Haftalık Bağımsız Gazete 27 Eylül 2020

Defolara karşı komedyen

Beyaz yakalıların hikâyesini daha doğrusu ‘defolarını’ sahneye taşıyan komedyen Kaan Sekban “Bir çalışan kendi OHAL’ini ilan ederse patronu ‘ne halin varsa gör’ deyip kapıyı gösterir” diyor

Defolara karşı komedyen
Leyla Alp

Beyaz yakalıların defolarını iyi bilen ve ustalıkla sahneye taşıyan bunu yaparken de herkesi gülmekten kıran bir isim Kaan Sekban. Kendine has tarzı, naifliği ve “bir derdi olan mizah anlayışı” ile sadece güldürmekle kalmıyor. Biraz da çuvaldızı kendimize batırmamıza, yüzümüzün az buçuk kızarmasına neden oluyor. Kısa sürede tanınıp sevilen komedyenle tanışıp, konuşmak korona günlerinde nasip oldu. Bu yüzden kendisini takım elbise, kravatla göremediğim gibi Face Time’da yaptığımız sohbette de ne evinin kocaman salonunu, yere kadar sarkan avizelerini, ne de bilmem ne marka gömleğini göremedim. Üzüldüm diyemem tam da beklediğim ve umduğum gibiydi. 

  • İlk sorumu gündemle ilgili sorayım, bir çalışan patronunu ya da yöneticisini arayıp “ben kendi OHAL’imi ilan ettim” derse ne olur?  

O da ona “Ne halin varsa gör” deyip kapıyı gösterir. İşin şakası bir yana burada çok tuhaf bir ikilem oluştu. Sağlık Bakanı, Cumhurbaşkanı çıkıp “herkes evde kalsın” diyor ama bu uygulanabilir değil. Zaten kendi işini yapan insanlar mecburen kendi OHAL’ini ilan etti. Burada asıl problem ve sıkıntı yaşanan yer, insanların hala otobüse binmesi, metroya binmesi, işe, bankaya gitmesi. Kendi OHAL’ini ilan edemeyen insanlar hem kendi sağlıkları hem de diğer insanların sağlığı açısından risk grubunu temsil ediyor. Umarım bunun bedelini ağır ödemeyiz. Bu arada kimse evde oturmaya bayılmıyor. Ama uzun vadede sıkıntı yaşamamak için kısa vadede hepimizin yaşaması lazım.

“KEŞKE EVDEN ÇALIŞABİLSEM DERDİK”

  • “Kimse evde olmaya bayılmıyor” dediniz. Cam binalardan evlere tıkıldık ve evlerde de home office çalışıyoruz...

Evet ve home office çalışanlar şu anda işyerinde çalıştığından daha çok çalışıyor. Home ofis çalışmak her gün işe gidiyorken tatlı gelirdi. Keşke “evden çalışabilsem” derdik ama hayır. Evin bir düzeni var. Koltuklar var, koltuğu görüyorsun, yatağı görüyorsun, çamaşır makinesi görüyorsun. Onların olduğu yerde insanın kendini işe kanalize etmesi çok zor. İnsan ancak fotokopi makinesinin, printerin, orkidelerin olduğu bir yerde kendini işe kanalize edebilir. 

  • Sizce verim daha mı düşük?

Verimi bilemem. Verimi ölçmesi güç ama insan psikolojisi için iyi gelmiyor. Sağlık açısından evet, şu an herkesin evden çalışması sağlanmalı. Ama insanlara “virüs geçtikten sonra da evden çalışmak ister misiniz iş yerine mi gitmek istersiniz” diye sorsanız eminim insanlar iş yerine gitmek ister. 

“PATRONLAR KAFAYI YİYOR”

  • Peki patronlar evden ya da işyerinden çalışmaya ne der?

Patronlar şu anda çalışanlarını kontrol edemedikleri için bence kafayı yiyorlar. O yüzden yüz kere arıyor, taciz ediyorlar. Çünkü Türk patronlarının kafasında şöyle bir şey var; “Evdeyse bu kesin yatıyordur, kesin TV seyrediyordur” diye düşünüyorlar.  Patronlara kalsa çalışanlar evi işyeri gibi değil, işyerini ev gibi kullansın istiyorlar. 

  • Virüs çok şeyi anlamamızı sağladı deniyor. Neyi anlamamızı sağladı?

