Haftalık Bağımsız Gazete 14 Kasım 2018

Afşar Timuçin; 'Söyleyecek sözü olmayan bağırır'

Edebiyatın neredeyse her dalında eserler veren üretken yazar Afşar Timuçin, "Doğru felsefe insana güçlü bir bakış kazandırır" diyor

Afşar Timuçin; 'Söyleyecek sözü olmayan bağırır'

İnceleme-araştırma, deneme, şiir, roman, öykü ve çeviri alanlarında 79 yapıta imza atan  Afşar Timuçin, ‘’Hepsi benim için önemlidir, hepsine aynı önemi ve aynı emeği verdim. Hepsinde başarılı oldum mu bilemem. Yargıyı okurlar verecek’’ diyor
 
Kadir İncesu
İnceleme-araştırma ve deneme (41), şiir (13), roman (5), öykü (4) ve çeviri (16) olmak üzere Bulut Yayınları tarafından yayımlanan tam 79 yapıta imza atan bir isim Afşar Timuçin için 25 Nisan Cumartesi saat: 15.30 Barış Manço Kültür Merkezi'nde bir etkinlik düzenleniyor. Timuçin ile yaşamı ve eserleri üzerine söyleştik.
 
Anılarınızdan ve denemelerinizden çıkardığım sonuç; yaşamınızın her evresinde özgüveninizin yüksek olduğunu gösteriyor. Özellikle çocukluğunuzda yaşadığınız hangi olaylar yaşama bakışınızı ve düşün dünyanızı etkiledi?
Sessiz babamın bir çetin ceviz oluşundan, kılı kırk yaran dürüstlüğünden etkilenmiş olabilirim. Yürekli bir kişiydi ve bize korkmamayı öğretmişti. Korktuk demeye utanırdık. Bu akşam kirvenlere gideceğiz git haber ver derdi, akşamın karanlığında tenha yola salardı beni. Yalan söylemeyen ve haram yemeyen bir babaydı.  Her tren kazası geçirişinde hiçbir şey olmamış gibi çıkar gelirdi. Soğukkanlıydı, bozguna uğradığını hatırlamam. Benden yarım yüzyıl kadar yaşlıydı. Kibardı ve kabadayıydı. Yaşamaktan korkmazdı, biraz da hesapsızdı. Kitaplığı okulum oldu. Düşünmeye erken başladım. Dürüstlük ve mertlik dışında görüşlerimiz pek bağdaşmazdı. Bana güvenirdi.
 
Çocukluğunuzun geçtiği kentler size neler kattı?
Zor bir çocukluktu. Savaş yıllarını Isparta’da yaşadık. Isparta sıradan bir kentti. Savaş yıllarının ardından gelen yıllar da savaş yılları gibiydi. İlkokulu okuduğum Fevzipaşa yokluklar yoksunluklar bucağıydı. En zor döneme Adana’da girdik. Mayıs 1950’den sonrası ülke için de bizim için de tam anlamında batmamaya çalışma dönemidir. Demokrat Parti’yle gelen enflasyon ve yokluklar yoksulluğumuzla birleşince sıkıntılı günler başladı. Adana’dan sonra İstanbul… Her kentte bir şeyler yaşadık. İstanbul’a alışmam biraz zor oldu. İstanbul Anadolu’nun kentlerine benzemiyordu. Baştan İstanbul’u sevemeyeceğimi düşündüm. İstanbul’da her şeyi daha sağlam görebiliyorsunuz, ufkunuz daha geniş bakışınız daha keskin oluyor.
 
Yazın serüveninizden söz eder misiniz?
Çok yalnız bir çocuktum, hemen her zaman kendi kendime oynardım. Yazı yazmak da bir oyundu. Ortaokul yıllarımda yazı işi iyice sardı beni. Çocuksu bir düşüncem vardı, Türkiye’nin en büyük yazarı olacağım diyordum. Hırs değildi istekti bu. Babamın kitaplığındaki kitapları yazanlar gibi olmak istiyordum. Tolstoy düşlerimi süslüyordu. Çocukluk işte. Liseye gelene kadar yazarlık çocukluğun koşullarında yürüdü.
 
