Haftalık Bağımsız Gazete 16 Kasım 2018

Kenti “hack’lemeye” geliyorlar

İstanbul Comics and Art Festivali’nin Urban Hacking Projesi’nde yer alan sanatçılar Rafet Arslan ve Elif Atmaca ile söyleştik

Kenti “hack’lemeye” geliyorlar
Erhan DEMİRTAŞ

Üç boyutlu alan yerleştirmeleriyle Kadıköy sokaklarına açılan İstanbul Comics and Art Festival için geri sayım başladı. Festival bu yıl geçmiş yılların çizgisinin dışına çıkıp bünyesine 2016 yılından bu yana çizgi dünyası ve sokak kültürüyle iç içe olan festival sokağa iniyor ve yalnızca festival katılımcılarına değil, kentin gündelik yaşamına karışarak her kesimden insana ulaşmayı hedefliyor. Bu kapsamda festivalde geçmiş yıllardan farklı olarak “Urban Hacking“ projesi yer alacak. Festivalden iki hafta önce çağdaş sanat üretimleriyle tanınan sanatçı ve tasarımcılar, Kadıköy‘ün semtlerinde seçtikleri kamusal alanlara üç boyutlu sanatsal müdahalelerde bulunacak. Projede yer alan  Rafet Arslan ve Elif Atmaca da 1 Eylül’de Kadıköy’ün  sokaklarına çıkacak. Arslan ve Atmaca ile sanatsal çalışmaları hakkında söyleştik.

SOKAĞIN RUTİNİNİ BOZMAK

Kör Bakış projesiyle tanıdığımız sanatçı Rafet Arslan “Amacım yolda seyir halindeki insanın adım ritmini bozmak, onu durdurup işi izlerken sokak rutinini hack'lemek.” diyor

-Bu yıl farklı bir bakış açısıyla düzenlenen İCAF'ta yer alacaksınız. Nasıl bir çalışma bekliyor bizi?

Urban Hacking projesi kapsamında festivalin Kadıköy sokaklarına yayılan ayağı içinde yer alacağım. Şehri hack’lemek kavramına ve festivalin "comics" ruhuyla uyumlu, hem gülümseten ve dikkat çeken hem de düşündüren ve sorgulamaya imkân veren imge çıkartmak istedim. Sokaktan geçen İzleyiciye kendi kimliği ve öznelliği üzerine soru soran, bir çeşit "psişik" anlamda interaktif durum yaratmayı hedefliyorum. Bir taraftan da yolda seyir halindeki insanın adım ritmini bozmak, onu durdurup işi izlerken sokak rutinini hack'lemek amacım.

-Eserlerinizde  kolaj, video, mekan düzenlemesi gibi teknikler kullanıyorsunuz. Eseri yaratma sürecinden bahseder misiniz?

İCAF kapsamında hazırladığım çalışma “Who Are You” başlığını taşıyor ve daha önce birçok eserimde olduğu gibi hazır malzemeden şiirsel bir imge çıkartmayı hedefliyorum. Sokakta istediğim etkiyi bana verecek doğru malzemeyi araştırma ve seçme sürecinden ardından, onu görsel olarak işleme süreci devreye giriyor. Çokta spoiler’e girmeden sergilenecek eserin uzun ve uğraşlı bir montaj sürecini de içerdiğini şimdiden söyleyebilirim.

-Kör Bakış adlı projenizde insanın varoluş meselesine odaklanıyorsunuz. Modern dünyanın sembolleriyle antik Mısır'a ait görselleri yan yana getiriyorsunuz. Bu fikir nasıl oluştu, sizi rahatsız eden bir şeyler olsa gerek?

İnsan türünün uygarlık tarihine bir bakış attığımızda şu an yaşadığımız temel sorunların binlerce yıl öncesinde de ana sorunlar olarak var olduğu ve tartışıldığını görüyoruz. O zaman uygarlık dediğimiz bu süreç insan türüne artısı nedir? Hala sadece kendi türümüzü değil, gezegeni ve üzerindeki yaşamı fütursuzca yok ediyorsak o zaman gelişme ve ilerlemeye yönelik söylerlerimiz beyhudedir. O zaman bakıyoruz ama görmüyoruzdur.

-Kadıköy sokak sanatına yabancı olmayan semtlerden biri ve siz de Kadıköylülerle buluşacaksınız. Neler hissediyorsunuz?

İstanbul’da yaşadığım on birinci sene ve bu sürenin özellikle ilk bölümü Kadıköy de ve onun sokaklarında geçti. Yakın geçmişte şiirin alanını genişletmek ve onu kâğıdın merkezinden çıkartmak için soyunduğum “erekte şiir manifestoları” adlı sokak şiiri pratiklerinden bazılarını da Kadıköy sokaklarında deneyimlemiştim. Bu açıdan Kadıköy sokaklarında bir eserimin sergilenmesini bir ilk buluşmadan öte, kişisel hafızama geriye dönmek ve zamanın altınına selam vermek hevesi olarak görüyorum.

