Haftalık Bağımsız Gazete 27 Ekim 2020

Anne’nın hikayesi tiyatro sahnesinde

Yahudi soykırımının sembolü Anne Frank’ı tiyatro sahnesine taşıyan yönetmen Müge Saut, “Baskı ve büyük sıkışma içerisinde kalmış küçük bir çocuğun gözünden günümüzü yorumladık”

Anne’nın hikayesi tiyatro sahnesinde
Gökçe UYGUN

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın bu yıl ilk kez verdiği Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü’nü alan tiyatrolardan olan Kadıköylü Altkat Sanat Tiyatrosu, sezonu trajik bir hikayeyle açıyor. Ekip,  2. Dünya Savaşı sırasındaki Nazi soykırımının simge isimlerinden Anne Frank’ı tiyatro sahnesine taşıyor.

3.Kadıköy Tiyatro Şenliği kapsamında 15 Ekim’de yapılacak prömiyer biletleri çoktan tükenen “Anne Frank’ın Hatıra Defteri” oyununu, hem yönetmeni hem oyuncusu olan Müge Saut’a sorduk.

Yeni sezona neden geçmişten gelen Anne Frank figürüyle başlamayı tercih ettiniz?

Anne Frank’ın Hatıra Defteri metniyle; baskı ve büyük sıkışma içerisinde kalmış küçük bir çocuğun gözünden günümüzü yorumlamak isteseydik nasıl bir bakış oluşurdu fikrinden yola çıktık.  

Günümüz dünyası sancılı bir ortamda. Psikolojik olarak insanlığın ciddi yaraları var.  Kendini ifade etme araçları elinden alınmış olan insanlığın, toplumun içerisinde sıkışmış bireylerin özgürce hareket etme olanağı yok artık. Bizler sürekli yasaklara maruz bırakılıyor, gerçek olmayan bir takım sözde gerçekliğin içerisinde kayboluyoruz. Adaletin olmadığı, söz ve eylemin siyasi erklerin aklına uygun olacak şekilde daraltıldığı, felsefenin, sanatın, sosyolojinin, bilimin vb yok edildiği ve doğal olarak bu sınırlanmışlık içerisinde refleks olarak davranışlarımıza da suskunluk ve korku olarak sirayet ediyor.

İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar, Yahudilere ve tüm muhaliflere bir takım kurallar yaptırımlar uygulayarak büyük bir soykırımın önünü açtı. Anne Frank bu süreçte Hollanda’da 2 sene boyunca yaşamdan izole edilmiş bir halde bir çatı katında yaşamak zorundaydı. Bizler de bu izole edilmiş, sınırlandırılmış, kurallarla alanı daraltılmış insanlığın bir çocuk gözüyle duygularından hareket ederek günümüze yaslamak istedik. Günümüzü Anne’nın gözünden, ayrıca oyunu tarihsel bağlarından koparmadan yorumlamayı tercih ettik.

Edebiyatta, sanatta çokça işlenmiş bu konuyu ele alırkenki motivasyonunuz neydi?

Hayatı, dünyayı bir çocuğun gözünden yorumlamak bizi heyecanlandırdı diyebilirim. Diğer taraftan baskı ve büyük bir sıkışma içerisinde kalan insanlığın korkuları, sefalete nasıl adım adım sürükleniyor olduğumuz, insan olarak kimliğimizin yok edilişi, yaşama hakkımızın nasıl elimizden alındığı gibi gerçeklerin sorgulanması ve unutulmamasını sağlamak oldu. 

Prömiyeri henüz yapılmadığı için izleyemedim elbette. O yüzden biraz anlatır mısınız oyununun kurgusunu, konusunu, temasını...

Tek başına Anne Frank’ın Hatıra Defteri’nden yararlanmadım. Theodor Adorno, Wolfgang Borchert, Antonin Artaud ve Serol Teber’in metinlerinden de yararlandım. Uyarlarken farklı yazarları bir araya getirdim çünkü içinde yaşadığımız bu çıkışsızlığa yanıt üretmeleri oyuna hizmet ediyordu.

