Haftalık Bağımsız Gazete 24 Haziran 2017

“Kentsel dönüşüm değil sanatsal bölüşüm için…”

Dizilerden edindiklerini kendi tiyatrosunu kurmaya harcayan oyuncu Şevket Çoruh, Baba Sahne’yi Kadıköy’de açtı. Çoruh, “Kadıköy bir tiyatro semti oldu. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Körler şehri denilen bir yerin, bütün görme bozukluklarına iyi gelen bir semt haline dönüşmesi gurur verici” diyor

“Kentsel dönüşüm değil sanatsal bölüşüm için…”
Gökçe UYGUN

İstanbul’un ‘tiyatro vahası’ haline gelen Kadıköy’de geçtiğimiz günlerde yeni bir tiyatro daha kapılarını açtı; Baba Sahne. Oyuncu Şevket Çoruh, her yere AVM ya da rezidans yapılırken “kentsel dönüşüm değil sanatsal bölüşüm için” bu tiyatroyu kurdu. Açılışı da, Çoruh’un ustası Savaş Dinçel’in 75. doğum günü olan 1 Nisan’da yapılan Baba Sahne, 14 Nisan’da seyircilerini ağırlamaya başlayacak. Çoruh ile çiçeğe burnunda sahnesinde konuştuk.

2 sene öncesine uzanalım. Siz burayı 27 Mart’ta Dünya Tiyatro Günü’nde satın almıştınız. Açılışı 1 Nisan’da yaptınız. Neden bu kadar zaman geçti? Normal bir süre mi bu bir tiyatro kurmak için?

Normal değil. İşadamı, müteahhit değilim, o kadar paramız da yok. Türkiye’nin ekonomik şartlarını, artan demir, ahşap fiyatlarını düşünün. Tiyatro inşası için aldığımız tüm malzemeler Dolar-Euro endeksli, nerdeyse Türk Lirası’na satılan hiç bir şey yok. Bunlara ek olarak bir tiyatronun fiziki şartlarının oluşturulması için gereken emek ve süre de eklenince, bugünlere geldik.

Tabi burası açtığımız ilk tiyatro. İlerde bir tane daha açarsak daha tecrübeli oluruz. Buraya kardeş bir yer olacak ‘Ana Sahne’ adında bir tiyatro daha kurma hayalimiz var uzun vadede.

‘Bu salona baktığımda borçları görüyorum…’ demişsiniz bir röportajınızda.

Evet borçlar hala var ama borç yiğidin, sanatçının kamçısı yani. Tüm tiyatrocuların kamçısı bence. Borçsuz mümkün değil.

Basında çıkan haberlerde burası için 17 Milyon TL harcadığınız yazıyor. Doğru mu?

Doğru değil. Öyle bir açıklamam hiç olmadı. Gazeteciler,  rezidans, toplu konut, müteahhit haberleri yapmaktan emlakçıya döndü! O yüzden de burası için böyle bir rayiç belirlemişler. Buranın o kadar ettiğini düşündükleri için teşekkür ederim ama öyle değil...

Bunun doğrusunu da öğrenemezsiniz. Çünkü bir tiyatronun fiyatı sorulmaz. Burası bir ticarethane değil ki.  

Tiyatrocular genelde dizilerden kazandıkları ile sahne açarlar. Siz de Arka Sokaklar dizinden birikimlerinizi mi kullandınız?

Tabi yapacak başka bir şeyimiz yok. Başka nerden kazanabiliriz ki. Tek gelir kaynağımız sinema ve televizyon. İyi ki varlar ki hedeflerimize ulaşmakta bize kolaylık sağlıyorlar. Yoksa sadece tiyatro yaparak bir tiyatro sahibi olmak çok zor. Belki Ferhan abi (Şensoy) becerdi bunu. Binlerce oyun oynayarak Ses Tiyatrosu’nu ayakta tutabildi.

 Diziler sizin için bir araç mı tiyatro yapabilmek için?

Yapabilmek için değil böyle bir binayı alabilmek için bir araç tabi. Yoksa her yerde tiyatro yaparsınız. Biz de bizi özgür kılacak, atılıp çıkartılmayacağımız bize ait olan bir yer açmak istedik.

Bu yüzden mi adına ‘Baba Sahne’ dediniz. Maskülen bir tavır mı yoksa babalığı koruyucu yanına mı ithafla bu adı seçtiniz?

