Haftalık Bağımsız Gazete 08 Aralık 2019

Koltuğumuzdan kalkma zamanı


Bağış ERTEN

Bağış ERTEN

Okunma 28 Kasım 2019, 14:33

Teorik olarak sonbaharın son günlerindeyiz. Pratikte ise uzatılmış Eylül sanki. Bitmek bilmeyen güneşli günler, ince kazaklar, hatta tişörtler. Bazılarımız, “Ne güzel, zamlarla korkutucu hale gelen doğalgazdan kurtuluruz” diyor. Ama kazın ayağı öyle değil. Ocağın altı yavaş yavaş açılıyor ve suyumuz kelimenin her anlamıyla ısınıyor. Mis gibi ılık geliyor ya şimdilerde; kaynamaya başlayınca pek mutlu olmayacağız, bunu biliyoruz değil mi? 

Bienal’in bu seneki tanıtımını görmüşsünüzdür. Yedinci Kıta’nın temsilcisi diye plastikten oluşan bir elçi diğer kıtalarla ‘temaslara’ geliyor. Avrupa kıtası büyüklüğünde bir plastik ada düşünebiliyor musunuz? Durum o derece vahim. Üstelik her geçen gün daha da büyüyor. Küresel ısınma, iklim değişikliği… Adını ne koyarsanız koyun, minnacık çocukları isyana sürükleyen bu tehlike artık hiç olmadığı kadar başucumuzda.  

Peki biz ne yapabiliriz? Büyük başın derdi de büyük olur deyip her şeyi devlete bırakıp kenara mı çekileceğiz? Hiçbir konuda güven telakki etmeyen lacivert takım elbiselilerin sorunu çözmesini mi umacağız? Her türlü tüketim kültürünü pompalayan, kapitalizmi kışkırtan büyük ülkelerden mi medet umacağız? İlkim değişikliğiyle ilgili her belgeye imza atan, ülkesinde steril bir ortam kuran, ama sonra gidip uzak Asyalarda her türlü pis işi yaptıranlar mı deva olacak? Hayır, her şey önce kendimizden başlayacağız. Önce biz hayatımızı değiştireceğiz. 

Diyeceksiniz ki bu yazının spor neresinde? İşte tam da burasında! Arabaya binmeyip yürüyüş yapmayı tercih etmenizde. Elektrikli taşıtları kullandığınızda. Yediklerinizi eritmek için, obeziteden uzak durmak için döktüğünüz terde. Hareket etmenizde!

Bütün uzmanlar aynı şeyi söylüyor. Sporun sadece kişisel sağlığa katkısı yok, toplumsal ve önleyici sağlığa da desteği büyük. Fiziksel olarak iyi geldiği gibi, hem bilince, hem zihne de ferahlık veriyor. 

Peki biz ne kadar aktifiz? Sadece yüzde 4’ümüz düzenli sporu yapıyor. Avrupa’nın en kötüsüyüz. Türkiye’nin kaliteli yaşam endeksi en yüksek ilçelerinden biri olan, Batı’nın yaşam kültürüne belki de en yakın yerdeki Kadıköy’de bile durum parlak değil. Çevrenizde sporu gündelik hayatının bir parçası haline getiren insanlar ne kadar az farkında mısınız? Özel faaliyetinden bahsetmiyorum farkındaysanız. ‘Spora gitmek’ değil konu. İşin doğallığında sporu hayatına yedirmek. İşe bisikletle gitmek mesela. Dolmuşa, taksiye binmek yerine bol bol yürümek. Market torbalarını görevlilere taşıtmak değil, kendimiz taşımak. Yani özel bir faaliyet olarak değil, kendiliğinden spor yapmak.

1970’lerin sonu olmalı. Kıbrıs’tan eşofman getirmişti dayım. Spor yapacağız demişti. Öyle futbol falan oynayan bir adam değildi. Basketboldan, voleyboldan hiç anlamazdı. Ama spor ‘gazına’ gelmişti bir kere. O sömestrde her sabah önce esnemelerle başlardık. Sonra mekikler, şınavlar gırla gidiyordu. Eve bir de barfiks barı yapmıştık. O minnacık halimle 15 barfiks falan çekerdim. Sanırım hayatımın düzenli spor yaptığım ender dönemlerinden biriydi. Şimdi eski bir anı gibi duruyor. 

Bu yazıyı evde koltuğuma gömülü bir şekilde yazıyorum. 10 kilo kadar fazlam var. Kısacık boyuma rağmen 78 kiloyum. Ama gördüğünüz gibi size talkımı veriyorum. Peki ne yapmalıyım? O zaman ben de kendimden başlayayım. Bu yazıyı hızla bitireyim ve harekete geçeyim. Yoksa önce kendi sağlığımı, sonra yaşadığım bölgeyi, sonra ülkemi, en son da yaşadığım dünyayı kaybedebilirim. Öyle değil mi?

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.