Haftalık Bağımsız Gazete 17 Ekim 2018

Kadıköy'ün ilk şehremini Osman Hamdi Bey

İlk Türk müzeciliğinin kurucusu olan Osman Hamdi Bey, dünyaca ünlü İskender Lahti'ni, 1887-1888 yılında Lübnan Sayda'da Krallar Metropolü'nde yaptığı kazılarda bulup çıkartmıştır.

Kadıköy'ün ilk şehremini Osman Hamdi Bey

Kadıköy’ün ilk şehremini Osman Hamdi Bey ve
İstanbul Arkeoloji Müzeleri

İlk Türk müzeciliğinin kurucusu olan Osman Hamdi Bey, dünyaca ünlü İskender Lahti'ni, 1887-1888 yılında Lübnan Sayda'da Krallar Metropolü'nde yaptığı kazılarda bulup çıkartmıştır.

 

Geri kalmış bir toplumu çağdaşlaştırmaya çalışan bir adamın, modernleşme yolundaki yorucu ve yavaş adımlarının konu alındığı “Kaplumbağa Terbiyecisi”ni bilmeyen yoktur. Uzun kırmızı elbisesi, başındaki gelişigüzel bağlanmış yemenisi, belinde elbisesini sıkıca tutan kemeri ve yarı bükük belinde kavuşturulmuş elleri ve elinde tuttuğu neyi ile sakallı, yorgun bir adam… Sıvası dökülmüş odada küçük bir pencere ve yerde yaprak yiyen kaplumbağalar. Ne var ki bu yaşlı adam zorlu bir görevi üstlenmiş ve terbiye edilmesi en zor canlı olarak bilinen, sabrın sembolü kaplumbağaları eğitmeye çalışmış. Bu sakallı, yorgun ve yaşlı adam eserin sahibi Osman Hamdi Bey’in ta kendisi.
“Kaplumbağa Terbiyecisi”; sanatında tarihi dokuyu işleyen, batıya oranla doğunun geri kalmışlığı yerine aydınlığını vurgulayan, oryantalist sanatçı Osman Hamdi Bey’in eserlerinden sadece biridir.
Peki, akademik unvanları, nişan ve madalyaları olan; sanata, tarihe, ilericiliğe ve çağdaşlığa düşkün Osman Hamdi Bey kimdir?
30 Aralık 1842 yılında İstanbul’da doğan Osman Hamdi Bey, II. Mahmut zamanında zekâsı nedeniyle Paris’e eğitim için gönderilen, II. Abdülhamid zamanının Osmanlı sadrazamlarından İbrahim Edhem Paşa’nın oğludur. İlk Türk müzeciliğinin kurucusu olan Osman Hamdi Bey’in kardeşlerinden İsmail Galip Bey, ilk Türk nümizmatlardandır. Diğer kardeşi Halil Ethem Bey’in ise Türk müzeciliğine önemli katkıları vardır.
İlköğrenimini tamamlayan Osman Hamdi Bey, 1856'da Mekteb-i Maarif-i Adliye'de öğrenime başlar. Bir süre sonra ise babasının isteği üzerine hukuk öğrenimi için Paris'e gider. 12 yıl kaldığı Paris’te bir yandan hukuk öğrenimine devam etmiş diğer yandan Paris Ecole des Beaux Arts’a kayıt olmuş ve dönemin ünlü ressamlarından olan Jean-Léon Gérôme ve Boulanger’den resim eğitimi almıştır. Böylece resim sanatına yönelen Osman Hamdi Bey, Türk resim sanatına figürü, kompozisyonun bir parçası olarak figürü katan ilk sanatçıdır ve yapıtlarında dekor olarak tarihi dokuyu kullanmıştır. 1867 yılında Paris’teki Dünya sergisine, bugün nerde oldukları bilinmeyen üç eseriyle katılmıştır: “Çingenelerin Molası”, “Pusuda Zeybek “ve “Zeybeğin Ölümü”.


İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ
1869 yılında yurda geri dönen Osman Hamdi Bey, çeşitli görevlerde çalışır. Kadıköy’ün ilk şehremini (belediye başkanı) olarak da bilinen Osman Hamdi Bey, 1881 yılında günümüz İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ni oluşturan Müze-i Hümayun'un müdürü Alman Dr. Philip Anton Dethiér'in ölümünden sonra, II. Abdülhamid tarafından müzeye müdür olarak atanır. Müze-i Hümayun müdürü olarak ilk işi eski eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklayan bir tüzük hazırlamak olur. Yürürlükte bulunan 1874 tarihli “Asar-ı Atika Nizamnamesi"ni 1883 yılında yeniden düzenler ve bu yeni düzenleme ile Batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eski eser kaçırılmasını önler.
1883-1895 yılları arasında, Nemrut Dağı, Myrina, Kyme ve Aiolia Nekropolleri ile Lagina Hekate Tapınağı’nda yaptığı kazılarda gün ışığı ile buluşturduğu eserleri müzeye getirir. Ancak Osman Hamdi Beyi ve geliştirmekte olduğu müzesini üne kavuşturan 1887-1888’de Sayda’da Krallar Nekropolü’nde yaptığı kazılar olur. Bu kazılarda bulduğu ve bugün de İstanbul Arkeoloji Müzelerinin nadide eserlerinden olan lahitlerden; Satrap, Lykia, Tabnit, Ağlayan Kadınlar Lahti ve dünyaca ünlü İskender Lahti özverili çalışmalar sonucu gemilerle İstanbul’a getirilir ve mevcut müze binasında sergilenemediği için yeni bir müze binasına ihtiyaç duyulur. Osman Hamdi Bey, saraydan aldığı destekle günün koşullarına uygun bir müze binasını, dönemin önemli mimarlarından Alexandre Vallaury’e yaptırır. Bu müze Lahitler Müzesi adıyla 13 Haziran 1891’de ziyarete açılır. Ancak Osman Hamdi Bey, bu binanın da ileriye yönelik yeterli olmayacağını düşünerek, binaya yeni ilaveler yaptırarak, görkemli bir müze binası yaratır. Bu yapı, 19. yüzyılın sonlarında dünyada müze binası olarak tasarlanıp yapılan sayılı müzeler arasında yer alır.
Osman Hamdi Bey, 24 Şubat 1910 tarihinde İstanbul’da Kuruçeşme’de vefat etmiştir. Ölümünün 100 yılı olan 2010 yılı, Birleşmiş Milletler Bilim, Eğitim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) tarafından Osman Hamdi Bey’i Anma Yılı olarak ilan edilmiştir.


İMPARATORLAR İSTANBUL’DA

İstanbul Arkeoloji Müzeleri bugünlerde imparatorları ağırlıyor. Hititlerden Osmanlı İmparatorluğu’na, Anadolu’da ve çevresinde hüküm sürmüş imparatorlukları simgeleyen eserler, müzenin Assos Salonu’nda meraklılarla buluşuyor. Anadolu’nun çeşitli müzelerinden seçilmiş olan dev mermer heykellerden sikkelere, el yazmalarından mühürlere birçok eser, imparatorlukların bıraktığı izleri sürmemizi sağlıyor. Ziyaretçileri MÖ 2. binyılda Anadolu’nun büyük bölümünde ve zaman zaman da Kuzey Suriye’ye kadar uzanan bölgede hüküm süren Hitit İmparatorluğu’nun iz bırakan imparatorları karşılıyor. Bir sonraki bölümde, doğudan gelerek MÖ 6.-4. yüzyıllar arasında Anadolu’yu egemenliği altına alan ve sonrasında Yunanistan’a uzanan Pers İmparatorluğu ile batıdan gelerek, MÖ 4.-1. yüzyıllar arasında Anadolu’dan itibaren Hindistan’a kadar uzanan Makedonyalı İskender’in İmparatorluğu yer alıyor. Ardından, özellikle, MÖ 27 yılında Roma’yı sarsan savaşlara son vererek “Augustus” unvanıyla onurlandırılan, bir diğer deyişle imparatorluğun kurucusu Octavianus ile Anadolu’da en büyük imar faaliyetlerinin gerçekleşmesini sağlayan Roma İmparatoru Hadrianus’un ön planda olduğu Roma İmparatorluğu geliyor. İstanbul’u Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun başkenti yapan Constantinus’un başı, mozaik, sikke ve minyatür baskılarıyla devam eden sergi; Osmanlı İmparatorluğu’nun eşsiz kültürünü ve sanatını yansıtan, simgesel anlam taşıyan, padişahların özel ve resmi yaşantısını anlatan eşyalarıyla, padişah portreleri, silahlar, mühürler, sorguçlar, murassa eşyalar, ferman ve kaftanlar ile son buluyor.


BOĞAZKÖY SFENKSİ

Osman Hamdi Bey’in Türk müzeciliğine kazandırdığı, içinde bulundurduğu binlerce tarihi eserin yanı sıra, mimarisi ve bahçesi ile de tarihsel öneme sahip olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, bugünlerde eşsiz eserlerine bir yenisini daha ekledi. Boğazköy Sfenksi…
Çorum’da Hititler’in başkenti Hattuşa’da (Boğazköy) Yerkapı’nın tam ortasında yer alan Sfenskli Kapı, adını kapı pervazlarında yer alan aslan vücutlu, insan başlı karışık bir yaratık olan dört sfenksten almıştı. 3 bin 500 yaşında olan bu şehir kapısı, MÖ 1200 yıkımında yerle bir olmuş, Sfenksli Kapı’nın dört sfenksinden sadece biri yerinde kalmıştı. 1907 yılında kazı çalışmaları sırasında paramparça bir şekilde karşılaşılan diğer sfenkslerin parçaları, restorasyonunun yapılması ve bilimsel araştırmalarının gerçekleştirilmesi amacıyla, II. Abdülhamid zamanında, 1916 yılında, Berlin’e gönderilmişti. Parçaları birleştirilen iki sfenksten biri İstanbul’a gönderilmiş ve diğeri Berlin’de kalmıştı.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın çalışmaları ve tehditleri ile Almanya, geçtiğimiz günlerde sfenksi geri iade etti. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde diğer eşiyle buluşturulan sfenks, restorasyon çalışmalarından sonra Çorum’a taşınacak.
Aktüel Arkeoloji Dergisi
www.aktuelarkeoloji.com.tr


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.