Hayır maskülen bir anlamda değil elbette. Yıldız Kenter de yıllarca babalık yaptı Türk tiyatrosuna. Öyle bir manada babalıktan bahsediyorum. Öksüz kalmamak için… Tiyatro duvarımıza da yazdığımız gibi; baba; kızan, koruyup kollayan, manası yokluğunda daha çok anlaşılan kişi. Eğer sizin bir tiyatrocu olarak sahneniz yoksa o eksiliği daha iyi anlıyorsunuz. Perdelerini açamayan ekipler, tiyatrolardan atılmak zorunda kalan kişiler… Son zamanlarda bunları çok yaşadığımız için de en büyük kaygımız oydu. Bu itilip kakılmışlıktan kurtulmak gerektiği düşüncesiyle varoldu burası.

Sahnesi olmayan tiyatrocular öksüz mü bu ülkede?

Evet. Biz ve bizim gibi tiyatrolar açıldıkça bu azalacak. Taşın eline koyanların varlığıyla düzelecek. Bizler yapmazsak kim yapacak? Yerel yönetimlerin desteği de çok önemli. Mesela Kadıköy Belediyesi bu konuda çok destek veriyor tiyatroculara. Biz de Kadıköy’de böyle bir sahne açarak, belediyemize, Kadıköy’e bir katkı sunduğumuza inanıyorum. Buranın varlığı Kadıköy’ü güzelleştiren şeylerden biri. Yapmalıyız, daha çok yapmalıyız, daha iyilerini  yapmalıyız.

Devletin desteği var mı?

Yok.

Yurtdışında nasıl bu destek?

Dünyanın her yerinde destekler var. Avrupa'nın çok ülkesinde yüzlerce yıllık, sanat eseri gibi çok güzel tiyatro binaları var ve çok değer veriliyor buralara.

Peki burada devlet desteği olsa, kendinizi özgür hissedebilecek misiniz?

Yurtdışında sorun yok ama burada öyle düşünemiyoruz. O bile bir baskıya yol açabilir ülkemize. Onların demokrasisi ile bizimkisi aynı değil tabi.

Müjdat Gezen sizin için ‘kahraman’ diyor. Bu devirde tiyatro açma cesaretini nereden buldunuz?

Benden önce bu cesareti gösteren ustalarımdan aldım bu cesareti… Ferhan Şensoy, Yıldız Kenter, Müjdat Gezen, Altan Erbulak.. Biz bu cesareti göstermezsek kim gösterecek?  Çıraksak biz, çıraklığın gereğini olarak yapmamız, ustalarımızım yaptıklarını yapmaz lazım. Kendi tiyatronuzu açmak kolay değil bu ülkede. Çok gider var, vergilerin altında ezilerek tiyatro yapmaya çalışıyor pek çok meslektaşım. Bu kahramanlık değil de nedir?!

Tiyatrodan karın doyar mı peki?

Eh işte doyduğu kadar... Açılış gecemizde, Savaş hocanın “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” oyununda seslendirdiği ve sözleri kendisine ait olan “Bir Sanatkar Asla Ayı Değildir” şarkısını söyledik. O sözlerle yanıt vereyim size; “İsterse sanat karın doyurmasın. Yemek sanatkâra iyi değildir. Aç ayı oynamazsa oynamasın. Bir sanatkâr asla ayı değildir.”

Açılış gecesinde Müjdat Gezen, İsmail Dümbüllü’nün tulûat fes’i size devretti. Nasıl hissediyorsunuz?

Müjdat hocanın bize layık göresi çok gurur verici. Bu fesi sadece kendi adıma değil, bu geleneği taşıyan, geleneksel tiyatro ile modern tiyatroyu birleştirmek için çaba gösteren pek çok tiyatrocu adına aldım.

Siz de belki burada yetişecek öğrencilerden birine devredeceksiniz ileride.

Elbette bu geleneği sürdürenlere devredeceğiz zamanı gelince. Ama daha yeni geldi, şu an düşünmüyorum, biraz dursun bizde. (gülüyor)

Logonuzun hikâyesini de paylaşır mısınız?

Savaş Dinçel ve Müjdat Gezen, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Gençlik Günleri için tasarlamış zamanında. Bize de çok uydu, logo olarak seçtik. Savaş hoca aramızda olmamasına rağmen bize bir iyilik daha yapmış oldu.

Baba Sahne’nin nasıl bir tiyatro anlayışı olacak?

Burada, benimle birlikte tiyatroyu kuran isimler var; Günay Karacaoğlu, İlker Ayrık, Mustafa Üstündağ,  Ragıp Yavuz, Barış Dinçel. Seyirciyi mutlu eden, eve güzel hatıralarla gönderen oyunlar oynamayı düşünüyoruz. Repetuvarımızı da ona göre belirleyeceğiz.

Perdeleri ne zaman ve hangi oyunla seyirciye açacaksınız?

