Haftalık Bağımsız Gazete 24 Şubat 2020

Sinemada toplumsal muhalefetin dili

TAKSAV “Dünden Bugüne Toplumsal Muhalefetin Dili ve Sanattaki İzdüşümü” seminerleri dizisinde bu hafta sinemayı tartışmaya açtı

Sinemada toplumsal muhalefetin dili
Evin Arslan

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf’ın (TAKSAV) düzenlediği “Dünden Bugüne Toplumsal Muhalefetin Dili-Sinema”  söyleşisi 4 Şubat’ta Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Söyleşiye konuşmacı olarak yönetmen Emin Alper, sinema yazarı ve akademisyen Murat Tırpan ve akademisyen Hakkı Başgüney katıldı.

Murat Tırpan, bir filmin politik olup olmamasını sağlayan unsurları tartışmaya açtı. Tırpan “Tavrı olan, bir şeyleri değiştirmeye çalışan, bir şeylere muhalefet eden film türünü biz politik film olarak nitelendiriyoruz. Doğrudan bu meselelerle iştigal eden bir film türünden bahsediyoruz. Dolayısıyla böyle baktığınız zaman Emin Alper’in Kız Kardeşler’ini ve Tepenin Ardı’nı çok politik bir film olarak görmeniz mümkün değil. Politik filmi doğrudan politik bir meselesi olan, bir olayla ilgili tavrı olan ya da bir ideolojinin temsilcisi olan bir film türü olarak ele aldığınızda bir sürü sinemasal eseri muhalif, politika içeren filmlerden saymamamız gerekiyor. Bu zor bir şey. Ben bir sinema yazarı olarak Kız Kardeşler’i, Tepenin Ardı’nı gayet muhalif, sağlam alt metinlere sahip, izleyicisini değişime, düşünmeye çağıran filmler olarak görüyorum.” diyor.

Yılmaz Güney’in Sürü ve Arkadaş filmlerini bu anlamda kıyaslayan Tırpan, Sürü filminde doğrudan politik bir söylemin olmadığını ancak Arkadaş filminde doğrudan bir anlatımın olduğunu söylüyor. Tırpan “Sürü’ye baktığımızda kişisel olanın politikleştiği bir sinemadan bahsedebiliyoruz. Burada feodal bir ağanın koyunlarını Ankara’ya götürürken aslında bütün düzenin ve feodalizmin dönüştüğünü görmesi ama bunu da ailesi üzerinden fark ediyor olması üzerinden kurulu bir yapı var. Ağanın biçerdöverlere bakışı aslında çok politik bir imge. Arkadaş’taki Yılmaz Güney’in söylediklerinden, devrimci laflarından çok daha politik bir imge.” diye aktarıyor.

“PİYASA AYAK BAĞI”

Sinema ile alakasının Kadıköy Belediyesi’nin hayata geçirmekte olduğu Sinematek ile başladığını söyleyen Hakkı Başgüney ise 1965-80 yılları arasındaki filmleri şöyle analiz ediyor:  “Okul, aile ve apartman üçlemesi üzerinden bir ortak değerler havuzu bu yıllarda oluşturulmaya çalışılıyor. Bunu yapan isimlerin bunu ne kadar bilinçli yaptığı tartışılır. Ama aydın-sanatçı hareketinin ya da 1970’li yıllardaki politik mücadelenin sinema üzerindeki etkisini bence göz ardı edemeyiz. Bir yandan 1973 ve 77’de Ecevit’in seçim zaferleri, bir yandan bunların karşısında milliyetçi cepheler… Böyle bir atmosfer var.”

Emin Alper ise sinemanın sanat dalları içerisinde en pahalı alan olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Sinemanın sistemin dışında kendini sürdürmesi gerçekten zor. Dolayısıyla ekonomik ilişkilere göbeğinden bağımlı olmak durumunda. Piyasa sinema için çok ciddi bir ayak bağı. Piyasanın taleplerine uygun film yapmak, eğer koyduğunuz parayı geri almak istiyorsanız, film yapabilmek istiyorsanız yapmanız gereken işlerin başında geliyor.” diyor.

MİZAH DA KONUŞULACAK

“Dünden bugüne toplumsal muhalefetin dili ve sanattaki izdüşümü” seminerlerinin ikincisinde “mizah” tartışılacak. 25 Şubat'ta Barış Manço Kültür Merkezi'nde gerçekleşecek etkinliğe konuşmacı olarak Ramize Erer, Aslı Alpar ve Tuncay Akgün katılacak.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.