Haftalık Bağımsız Gazete 27 Ekim 2020

Köprü mü, insan mı?


Feyza HEPÇİLİNGİRLER

Feyza HEPÇİLİNGİRLER

Okunma 17 Eylül 2020, 15:16

Televizyonda bir bilgi yarışmasına rastlarsam takılıp kalıyorum. Gençler çıkınca bende bir gerginlik! Oturduğum yerden, “Ne olur bil! Hadi... Göreyim seni,” diye yüreklendirmeye çalışıyorum yarışmacı genci. Ama olmuyor. İşte güzeller güzeli bir kızımız... Modellik yapıyormuş, yüksek okul mezunu. En yükseği hedeflediğini söylüyor. Kendisine güveni tam. Soru geliyor: “Türkiye’de Cumhuriyet’in ilanı, hangi yüzyılın ilk çeyreğinde gerçekleşmiştir?”

Seçeneklerde yüzyıllar 18, 19, 20, 21 diye sıralanmış. Cumhuriyetin hangi tarihte ilan edildiğini “1900’lü yıllarda” diye kabaca tahmin etti ve iki seçeneği eledi. 1900’lü yıllar, hangi yüzyıl demek? Bunu da bilmiyor. “20. yüzyıl” dedi ama hiç emin değil. Bir gözünü kısıp heyecan içinde bekledi. Yanıtı doğru çıkınca da derinden bir “Oh!” çekti. Müthiş bir sevinç...

Ne yapıyoruz biz? Hele bugünlerde... Okullar açılsın mı, açılmasın mı, derdine düştük, eğitimin niteliği üstünde düşünmek kendiliğinden ikinci plana itildi. Belli bir sistem bulup üstüne oturtamadığımız eğitimden tümüyle vazgeçmenin eşiğinde gibiyiz. Neredeyse çocuklarımızın canları korunsun da cahil kalsalar da olur deme noktasına geldik.

Oysa yola ne kadar da kararlı çıkmıştık. Bir araştırma sırasında rastladığım bir röportajdan eğitimle ilgili bir not almıştım. Aradım buldum o notu. “Memlekete yüzlerce mühendis yetiştirmek... Bu, yüzlerce köprü, tünel, kilometrelerce yol, sayısız bina yapmaktan daha mukaddes ve daha kıymetli bir eser vermektir.”

Bu sözler dün söylenmiş olsa, bir bilim insanının açıklamaları arasında yer almış ya da muhalefet partilerinden bir yetkilinin verdiği demeçte geçmiş olsa hiçbirimiz yadırgamayız. Oysa Gazeteci Yazar Hikmet Münir’in Prof. Dr. Salim Tunakan’la yaptığı röportaj’dan bu cümleler. 18 İkinci Kânun (Ocak) 1938 tarihli Yedigün dergisinde yayımlanmış. Tam 82 yıl önce. Düşünsenize Atatürk hayatta daha. Cumhuriyet’in kurulmasının üzerinden yalnızca on beş yıl geçmiş. Söylendiği zaman yola, köprüye, tünele, hatta binaya kim bilir nasıl ihtiyaç var. Yine de onlar yerine onları yapacak insanın yetiştirilmesinin önemli olduğu dile getiriliyor, hem de büyük bir doğallıkla.  

Bugün istemediğimiz kadar binamız, “duble” (!) yollarımız, geçsek de geçmesek de parasını ödediğimiz köprülerimiz, hatta sayısını bilemediğimiz kadar çok üniversitemiz var ama adlarını Nobel ödüllü Aziz Sancar’ın yanına ekleyebilen fizikçimiz, kimyacımız, makaleleriyle dünya bilim tarihine girmiş, araştırmalarıyla bilimin gelişimine katkıda bulunmuş, göğsümüzü gururla kabartan bilim insanlarımız... Onlar yok. Üstelik yolumuz bilimden epeyce farklı bir yöne kıvrılmış, o yana doğru (ilerliyoruz, diyemeyeceğim) devrile yuvarlana gidiyoruz.

Öğretim birliği (tevhid-i tedrisat) yasası çoktan parçalanmış durumda. Bir yanda imam-hatiplerin en yaygın eğitim kurumu durumuna getirilmeye çalışılması yetmemiş, çeşit çeşit tarikat gizli - açık dinsel eğitim veriyor, öte yanda gitgide güçten düşen devlet okulları her bakımdan yetersiz kalmakta, düne kadar ciddi bir kazanç kapısı olan özel okullar içinde farklı amaç güdenler çok. Çağdaş bir eğitim alabilen çocuklarımız yok değil ama onların da çoğu yurt dışına gitmenin yolunu aramakta.

Üste bakıyorsunuz yüzlerce üniversite arasından dünyaya kendisini kabul ettiren üniversitemizin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor; alta bakıyorsunuz ilkokulun son sınıfında okumayı sökememiş çocuğumuz var. Çocuklarımıza okuduğunu anlama becerisi kazandırmaktan yoksunuz. Eğitimde dünyadaki yerimizi gösteren istatistiklere, grafiklere baktığımızda içimiz kan ağlıyor. Yolu, köprüyü parasını bastırır yaptırırsınız ama insanı yetiştirmek sabır gerektirir, bilimle biçimlenmiş bir bilinç ister, akıl ister, azim ister. Bugünden yarına yetişmez insan. Bugün harekete geçilse harcanan emeğin meyvesi ancak  yirmi yıl sonra alınır. Tabii yönetimde öyle bir istek ve bilinç olursa. Yoksa yalnız size, bize değil ülkeye de geçmiş olsun!

Türkçe notu: Yukarıda kendim kullanınca aklıma geldi. Bir “noktasında” modası var ki hiç sormayın. “Noktasında” sözcüğündeki “-da, -de” ekini bir önceki sözcüğe getirin, anlamda hiçbir değişiklik olmazsa bu “nokta”ların sözü uzatmaktan ve dolandırmaktan başka hiçbir işlevi yok demektir.

“Finansal kaynaklara erişim noktasında...” (erişimde)

 “Siyanürle altın işleme müsaadesi verilme noktasında...” (verilmesinde)

“Yollar noktasında ve kent temizliği noktasında...” (Yollarda ve kent temizliğinde)

“Koruyucu malzeme noktasında eksiklik oluşturmama noktasında...

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Meltem Pekel - 1 ay önce
Yazınızı,diğer yazılarınızda da olduğu gibi, beğeniyle okudum. Eğitim kurumlarımızın içinde bulunduğu vahim durum hepimizin içini acıtıyor.Pekçok başarılı gencimizin yurt dışında başka ülkelerin başarısına katkı sağladığını bilmek de ayrı bir üzüntü kaynağı. Keşke bu gençlerimiz yurt dışına gitmek zorunda olmasa..Saygılar öğretmenim.
Avatar
Berna Gıustıno - 1 ay önce
Sevgili hocam, her zamanki toplumsal ve dilsel duyarlığınızla yazmışsınız. Evet, öylesine yitirdik ki bir höyüğün en değersiz katmanı gibiyiz.
Avatar
Sevim Sezer - 1 ay önce
İçimizdeki yara..Teşekkür ediyorumz canım hocam. Umarım okuması gerekenler okur. Sevgiyle
Avatar
Gönül İzdeş - 1 ay önce
Yüreğinize düşünce ve kaleminize sağlık sevgiler öğretmenim bana edebiyatı sevdiren okuduğumu daha iyi anlamamı sağlayan siz olmuştunuz