14 Nisan’da Murat İpek’in yazdığı, Barış Dinçel’in yönettiği, Günay Karacaoğlu2nun oynadığı ‘Aşk Olsun/Ölsün’ oyunuyla. Daha sonra da Emrah Eren’in yönettiği, benim ve Murat Akkoyunlu’nun rol alacağı ‘Bir Baba Hamlet’ oyunu olacak.

Sahneniz için neden Kadıköy’ü seçtiniz?

Üsküdarlıyım. Ama Ziverbey’de okudum, Kadıköy’de çok yaşadım. İlk tiyatro oyunlarımı, ilk filmlerini hep burada izledim. Anlamı büyük benim için, Kadıköy’ü çok severim. Sahne için de bu bina denk geldi, iyi ki de geldi…

Biliyorsunuz son dönemde Kadıköy’de pek çok tiyatro açıldı. Buranın sanat ortamını nasıl buluyorsunuz?

Pek çok büyük kentte, tiyatroların yanyana olduğu, müzikallerin sahnelendiği sokaklar vardır. Kadıköy de İstanbul için bu misyonu üstlenmiş gibi. Özellikle Caferağa, Moda bölgesinde çok sanat kurumu var; Süreyya Operası, Kadıköy Halk Eğitim, Oyun Atölyesi, Moda Sahnesi, Taşra Kabare, Entropi Sahne… Burası bir tiyatro semti oldu. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Körler şehri denilen bir yerin, bütün görme bozukluklarına iyi gelen bir semt haline dönüşmesi gurur verici.

Baba Sahne, Kadıköy Tiyatroları Platformu içinde mi?

Bu platform palavradan bir oluşum değil. Gerçekten iyi işler yapan, söylediklerini gerçekleştiren bir platform. Buranın açılış sürecinde çok yoğundum, onları ihmal ettim ama Baba Sahne bundan sonra daha etkin olacak. Platformdaki, sahnesi olmayan tüm ekiplere de sahnemiz açık.

Açılıştan notlar…

Sunuculuğunu oyuncu İlker Ayrık’ın yaptığı törende, Baba Sahne’nin perdelerini Savaş Dinçel’in torunu ve torunu sayılan, öğrencilerinin çocukları açtı. Öğrencileri sahnede, Savaş Dinçel’in “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” oyununda seslendirdiği ve sözleri kendisine ait olan “Bir Sanatkar Asla Ayı Değildir” şarkısını söylediler, ardından Dinçel’in doğum günü pastasını kestiler. Geceye aralarında Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, Türker İnanoğlu, Mustafa Alabora, Ozan Güven, Zuhal Olcay, Yeşim Salkım, Kıraç, İlhan Şeşen, Dolunay Soysert, Erkan Can gibi isimler katıldı. Gecede, her yıl aynı tarihte Müjdat Gezen Sanat Merkezi öğrencileri tarafından tiyatro alanında verilen Savaş Dinçel Ödülleri de 10. kez sahiplerini buldu. En İyi Kadın Oyuncu seçilen Demet Evgar, ödülünü Mustafa Alabora’dan alırken; En İyi Erkek Oyuncu ödülünü Aliye Uzunatağan, Erdal Beşikçioğlu adına menajerine takdim etti. En İyi Yazar ve En İyi Yönetmen ödüllerini kazanan Ferhan Şensoy, oyunu nedeniyle geceye katılamazken ödüllerini Şensoy adına Ortaoyuncular’ın müdürü Mustafa Gültekin aldı.

Tapusunda ‘tiyatro’ yazan tek tiyatro

Tapuda "tiyatro" olarak kayıtlı tek yer olma özelliği taşıyan "Baba Sahne", binanın müteahhiti Mustafa Ekşioğlu tarafından tiyatro sahnesi olarak yapılmış ve tapuya bu şekilde kaydettirilmiş. İlk kez 1967 yılında Yıldırım Önal Kadıköy İl Tiyatrosu adıyla oyunların oynandığı mekanda, daha sonra Abdurrahman Palay, Nezih Tuncay, Ani İpekkaya-Çetin İpekkaya gibi birçok usta sahne aldı. İlerleyen dönemlerde sinema, ateri salonu, oyun alanı olarak yeniden düzenlenen ve kullanılan mekanın mülkünü Şevket Çoruh, 27 Mart 2015 tarihinde, Dünya Tiyatro Günü’nde satın aldı. Mekanı, ilk röleve çizimlerine uygun olarak asıl yapım nedeni olan tiyatroya dönüştürmeyi hedefleyen ünlü oyuncu böylece İstanbul’a 250  koltuk kapasiteli bir salon kazandırdı.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.