyor. Buradaki dayanışmayı nasıl buluyorsunuz?

Kadıköy’deki bu ortamı çok olumlu buluyorum. Özellikle Tasarım Atölyesi’ndeki takas pazarı, olayın ruhuna çok uygun bir şeydi. Takas pazarına gittiğimde cebimde çok az para olmasına rağmen bir şeyler almayı düşündüm. Bunun mutlaka devamının gelmesi gerekiyor. Bazı sayfalarda “Kadıköy sound” diye bahsedilen şeyin teknik kısmı çıkarsa buralardan çıkacak.

Tolga Can Şişman’ı https://www.instagram.com/modagitar/ adresinden takip edebilirsiniz.

AĞACIN SESİNİ DİNLEMEK

20 yıl önce ilk gitarını yapan Bilge Han Deniz, Yeldeğirmeni’ndeki atölyesinde tezgâhtan yeni gitarlar çıkarmaya devam ediyor. Deniz’in atölyesine konuk olduk; hem hikâyesini hem de el yapımı gitarın özelliklerini kendisinden dinledik.

  • Ne zaman geçtiniz tezgâhın başına?

Aslında bu hikâye çocukluğa kadar gider. Dayım müzisyendi, bağlama çalardı, müzikle tek bağlantım oydu herhalde. Ama asıl bağlantı ağaçla. Ağaçlara karşı özel bir ilgim vardı, 7-8 yaşlarında marangoz atölyelerinden çıkmazdım, bir köşede izlerdim. İlkokul bitti, Ankara’da yatılı okula gittim. Dünya müziğiyle tanışmam orada oldu, 11-12 yaşlarındayken. O dönemin 90’ların başlarındaki hit gruplarını o zaman tanıdım, daha sonra geçmişe doğru gittim ve gitarı çok sevmeye başladım. Üniversiteye başladığım dönem de az çok çalıyordum ve kendi gitarımı yapabileceğimi düşündüm. Bütün bunlar yaklaşık 20 yıl önce oldu.

  • Yaptığınız ilk gitar duruyor mu?

Evet, hatta ilginç bir hikâyesi var o gitarın. Ben yatılı okulda öğrenciyken annem onu alıp mutfak tahtası yapmış, gitar şeklinde mutfak tahtasını yıllarca kullanmış, üzerinde salatalar etler doğramış. Bir gün geldim, evin altında odunluk benzeri bir yer vardı, annem işi bitince onu oraya kaldırmış. Görünce tabii bütün o eski anılar canlandı. Ben onu tekrar aldım, yaklaşık 3 sene önce İstanbul’a getirdim. Atölye yeniden kurulunca onu gitara dönüştürmeye karar verdim.

  • Fabrikada üretilen gitarlar ile sizin yaptığınız gitarlar arasında nasıl farklar var?

Benimki tamamen el yapımı. Hazır gitarın ölçüleri markadan markaya değişse de çoğu zaman standarttır. El yapımının özelliği şudur: Kişiye özel yaparsınız çünkü herkesin avuç içi farklıdır, gitarı kavrayışı farklıdır. Standart olanı alırsınız ama siz ona uymak zorunda kalırsınız. El yapımında enstrüman size uygun olursa çok daha rahat edersiniz. Ben daha çok kişiyle oturup konuşuyorum, nasıl bir ses istediğini soruyorum.

  • Kadıköy’deki müzisyenlerin ilgisi nasıl, tercih ediyorlar mı  el yapımı gitarları?

Ben yaklaşık 15 yıldır Kadıköy’deyim. İlk geldiğimden beri buradaki müzik ruhu, müzik kimliği beni etkilemiştir. Gruplarla iletişimim de hep bir şekilde vardı arkadaşlıklarım sayesinde. Ringo Jets’in gitaristi Deniz Ağan aynı zamanda benim arkadaşımdır, onun gitarını ben yapmıştım. İlk çıktığı konserde çok etkili olmuştu. Müzisyenle aramda bir tür dostluk gelişiyor. Nasıl bir ses çıkarmak istediğimiz konusunda anlaşıyoruz.

  • Hangi ağaçları kullanıyorsunuz?

Elektrik gitar dediğimizde çok tercih edilen belli başlı ağaçlar var; maun, akçaağaç (maple), abanoz gibi. Daha koyu bir ton istiyorsa örneğin maun tercih edilir, daha açık ton tercih ediyorsa akçaağaç... Sapta daha hızlı hareket etmek isteyen biri için abanoz tavsiye edilir. Ben abanozu tercih ediyorum mesela, kullanımı daha rahat.

  • Kadıköy’de son yıllarda müzisyenler de çok fazla biraraya gelmeye başladı. Takas pazarı kuruluyor mesela. Yerelde bir şeyler üretmek nasıl bir duygu?

Ana akım dediğimiz şey kırılmaya çalışılıyor. Hepimizin kafasında aslında şu var: Yaptığımız işler veya müzikler dünyadaki diğer insanlara da ulaşsın istiyoruz. Burada dediğim şey ‘globalleşmek’ değil yerel duyguları dünyanın diğer yerelleriyle paylaşmak. Yereldeyim ve Kadıköy’ü çok seviyorum. Buranın bir kimliği var ve benim yaptığım iş o kimliğe biraz katkıda bulunmak.

Bilge Han Deniz’i https://www.instagram.com/abiguitars/  adresinden takip edebilirsiniz.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali Okur - 10 ay önce
Cok guzel bir ugras. Belediyece de desteklenmeli. Ortak bir marangoz atolyesi acilsa, yapimcilara cuzi bir ucretle hizmet verse super olur. Yada kooperatif falan kurulmasina ön ayaklik edebilir. Umarim bu isle ilgilenenler cogalir guzel kadikoyumuzde.