OYUNCAKLARIN DÜNYASINA DAVET

Endüstriyel tasarımcı olan Elif Atmaca çocuklar için faklı tarzlarda oyuncaklar tasarlıyor.Atmaca sokaktaki nesnelere, ağaçlara karakterler yerleştirip sokaktan geçenlere eğlenceli sürprizler yapacak.

Sizi endüstriyel tasarımcı olarak tanıyoruz ama tasarladığınız oyuncaklarla da biliyoruz. Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Liseden itibaren endüstriyel tasarımcı olmayı hayal ediyordum ve üniversitede Gazi Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünü okuyarak bu hayalimi gerçekleştirmiş oldum. Mezun olduktan sonra farklı alanlarda ürün ve grafik tasarımcısı olarak çalıştım. Öte yandan çocuklar ve onların sınırsız hayal gücü tasarımcı olarak beni her zaman çok etkiliyor ve bu konuya her zaman ayrı bir hassasiyetim var. Bu motivasyonla da bir sene önce  ‘Toyi’ adında sosyal girişimi hayata geçirmek üzere yola çıktım. Toyi ile çocukların yaratıcılıklarını destekleyici araçlar –oyuncak- ve oyun deneyimleri tasarlıyoruz. Sanırım tüm bu maceralardan sonra hem sosyal girişimci hem de tasarımcı olarak tanımlamam yanlış olmaz.

İCAF Urban Hacking'in sanatçıları arasındasınız, festivalde nasıl bir çalışma ile izleyeceğiz sizi?

İCAF ve Urban Hacking ruhuna uygun bir şekilde günlük hayatta hep karşılaştığımız sokaktaki nesnelere, ağaçlara karakterler yerleştirip ve hatta o nesneleri karakterleştirip, sokaktan geçenlere eğlenceli sürprizler yapmaya çalışacağım.

Günlük koşuşturmacada yaşadığımız alandan o kadar kopuyoruz ki etrafımızla hiçbir etkileşime girmeden kendi alanlarımıza kapanıyoruz. Ben de o koşuşturmacada minicikte olsa bir mola verip, renklerle ve eğlenceli karakterlerle dikkat çekerek minik farkındalıklar ve gülümsemeler yaratmaya çalışacağım.

Oyuncaklarla aranız iyi, onlara şekil veriyorsunuz boyuyorsunuz. Bu ilginiz nasıl gelişti?

Aslında hayatımıza oyuncu olarak dahil olan ve bizi hayal kurmaya teşvik eden her şeyi çok seviyorum. Animasyonlar, oyunlar, masallar… Oyuncaklar da onlardan bir tanesi. Bir tasarımcı olarak yaratıcı süreç ile oyun sürecinin benzer dinamiklere sahip olduğunu düşünüyorum. Oyuncaklar da bu süreci tetikleyen araçlar olduğu için ayrı bir ilgim ve sevgim var.

Oyuncakların çocuk dünyasına ait olduğuna dair  genel bir kanı var, sizce de öyle mi?

Çocukluğa dair ilk sahiplendiğimiz şeyler oyuncaklar olduğu için böyle bir yaklaşım olması normal tabii ki. Maalesef büyüdükçe oyun/ oyuncaktan uzaklaşıp ciddi işler yapmaya başlayan yetişkinlere dönüşüyoruz. Oysa oyun ve oyuncak hayatımızın her döneminde olan, olması gereken şeyler. Hayal kurmaya her zaman ihtiyacımız var. Hala böyle bir genel kanı olsa da ben bunun artık dönüştüğünü düşünüyorum. Yeni nesil büyükler olarak daha oyuncuyuz ve bunun giderek daha da değişeceğine inanıyorum.

Özellikle çocukların sokaktan, oyuncaklardan ve yaratım sürecinden koptuğu bir zamandayız. Bunu tersine çevirmek için neler yapılmalı sizce?

En öncelikli olarak oyunun çocukların temel hak ve ihtiyaçlarından bir tanesi olduğunun farkına varıp, oyunun çocuklar için olan anlamını ve önemini içselleştirmemiz gerekiyor. Bunu yaptıktan sonra mevcut engelleri ortadan kaldıracak adımları atabiliriz. Sokaklarımızda çocukların özgürce ve güvenle oynayabilecekleri oyun alanları yetersiz, mevcut oyunları da geleneksel tipte olduğu için çocukların ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılamıyor. Öte yandan artık çocukların kendi başına geçirebilecekleri serbest zamanları yok denecek kadar az, tüm zamanları ebeveynleri tarafından planlanıp, yönetiliyor. Bunu da tamamen akademik başarı odaklı planladıkları için oyun zamanı zaten gereksiz ve zaman kaybı olarak görülüyor. Çocuk gözüyle bu ihtiyaca yaklaşıp, onlara bu ihtiyaçlarını verimli bir şekilde karşılayabilmeleri için uygun ortamlar yaratmalıyız.

Festival hakkında detaylı bilgilere ve festival programına www.icaf.com.tr adresinden ulaşabilirsiniz.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.