Aslında üniversiteye başladığınızda ve Yelken dergisi çevresine girdiğinizde bile şiirlerinizle farklılığınız göze çarpıyordu. Bu farklılığınızı yadırgayanlar oldu mu? Oldu ise yazın yaşamınıza nasıl yansıdı?
Bana herkes aynı şiiri yazıyor gibi geliyordu. Bütün şiirler aynı şairin kaleminden çıkmış olabilir miydi? Şiirlerin altındaki imzaları gelişigüzel değiştirsek ne olurdu sanki. Şiir açısından ve birçok bakımdan renksiz bir dönemdi. Büyüklüğüne inanılmış kimseler vardı. Ben her zaman değişik bir şeyler yapmak istedim. Yalnız yazdıklarımla değil kafamla da uyumsuzdum. Bugün de uyumsuzum.
 
Felsefeye yönelmenizi her açıdan özellikle de yazın yaşamınız açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirebilir miyiz?
Sanat ve düşünce dünyasında felsefesiz bir şey yapılabileceğine inanmıyorum. İnsanı öğrenmeden sanat yapmak olmuyor. İnsanı öğrenmenin yolu da felsefeden geçiyor. Edebiyatımızın eksiği felsefedir. Doğru felsefe insana güçlü bir bakış kazandırır, yanlış felsefe bilinçleri bozar.
 
Osman Bozkurt’un hazırladığı “Bir Portre: Afşar Timuçin” adlı kitapta yer alan “Yaşadıklarım” adlı yazınızda dediğiniz gibi yazdıklarınızdan çok yazamadıklarınız merak edilecek. Bir gün, anılarınızı her yönüyle yazmayı düşünüyor musunuz? Düşünmüyor iseniz, merak edenlere nasıl bir yol izlemelerini önerirsiniz?
Anılara bağlı değilim. Dostlarım anılarımı yazmam konusunda bana baskı yaparlar. Yaşadığımız pek çok şey unutulmalı diye düşünürüm. Osman Bozkurt arkadaşım böyle bir kitap yapmasaydı Yaşadıklarım’ı yazmazdım. O bir yaşam özetidir. Her şeyi yazamıyoruz, insanları incitiriz korkusuyla. O kısa yazıda yazdıklarım bile birilerini tedirgin etti. Örneğin Nermi Uygur hocamızla yaşadıklarımı yazıdan çıkarayım istediler. Gerçek doğrular kimseyi küçük düşürmez. Nermi Uygur hocamız da öyle biridir işte. Yazamayacağımız çok şey var. Ayrıntılı anılarımı kaleme almayı düşünmüyorum.
 
Şiir, öykü, roman, felsefe, deneme gibi birçok alanda ürün veridiniz. Tam anlamıyla hangisinde kendinizi bulduğunuzu düşünüyorsunuz?
Hepsi benim için önemlidir. Birini öbüründen ayıramam. Hepsine aynı önemi ve aynı emeği verdim. Onların hiçbirini ikincil bir uğraş olarak görmedim. Hepsinde başarılı oldum mu bilemem. Yargıyı tarih yani okurlar verecek.
 
Yazmak, hangi türde olursa olsun yazarın kendisiyle bir hesaplaşması mıdır?
Yazmak insanın hem kendiyle hem de dünyayla hesaplaşmasıdır. Kendimize karşı ve dünyaya karşı yükümlülüklerimiz var, bunu ancak belli bir hesaplaşmayla yerine getirebiliriz. Eli kalem tutan için bu hesaplaşma yazıyla olacaktır. Kültür düzeyinde hesaplaşma da diyebiliriz buna. Toplumlar asıl gelişimlerini düşünen adamlarıyla yani filozoflarıyla sanatçılarıyla bilim adamlarıyla gerçekleştiriyorlar. Dönüşüm öncelikle onların sorumluluğundadır. Yazı yazan adamın dürüst olmak gibi bir yükümlülüğü var. O olmadan ne kendimizle ne dünyayla sağlam bir ilişki kurabiliriz.
 
Kişisel gelişimin temelinde de felsefe var mıdır?
Düşünen adamlar olarak yetiştirilmiş olsaydık bu duruma mı olurduk. Kimse kimseyi dinlemiyor, kimse kimsenin ne dediğini anlamıyor. Televizyon kanalları her gün sabahtan akşama her türlü uzmanlarıyla çuval çuval yanlış bilgi üretiyorlar. Toplum iki şeyi yaşam ekseni olarak görüyor: beslenmeyi ve çoğalmayı. Kişisel gelişimin de toplumsal gelişimin de temelinde felsefe olmalıdır, ayrıca sanat ve bilim olmalıdır. Çocuklarımız kötü eğitiliyorlar ve hiçbir şey bilmiyorlar. Boş işlerle uğraşıyoruz.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.