Metinde kısmen Anne Frank öyküsü var olsa da, onun hikâyesiyle birlikte eş zamanlı yürüyen, günümüz baskı ve büyük sıkışması içerisinde kalmış insanlığı da temsil ediyor diyebilirim. Bizler bilgelik ve doğruluğun kapılarını nasıl aralarız, onu sorguluyoruz. Tarihsel bir kıyım var ortada fakat bu bağlarından oyunu koparmadan genel ve elbette bugüne taşıyarak sorgulamak istedik. Tüm çağlarda; yakılan, şiddete maruz kalan insan bedeni ve tecavüze uğrayan ise insan aklı olmuştur. İnsan olmanın ölçütü nedir sorusunu sormak ve bununla yüzleşmeyi sağlamak gereklidir. Bunu gerçekten yapmak zorundayız.

Oyunu hem yönetip hem rol alıyorsunuz. Yönetmeni ve oyuncusu olarak oyunu nasıl kurguladınız?

Oyunu kurgularken önce insan olmanın gereklerini sorgulamak istedim. İnsanın sevmek üzerine bakışı, kim olduğu, duygularının, vicdanın önemini sorgularken içinde yaşadığımız toplumu oluşturan bireylerin yaşadığı sıkışmaya yanıtlar üretmek ve sorgulamasını sağlamak önemliydi. Büyük bir korkuyla büyütülen bizler, giderek korkak bireyler haline dönüyoruz. Kapana kısılmış gibiyiz. Kendimize güvenimiz kalmamış, gericiliğe, bağnazlığa teslim olmuş yaşıyoruz. Gelecekten kaygı duyuyorum. En azından tiyatro sanatının gerektirdiği gibi sorumluluğumuzu unutmadan, sorunu ortaya koyarak izleyiciyle buluşturmak, ortak aklı geliştirmek ve çözümün bir parçası olmalarına yol açmak istedim. Oyunda anlatmak istediğiniz tüm parçaları birleştirmek ve izleyicinin algılaması için göstergelere dikkat etmeyi seviyorum. Bazen bir resim tablosu gibi düşlüyorum sahneleri. Bu da beni heyecanlandırıyor.

Bir oyuncu olarak ise rol neyi gerektiriyorsa onun için çaba sarf ettiğimi söyleyebilirim. Hem oynayıp hem oyunu yönetmek evet zor. Oyuncu arkadaşlarım da bu konuda bana çok yardımcı oldular. Onlara da teşekkür etmek isterim. Fakat sadece oyuncu ya da yönetmen de olsanız fark etmez, tiyatronun bütünü zordur!

Anne Frank, 'Ben öldükten sonra da yaşamak istiyorum' demiş. Bu çağrıya kulak verdiğinizi söyleyebilir miyiz?

Elbette her insanın hakkıdır yaşamak. Oysa tarih bize, savaş ve kanla birçok ulusun nasıl yok edildiğini göstermiştir. Yaşamak dediğiniz şey bence saf-temiz bir şekilde severek, değer bilerek, tartışıp sorgulayarak, birbirine emek harcayarak, hayatı güzelleştirerek, onurlu bir şekilde yaşamını sürdürmektir. Ne güzeldir ki bir çocuğun söylediği bu cümle, tüm dünyada haksızlığa uğramış, yaşama hakkı elinden alınmış her bireyin (çocuk ya da yetişkin fark etmiyor) hakkıdır. Acılarla insanları yormak istemezdik ama geçmiş acıları bilmek geleceği kurmaktır. Gelecekte –belki bizler görmeyiz- olası katliamları engellemektir.

Politik bir oyun diyebilir miyiz ya da nasıl tanımlarsınız bu oyunu?

Biz Altkat Sanat olarak yaptığımız oyunlarda politik ya da politik olmayan diye bir ayrım yapmıyoruz. Bütün sosyal hayatımızı, içinden çıkılmaz ekonomik problemlerimizi ve daha birçok şeyi politika belirliyor. Dolayısıyla topluma bir şey söyleme gayretiniz var ise politikanın da havuzuna girmiş oluyorsunuz. Burada bakılması gereken somut yer nerede durduğunuzdur. Oyunda elbette insan ve yaşadığı vahşeti anlatıyorsanız, bu vahşeti yaratan aklı sorguluyor ve emekçi, haksızlığa uğramış toplumlardan yana oluyorsunuz. Yaşamayı seviyoruz ama bu yaşamı doğru bir şekilde hayata geçirirken bizim dışımızda siyasi erklerin yaptırımları söz konusu olduğu için maalesef insan olarak irade koyamıyoruz. Evrensel olarak bizi sürükledikleri savaş, şiddet olgusu vb yaklaşımlar özgürlükçü bir aklın ürünü olamaz.