Çalışma hayatında insanlar çalıştıkları şirketlerin kendilerine ne kadar değer verip vermediğini gördüler. Kendilerine değer verilmediğini düşünen insanların iş değiştireceğine inanıyorum. Çünkü çalışanının can güvenliğini sallamayan şirket, çalışanının hiçbir şeyini sallamaz. Birçok kurum nitelikli iş gücünü kaybedecek. İkinci olarak sıkıntı haline getirdiğimiz küçücük şeylerin ne kadar anlamsız olduğunu, insanlara gösterdiğimiz bir sürü tepkinin, kızgınlığın sağlıklı olmadıktan sonra boş olduğunu, didiştiğimiz aile büyüklerinin bizim için ne kadar kıymetli olduğunu birçok insana gösterecek. Toplumsal, siyasi konjonktürde de sadece Türkiye için değil, bütün dünya için söylüyorum; bu süreç birçok siyasinin sonu anlamına geliyor. Bunu iyi yöneten siyasiler güçlenerek çıkacaklar, iyi yönetemeyen yüzüne gözüne bulaştıran iktidar ya da muhalif tüm siyasiler tarihin tozlu sayfalarına gömülecek. Çünkü bu süreç sosyal sorumluluk, dayanışma anlamında birçok insanı öne çıkarıyor, birçok lider ve siyasetçinin de eksi puan almasına neden oluyor. 

Şu süreçte de tepişmeyi ve didişmeyi seçenler halkın gözünde çok puan kaybediyorlar. Herkes taşın altına elini koyup herkes yapabileceğini yaparsa bu süreçten minimum kayıpla çıkar hayatımıza devam ederiz. Dünyada 7 milyar insan var elbet birileri bu işin çaresini bulacak.

“İNSANLARIN DEFOLARINA KARŞIYIM”

  • Sizin için “hayallerinin peşinden koştu” deniyor. Kaan Sekban hayallerinin peşinden mi koştu yoksa yolculuğunu mu değiştirdi? Mesela 10 yaşında oyuncu olmak hayaliniz miydi?

Ben sahnede olmayı hep hayal ediyordum ve zaten 10 yaşındayken oyuncuydum. İlkokul sonda başladım. Üç sene çocuk tiyatrosu oyunculuğu yaptım. Hatta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi de olmak üzere 1 buçuk sene İstanbul’un bütün sahnelerinde çocuk tiyatrosunda Çocuk Atatürk oyununda Atatürk’ün çocukluğunu oynadım. Sonrasında notlarım düşmeye başlayınca benim de isteğimle ailem tiyatrodan aldı. Okumak ve tırnak içinde adam olmak yolunda yine tırnak içinde normal bölümler okumak, normal işlerde çalışmak derken kendimi siyaset okuyup bankacılık yaparken buldum. İşimi de severek yaptım. Mutlu çalıştım ama her gün aynı şeyi yapmak çok canımı sıktığı için hayallerimin peşinden koştum diyebilirim. Ama komedyen olmak hiç yoktu. Ben oyuncu olmak istiyordum. Dizilerde, filmlerde, tiyatroda oyunculuk yapmak istiyordum. Onlar olamayıp kendi kendime skeçler ve canlı yayınlar yapmaya başlayınca olay komediye evrildi.

  • Peki Kaan Sekban kurumsal hayata karşı mı?

Herhangi bir hayata karşı değilim. Bazı insanların bazı defolarına karşıyım. Bazı defoları işaret etmeye çalışıyorum. Bu defoların hepsinde iletişim problemleri var ki bu sadece kurumsal hayatta olan bir şey değil. İnsanın olduğu her yerde olan defolar var. İnsanların birbirini alkışlamasına unutmasına, güçlü olana tapmasına, yardımlaşmayı unutmasına, ‘ben ben’ diye ortaya çıkmasına, başkalarının yaptığı işi kendi yapmış gibi sahiplenmesine, başkasını herkes içinde rezil edince kendi otoritesini güçlendiriyor gibi bakmasına karşıyım. Bunlara karşı olunca galiba bir yerde herkesin sesi oldum. Hatta şu anki başarımın büyük bölümünü kurumsal hayattaki iş disiplinime borçluyum.

“DERDİ OLAN MİZAH YAPIYORUM”

  • Bu defoları anlatmanın beyaz yakalılarda daha doğrusu yöneticilerde nasıl bir etkisi oldu? Böyle geri dönüşler alıyor musunuz?

Tabii. Bir kısmı “aynı beni anlatıyorsun” diyor. Bu çok önemli bir farkındalık. 35-40 yaşındaki insanların “ayy Kaan ne kadar güzel anlatıyor yarın ben hemen bambaşka insan olayım” demesini beklemek hayalcilik olur. Bu bir süreç. İnsanlar önce farkına varacak, gülecek, sonra biraz rahatsız olacak. İnsanlar rahatsız oldukça ben daha mutlu oluyorum. Skeçlerimi LinkedIn’de de paylaşıyorum, ünvanında manager, yönetici yazan üç beş kişi hemen giydiriyor. O kadar mutlu oluyorum ki; nasıl dokunmuş, nasıl canı yanmışsa bana sayfalarca yorum yazıyor.

