Haftalık Bağımsız Gazete 20 Ekim 2018

Bir asır önce KADIKÖY

1913–14 yıllarında Kadıköy Belediye Şubesi Müdürlüğü yapan Celal Esad Arseven’in görevi sırasında yazdığı “Kadı Köyü Hakkında Belediye Araştırmaları” isimli kitap Kadıköy Belediyesi tarafından...

Bir asır önce KADIKÖY

1913–14 yıllarında Kadıköy Belediye Şubesi Müdürlüğü yapan Celal Esad Arseven’in görevi sırasında yazdığı “Kadı Köyü Hakkında Belediye Araştırmaları” isimli kitap Kadıköy Belediyesi tarafından yeniden basıldı. Kitabın yeniden basılması fikri Gazete Kadıköy’ün kitap köşesini hazırlayan Ulaş Yılmaz’ın, Kadıköy’ün ilk şehremini ressam Osman Hamdi Bey ile ilgili yaptığı araştırmalar sırasında sahaflarda kitabın orijinaline ulaşılması ile açığa çıktı.


Orijinal dili Osmanlıca olan kitap Kadıköy’ün tarihi açısından ciddi bir öneme sahip. Yaklaşık bir asır önce yazılan kitap tarihçi Cahit Kayra tarafından Türkçeleştirildi, gazetemizin yazarlarından olan Süreyya Operası’nın sanat danışmanı Murat Katoğlu ve yine yazarımız Aslı Ayhan tarafından yayına hazırlanarak yeniden basıldı. Sizleri, Cahit Kayra ve Murat Katoğlu’nun birlikte hazırladıkları Önsöz ile baş başa bırakıyoruz…


Bir şeye sahip olabilmenin birinci koşulu onu bilmek, anlamaktır. Kadıköy Belediye Şubesi’ne müdür olarak atanan Celal Esat Arseven bu kuralın bilincindedir ve önce ciddi bir çalışma ile Kadıköy’ün fiziksel ve tinsel envanterini çıkarmış, bunu bir kitap haline getirmiştir. Celal Esat Bey, 1913–14 yıllarında dünya, Birinci Büyük Savaşı’na hazırlanırken, Kadıköy Belediye Şubesi Müdürü’dür. Bu görevin sorumlusu olarak, Kadıköy’ ün o tarihteki durumunu saptamış ve neler yapılabileceğini, yapılması gerektiğini önermiş. Böylece ortaya çıkan kitap hem bir saptama raporu hem de plan, programdır... Bugün Kadıköy üzerine bir rapor yazmaya girişsek yapacağımız ilk iş model olarak Celal Esat Bey’in kitabını almak. Oradan hareket ettiğimiz zaman yolları, rıhtımları, parkları, tiyatroları… daha neler varsa onun çizdiği biçim içinde saptayabilir ve daha önemlisi sonunda onun önerilerini ele alıp, gelip geçen bunca yıl içinde Kadıköy’de neler yapıldığını değerlendirip, geleceğe ışık tutabiliriz. Celal Esat Arseven, bundan 130 yıl kadar önce, 1878 tarihinde Beşiktaş’ta Sadrazam Ahmet Esat Paşa ile eşi Süzudil Hanım’ın çocuğu olarak doğmuş. Hayata böyle başlamış, kapılar açıp kapayarak uzun uzun yaşamış; aldığı emaneti 93 yıl sonra 1971’de geri verip ‘evren’e geri dönmüş. Şimdi Kadıköy’de Sahra-ı Cedit mezarlığında sonsuz uykusunda... Birçok açıdan oluşmuş kapsamlı bir formasyonu var. Askeri okulda okumuş, Galatasaray’da okumuş, Mülkiye’yi bitirmiş. Güzel Sanatlar Akademisi’nden de mezun olmuş. Asker olmuş. Kolağası rütbesine kadar çıkmış. Ressam olmuş, geriye büyük bir koleksiyon bırakmış. Tiyatrocu, sinemacı olmuş. Müzisyen olmuş, opera yazmış. Gazetecilik yapmış. Dergiler çıkarmış. Sonra gezilere çıkmış, memleketler, iklimler dolaşmış... Filantropist, pulculuk uzmanı olmuş. Şaşılacak icatlar yapmış. Politikacı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekili. Tarihçi, Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat tarihi ve şehircilik dersleri vermiş. Urbanist. Kent mimarisiyle uğraşarak Kadıköy’de müdürlük etmiş… Ve geriye pek çok yapıt bırakmış. Yağlı boya tablolar, olağanüstü değerli kitaplar bırakmış. İmparatorluk tükenmiş, Türkiye Cumhuriyeti doğmuş, Celal Esat Büyük Sanat Tarihi kitabını yazmış. Sonra Sanat Ansiklopedisi. Beş cilt. Şehircilik, eski İstanbul üzerine ilk kitaplardan biri. Üçüncü Selim Dramı, Viyana’da gösterilen ilk Türk operası Şaban. Ve sonunda Anılar... Bütün bunlar bir insanın yaşama yanıt vermek ve kendisini gerçekleştirmek bakımından neler yapabileceğini gösteren kanıtlar. Elbette bu kanıtları yaratabilmek Celal Esat Arseven’in dehası sayesindedir. Şimdi burada, bu deharun düşün ve sanat dünyasındaki yerini anlatması için sözü Murat Katoğlu’ya bırakıyorum.