İlk soruda geçmişten gelen bir konu dedim ama aslında güncelliğini hala koruyan bir mevzu ırkçılık... Siz ne dersiniz?

Almanlar kendi ırklarını büyütebilmek için Yahudi soykırımını gerçekleştirdi. Neo-nazi grubu, günümüzde göçmenleri hedef alarak dehşete sürüklüyorlar. Türkiye’de aydın düşünen, özgürlüğü savunan, bilimsel olmak için çaba sarf edenlere ırkçılar hala saldırmakta.  Geçmişte yaşanan Dersim, Maraş, Çorum katliamları Alevileri hedef almıştı. Sivas’ta ölen aydınlar için de aynı durum söz konusuydu.  Emperyalistlerin bize reva gördükleri açlık, işsizlik, ırkçılık, geleceksizlik. Biz toplumun aydınlıkçı ve bilimle haşır neşir olduğu bir yaklaşımdan yanayız.  İnsanlar kendi kültüründen, dilinden yargılanamaz. Herkesin bu dünyada yaşamaya hakkı vardır.

Geçen sene Kadıköy'de bir sergi açılmış da Anne Frank ile ilgili, ben de röportaj yapmıştım. Serginin kurucusu 'Biz bu acıları bir daha yaşanmaması için açtık bu sergiyi' demişti. Bu bağlamda sizin oyununuz nerede konumlanıyor?

Bu acıları elbette hiç kimse yaşamasın istiyoruz. Fakat biraz fazlasına ihtiyaç var. İnsanın irade koyması ve kendi hakkını koruması adına toplumun bir arada durma gücüne ihtiyacımız var. Anne Frank’ın Hatıra Defteri adlı oyunumuz kim olduğumuzu ve bizim neye ihtiyacımız olduğuna dair yanıtlar üretmeye çalışır. İzleyicinin buradan yola çıkarak düşünmesi sağlanır.

Anne Frank son günlerde Nilgün Bodur vesilesiyle tekrar gündeme geldi. Ne söylemek istersiniz bu konuda?

Evet konuyu biliyoruz. Bizim oyun böyle bir tartışmanın ve Nilgün Bodur’un dışındadır.

Son olarak şunu sormak isterim; seyirci bu oyuna neden gelsin? Ne bulacak, ne görecek...?

Hangi oyun olursa olsun tiyatro bir yüzleşme alanıdır. İzleyicilerle sanatçıların yüzleştiği bir alan. İzleyici bütün sorunlarını dışarıda bırakarak kalabalık içinde de olsa yalnız kaldığı bir andır. Bu an’da bulunarak kendini yenilediği bir alan haline dönüşür. Anne Frank’a gelince ise bazen çok büyük olduğumuzu hissediyoruz oysa çocukların aklı ve ruhu yetişkinlerden çoğu zaman daha güçlü. Bu gücün izleyiciye yaşama ve kendini saf insan olarak üretme özgürlüğü vereceğine inanıyorum. Bizim en çok yaşamda kalmaya ihtiyacımız var.

TEMSİL TARİHLERİ

19 Ekim Cuma Saat:20.30

23 Ekim Salı Saat:20.30

27 Ekim Cumartesi Saat:20.30

1 Kasım Perşembe Saat:20.30

6 Kasım Salı Saat:20.30

8 Kasım Perşembe Saat:20.30 CerModern Ankara

14 Kasım Çarşamba Saat:20.30

17 Kasım Cumartesi Saat:20.30 NHKM Konak Sahnesi İzmir

23 Kasım Cuma Saat:20.30

27 Kasım Salı Saat:20.30

(Altkat Sanat Tiyatrosu: Caferağa Mahallesi, Moda Cd. No:35, 34710 Kadıköy Telefon: 0536 214 27 33)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.