Birçok insana ayna olduğunu, birçok insanın kendini gördüğünü, sadece yöneticilerin değil çalışanların da bazı şeylere ses çıkarmasına, yöneticilerinin bazı triplerini çok da ciddiye almadan gülüp geçmesine sebep olduğumu düşünüyorum. Bu anlamda yaptığım işi faydalı buluyorum. Derdi olan bir mizah yaptığımı düşünüyorum. O yüzden de müsterihim, yastığa kafamı rahat koyuyorum.

  • Derdi olan mizah demişken biz neye gülüyoruz? Bize ne komik geliyor

Benim anladığım mizah, derdi olan bir hikâyedir. Bir eleştiri vardır ve mizah dramdan çıkar. Mizahın bir derdi olması lazım. Fakat gülünçlükle mizah karıştırılıyor. Güldüren her şey mizah değil. Bazı mizahçılar “zaten hayat çok zor ben güldüreyim de neye gülerse gülsün” der. O da bir anlayıştır ve saygı duyarım. Ama seyirci ve mizah tüketicisi olarak benim için kıymetli olan bir derdinin olması.

Biz birçok şeye gülebiliyoruz. Ama gülüp “vay be” dedirten şey zekice ve bir derdi olan hicivdir. Zaten geçmişimizde bu var. Levent Kırca’lar, Müjdat Gezenler, kabareler, Zeki- Metin’ler... Politik mizahın ve toplumsal hicivin önde olduğu zamanlardı. Sonra hem siyasi konjonktür hem de liberal kapitalist sistemin ilerlemesiyle insanlar kendilerini konfor alanlarına hapsetti.  “Bir şaka yapıcam Silivriye beni tıkacaklar” düşüncesi insanlara konforlu geliyor. Kimse korkmasa kaç kişiyi Silivri’ye tıkabilirler? İşinizi düzgün yapıyor ve kimseye hakaret etmiyorsanız biraz cesur olmanız lazım. Hiçbir şey olmaz. Herhangi bir yanlışa bütün sanatçılar sesini çıkarsa hangisini içeri tıkacaksın. Birlikte ses çıkarmak çok önemli. Onu biraz kaybettik. 

“SUSTUĞUMUZ İÇİN GAZETECİLER İÇERİDE”

  • Bir şey olmaz diyorsunuz lakin bir sürü gazeteci hapiste...

Diğer gazeteciler sustuğu için içerideler. Bütün gazeteciler ses çıkarsaydı o gazeteciler de içeri girmezdi. Herhangi bir medyada, mesela sendikal hak istediği için Demirören Medya’dan gönderildiği söylenen gazeteciler var. Peki onların kaç tanesi içerideki gazeteciler, içerdeyken bir şeyler yazabilmişler. İğne bize batmadığı zaman susup, iğne bize battığı zaman konuştuğumuz için o gazeteciler içerde. Herkesin ses çıkarması lazım.  

  •  Kaan Sekban kime gülüyor?

Yeni jenerasyondan Aslı İnandık’a çok gülüyorum. Sıradan insan üzerindeki gözlemleri ve eleştirileri beni çok güldürüyor. Twitter’daki bazı hesaplar beni çok güldürüyor. Dünyada güldüğüm ve takip ettiğim insanlar var. Hasan Minhaj, Trevor Noah gerçekten beğendiğim örnek aldığım isimler. Ellen DeGeneres günlük mizahı yansıtması açısından başarılı buluyorum. Tina Fey ve Amy Poehler’in yazdığı bütün skeçleri, dizileri, yaptıkları sunuculuklardaki hicivleri beğeniyorum. Buradan tavsiye edeyim; okurlarımız Tina Fey ve Amy Poehler’in Altın Küre açılışlarındaki sunuşlarını izlesin.

  • Son olarak ünlü isimlerin evde kal çağrılarını nasıl yorumluyorsunuz?

İyi niyetli ama bazı ünlüler Vito araç ve evlerinden hiç çıkmayıp ev, sahne, stüdyo arasında halktan kopmuşlar. Evden paylaşın ama koltuğunuzdan falan paylaşın. Biz sizin havuzunuzu, derya deniz manzaranızı görmeyelim. Mal mülk paylaşmak ayıp bir şeydir. Bizim kültürümüzde yok. Muhakkak eviniz çok güzeldir o lüksü görmemize gerek yok. Halk buna çok tepki gösteriyor. Artık insanlar kendi sorunlarına yabancı star görmek istemiyorlar. Kendi sorunlarına ses çıkarabilen, bir şeylere ses çıkarabilen, taşın altına elini koyan insan görmek istiyorlar. Birçok “evde kal” çağrısının halkta çok büyük karşılığı olduğunu düşünmüyorum.


Etiketler; #Kaan Sekban

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.