1900’LERDE BİLİMSEL YÖNTEMLE ÇALIŞAN BİR ARAŞTIRMACI OLARAK CELAL ESAD BEY
Celal Esad Bey, hakkında başlı başına bir monografi veya doktora tezi yapılmasına geniş imkân veren kapsamlı ve çok yönlü eserler ve hizmetlerin insanıdır. Fakat burada bir kitap önsözü çerçevesinde yalnızca onun kimliğinin ve ülkenin sanat ve kültür yaşamına getirdiği yeniliklerin önemini, karakteristik yanlarıyla vurgulamakla yetineceğiz. Onun kimliği ve eserlerini düşününce öne çıkan belirgin özellik, eski deyişle ‘velut’ olması yani doğurganlığıdır. Uzun yaşamı boyunca kaleme aldığı eserler kadar, kültür hayatındaki yönetim hizmetleri ve hocalığı, ressamlığı çok yönlü yeteneğinin ve elbet yoğun bir çalışma gücünün kanıtlarıdır. Celal Esad Bey’in Türkiye sanat ortamına armağan ettiği yenilikler, sanki bir önceki kuşaktan Osman Hamdi Bey’in kurucu/ yapıcı kişiliğini anımsatmaktadır ve o geleneğin tamamlayıcısı gibidir. Bu iki verimli insan arasındaki ilk benzeşme, herhalde ressam kimlikleridir. İkincisi de, ülkenin insanlarına ve kültür hayatında yeni meslek alanlarına yol açmalarıdır. Güzel sanatlar eğitimi, müzecilik ve tarihsel çevre bilincinin öncüsü Osman Hamdi Bey ise; sanat ve mimarlık tarihi, şehircilik gibi disiplinlerle Türkiye’yi ilk tanıştıran da Celal Esad Bey’dir. ‘İslam Sanatı’ yerine ‘Türk Sanatı’ kavramını kullanan ve bu isimle kitap yayımlayan ilk Türk bilim adamı da odur. Celal Esad Bey, 1914’te Kadıköy Belediyesi’ni yönetirken yenilikçi şehircilik anlayışıyla önemli fiziki düzenlemeler gerçekleştiren bir idarecidir. 1951’de kurulan tarihsel çevrenin korunması ve koruma ve restorasyon ilkelerinin tespitiyle sorumlu “Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu”nun ilk başkanlığını yüklenmiştir. Demek ki eski eserlerin tespit, koruma ve restorasyonu işlerinin belli prensiplere bağlanması, korumacılık ve restorasyon mesleklerinin oluşturulmasında da öncü rolü vardır. Arseven de Osman Hamdi Bey gibi yaşamı boyunca resim yapmayı sürdürmüştür. Bu son derece ilginç ve verimli insanın, tiyatro eserleri ve bir de operet yazdığını, bunların oynandığını, İstanbul Şehir Tiyatroları yönetim kurulu üyeliği ve sanat yönetmenliğini de yaptığını kaydedelim. Demek ki, yaratıcılık, bilimsel araştırmacılık, hocalık, kamu yöneticiliği gibi birbirinden farklı işlevleri ömür boyu sürdürmüştür. Halk deyişiyle ‘birçok karpuzu koltuğunun altında’ başarıyla taşımıştır.
20. yüzyıl başları, Türkiye’nin bilimsel metotlarla, daha açıkçası bilimle yeni tanıştığı yıllardır. Ülke ancak 1900’de, İstanbul’da bir Üniversite’ye (Darülfünun) sahip olabilmişti. Gerçi, Mülkiye, Harbiye, Tıbbiye gibi yüksek öğretim kurumları daha önce kurulmuştu. Ne var ki, bunların hepsi esas olarak bilimsel amaca değil, Osmanlı idaresinin modernleşme atılımlarına uyumlu meslek insanı yetiştirmeye yönelikti. 1900’de kurulan Darülfünun ise, ancak 1908 Meşrutiyeti’nden sonra, Emrullah Efendi, Ziya Gökalp’in çabalarıyla üniversiter bir işleyişe yönelebilmişti. Türkiye’de üniversitenin, gerçek anlamıyla 1933’te çoğu Alman olan geniş bir akademik öğretim kadrosunun Avrupa’dan transfer edilmesiyle geliştiğini de söylemelidir. Akademik çalışmaların, bilimsel metodun yerleşmesi o yılların kazanımıdır. işte Celal Esad Bey’in bir ayrıcalığı ve öncülüğü de sistematik çalışmayı ve bilimsel yöntemi uygulayan ilk Türk araştırmacılarından olmasıdır. Hatta onun 1900’lerde başlayan yayınlarını göz önüne alınca, evrensel, çağdaş araştırma yöntemlerini ilk uygulayan ve kullanan araştırmacı sıfatını hak ettiğini söyleyebiliriz. 