Haftalık Bağımsız Gazete 06 Aralık 2019

Kasımpatları


Müge İPLİKÇİ

Müge İPLİKÇİ

Okunma 14 Kasım 2019, 11:36

Sonra dedi. Sonrası gelmedi. 

Kaç yıldır tanışıyorduk?

Yirmi yılın içinde geniş tembelliklerdeki bir kedi gibi kıvrılan samimiyetin kenarında dolanırdı merhabalarımız. Ne zaman birbirimizi görsek onun kocaman, gevrek, ev sıcaklığındaki elleri arasında kalıverirdi kansız, soğuk ellerim. 

Nasılsın Abla?

Daha çok kasımpatları için giderdim ona. Sigaralara sarıp sarmaladığı alem ve hüzünlü karısıyla tanıştıktan sonra da böyle akıp gitmişti bu cümbüş. Eksik tamamlanmıştı. Eskimeyen, bayatlamayan, fazla su istemeyen,gece ve gündüze dayanıklı kasımpatları (belki de kelamımız da bundan nasipleniyordu)  için adresim hep onlardı. Yıllar boyunca da hep böyle kaldı. Birbirimizi kolaçan ettiğimiz, birbirimizi kendimize emanet ettiğimiz insanlardandık ve bundan kimsenin en ufak bir şikayeti yoktu. O, karısı ve ben. Kısacık anlarda yazılmış öyküler gibiydik. Yüzlerimizdeki gülüşler birbirine dokunur ve sonra hayata dağılırdık.

O olmadığı zaman sigara dumanları içerisindeki karısıyla, bu kez onun elleriyle kasımpatlarına ulaşan bir tazelik olurdu çiçek meşruiyetim. Sigara kokusunu takip ederek açtığım hayata amade renkli kılıflardan sonra onlar çıkagelirdi: Kasımpatları! Yirmi yılı önüme açan fallar gibi dökülürlerdi önüme. Yirmi yıl öncesini ve sonrasını anlatarak. Hüzünlü ve dökük dişleri arasında gezinen bir sigara dumanına takılıp kalmış bir kadının, sıcağa hasret dağınık  saçlarında görmediğim ışıkların kırılması olurdu alev renkleri, turuncunun tondan tona kaçışı, sarının gölgelenmesi, sonra belki, belki  beyaz... Tutuk ve bir o kadar da hareketsiz. Hareketsiz ve kararlı. Kararlı ve yılgın. Birisi de benim için, keşke, ah keşke yirmi yıllık bir renk falı açsa önüme dercesine. Duygusal ve yorulmuş.

Uzun zaman sigara kokusunu takip ederek aldığım bu kasımpatlarında kocasının araya giren felci ona daha çok vurmuş gibiydi. Koca adam Abla diyordu, görsen ne konuşabiliyor ne de hareket edebiliyor... Bir müddet onunla, Kadıköy sokaklarındaki rengimiz bu konuşma üzerinde gelip gidecekti. Soğuk kış günlerinde bile aynı köşede bekleyen cılız bedeni, yeşilimtrak hırkası ve elbette elindeki sigara ile sanki hep orada kalacak gibiydi. Borçlarımız, çocuklar, torunlar diyordu sürekli. Onun ayağa kalkmasını bekliyoruz. Yoksa ayakta kalamayız. Kaç mevsim dayanabiliriz ki böyle? Bir mucize gelse...

Belki bu yüzden mevsimler çok fazla sürmedi. İlkbahara doğru, o sokak köşesine yakın evden taşınırken, ikisini tekrar birlikte görmek mucizevi bir mevsimdi! 

İyileştik dediler.

Yine de gel dediler.

Yine de geleceğim dedim.

Ve her kasımpatı mevsiminde yanlarına gittim. Ta ki...

Sonra diye sustuğu, benimse anlayamadım nasıl yani ne zaman oldu diye kekeleyip durduğum bu mevsime kadar. Kocaman yapayalnız elleriyle kasımpatlarını sararken, bütün sonraları o tanıdık yirmi yıllık köşede sarar gibiyken o koca adam.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.