1900’lere gelmeden güzel sanatlar ve mimarlıkla ilgili sistemli bilgiler içeren yayımları ile 1907’de yapı malzemeleri ve 1909’da da Fransa’da basılan İstanbul’un Bizans çağıyla ilgili kitabı bu bilimsel metot kullanımı ve öncülüğün kanıtıdır. Fakat asıl önemlisi, Türk sanatı ve mimarlık tarihiyle ilgili çalışmalarında ve yayımlarında koyduğu esasların, sınıflandırmaların, tanımların yıllardır değerini koruması ve sonraki araştırmacılar tarafından da büyük ölçüde kabul görerek kullanılmasıdır. Burada, Arseven’in eserlerinin analitik eleştirisine girişecek değiliz. Ne var ki sanat, mimarlık ve şehircilik tarihi alanında bilimsel, nesnel, sistematik yöntemi Türkiye’de ilk uygulayan bu insanın, anılan niteliklerinin örneği olan bir iki eserini kısaca hatırlatmakla yetineceğiz.
Türkiye’deki ilk şehircilik öğretimini ve kitabını da Celal Esad Bey yürütmüş ve yazmıştır. 1937’de yayımladığı ‘Şehircilik- Urbanizm ‘Güzel Sanatlar Akademisi’nde (bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi) verdiği dersler için hazırlanmıştır. Son derece sistematik, ciddi bir çalışmadır. On beş bölümde şehircilik mesleğinin çeşitli sorunlarını, işlevlerini dünyadaki tarihsel gelişim sürecindeki örnekleriyle anlatan öğretici bir kitaptır. Fiziki planlama kavramı, teknikler ve hazırlığı özenle vurgulanmıştır. Şehre ait bütün unsurlar ayrı ayrı tasvir edilmiştir. Sanat eserleri, ulaşım, mevzuat, eğlence-dinlenme yerlerine varıncaya kadar şehirdeki fonksiyonlar, görevler, işler bölüm bölüm incelenip açıklanmıştır. 1928’de Türk Sanatı isimli çalışması yayınlanır. 1939’da bu eser genişletilmiş şekliyle (305 sayfadır) Fransızca ‘L’Art Turc’ adıyla büyük boy basılır. Orta Asya dönemindeki göçebe
kültürünün el sanatlarından başlayarak 20. yüzyıla kadar Türkler tarafından meydana getirilmiş çeşitli coğrafyadaki eserleri karakteristik, simgesel örnekleriyle kronoloji çerçevesinde inceleyen, tanımlayan, tasnif eden bir çalışmadır. Eser örnekleri bilinçle seçilip incelenmiş ve sanatsal özellikleri vurgulanmıştır. Bu eser 1950’Ierde Milli Eğitim Bakanlığı’nca büyük boyda ve fasiküller halinde biraz genişletilerek Türkçe olarak yayımlanmıştır. Modern Türk resim ve heykel sanatlarına da yer verilmiş, böylece Türk sanatının bütünsellik içinde tanıtılması amaçlanmıştır. Bu tür bir algılama ve kavrayışa, Celal Esad Bey’in dışındaki sanat tarihçilerinde günümüze kadar rastlanmadığını da işaret etmelidir. Bir başka ilginç eseri ise 1956’da yine Fransızca olarak Milli Eğitim Basımevi’nde basılan ‘Les Art Decoratifs Turkes’dür. Üç yüz altmış üç sayfalık yine büyük boy bir kitaptır. Tarihsel gelişimiyle Türkler’in yayıldığı çeşitli coğrafyada üretilmiş el sanatı örnekleri, özenli ve bilinçli bir sınıflandırma ve seçmeyle ele alınır. Kitap üç bölümden oluşur. Birinci bölüm ‘süsleme motifleri ve kökenlerini / kaynaklarını’; ikinci bölüm ‘dekoratif stilieri (uslCıpları) süsleme kompozisyonlarını’; üçüncü bölüm ise ‘farklı zanaatların (el işlerinin) tekniği ve malzemesine göre geçmişlerini (tarihini)’ anlatır. Taş, maden, seramik, alçı, kumaş (dokuma), cam, emaye, sedef, oya, deri, yazma, tezhip, hat, halı ve benzeri bütün küçük sanatlar (el sanatları) için temel bilgiler resimleriyle düzenli bir şekilde verilmiştir. Türkiye’deki ilk ‘sanat sözlüğü’ ve ilk ‘sanat ansiklopedisi (beş cılt)’ de yine Celal Esat Arseven’indir. 1914’te yayımlanan Kadıköy hakkındaki bu kitapta da okuyucu, yazarın vurgulamaya çalıştığımız bilimsel tutumunu, titiz ve kapsamlı çalışma tarzını, belgeselciliğini ve bütünselci zihniyetini görecektir.


Cahit KAYRA – Murat KATOĞLU

 

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.