Haftalık Bağımsız Gazete 18 Kasım 2017

Kafatasının bir ilçesi…


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 10 Kasım 2017, 08:23

Betül Memiş / memisbetul@gmail.com

1 litre su, 160 gram yağ, 110 gram protein, 15 gram şeker, 10 gram tuz… Yemek tarifi gibi ama değil, her ne kadar ‘ekşisözlük’te ‘kafatasının bir ilçesi’ yazsa da, insanda ortalama 1.5 kilo ağırlığında olan ve beden ağırlığının yüzde 2-3’lük kısmını oluşturan ‘beyin’den bahsediyoruz. Su, yağ, protein, şeker, tuz; birkaç gündür bunu düşünüyorum. Dünyanın hemhaline ve insanın yarattığı absürtlüklere, yalanlara bakınca ‘çok da şey etmemek lazım’ diye içimden söyleniyorum. 1989’da ABD’de kurulan alternatif rock ve grunge müzik grubu (dört sarışın olmayan kadın tarafından kurulmuş) 4 Non Blondes’u bilirsiniz, hani şu vokalde Linda Perry’nin, bas gitarda Christa Hillhouse, gitarda Shaunna Hall ve bateride Wanda Day’den oluşan… İşte bu haftanın fonuna; “Ve sabah uyanıp, dışarı adım attığımda / ve derin nefes aldığımda / ve içim coştuğunda / avazımın çıktığı kadar bağırırım: neler oluyor?” diyen şarkısı ‘What's Up’ı döşersek, miss!

‘Kızgın Damdaki Kedi’nin tiyatro endamı

Maggie: Kazanacağım, tamam mı?

Brick: Ne kazanacaksın? Kızgın damdaki bir kedinin zaferi ne olabilir ki?

Maggie: Dayanabildiği kadar durabilmek, sanırım!”

Tevellütü benim gibi yetişenlere dejavu olacaktır bu replikler… Üşenmez de hatırlarsak; 1911-1983 arasında yaşamış, Çağdaş Amerikan Tiyatrosu’nun ve Dünya Tiyatro Tarihi’nin, sembolizmi ve psikolojik gerçekliği en iyi kullanmış önemli yazarlarından Tennessee Williams’ın (1955’te) Pulitzer ve Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ödülleri’ne sahip kült eseri “Kızgın Damdaki Kedi”yi en iyi özetleyen bu üç satırlık diyalog… Beyazperdede Paul Newman ve Elizabeth Taylor’dan izlediğimiz hikâye, Türkiye’de ilk defa tiyatro sahnesinde endam ediyor. (Bu da var notu: 2013’te, Amerikalı oyuncu Scarlet Johansson Maggie rolüyle tiyatroseverlerin karşısına çıkmış ve eleştirmenler tarafından ayakta alkışlanmıştı.) Türkiye’de bu buluşmayı sağlayansa Feri Baycu Güler ve Tuğrul Tülek’in 2015’te kurduğu Mam’art Tiyatro.

Oyunu geçtiğimiz hafta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde izlerken aklımda dolaşan: (Tolstoy’un ‘Anna Karenina’daki açılış cümlesi olan) “Bütün mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” (Erken içimden geldi notu: Derin bir çekiş, Tolstoy’un bu cümlesi sonrasına iyi gider kanaatindeyim. Ne diyordu Virginia Woolf; “... öyle anlaşılıyordu ki hiç kimse hiçbir zaman demek istediği şeyi söylemiyordu.")

İnsanın kendisiyle mücadelesi

1947’de yazılan ve tiyatro için bir dönüm noktası olarak kabul edilerek dünya klasikleri arasında gösterilen, 1982’de Yıldız Kenter ve Müşfik Kenter’in sahnelediği ve bu sezon da Zerrin Tekindor, Onur Saylak, Şebnem Bozoklu ve İbrahim Selim’den dikize yatacağımız “Arzu Tramvayı” ve Şehir Tiyatrosu’nda, Yıldırım Fikret Uruğ’un yönetiminde izlediğimiz “Sırça Kümes” gibi oyunlarıyla belleğimize kazınan Williams, ‘Kızgın Damdaki Kedi’de de iyinin ve kötünün mücadelesini değil, insanın insanla ve kendisiyle olan mücadelesini anlatıyor. Bir yönüyle de ‘Freudyen’ tarzıyla dikkat çeken yazar, bu hikayede güneyli bir ailenin iç yüzünü açığa çıkaran bir doğum günü partisini kadrajlıyor. Çekirdek ailede neler olabilir ki demeyin, yazarın kaleminin derinliğine şahit olacağınız diyaloglar sizleri bekliyor, benden söylemesi! (Meraklısına not: Zira yazar, hikayesinin sinema uyarlamasını doğru bulmamış ve karşı çıkmış. Bu bilgiyi es geçmez ve bu tiyatro hemhalinin de orijinaline yakınlığını düşünürsek Williams hayranları için iyi bir malzeme olabilir.) Hikaye boyunca aile kavramının ‘toplum-mahalle baskısı diyalektikler’inin içinde nasıl da ‘hiç’e dönüşebileceğini ve insan yavrusu dediğimiz 206 kemik faninin ‘riyakarlığa’ ne kadar da teşne olduğunun fotoğrafı masaya yatırılıyor. Bu yüzden de Williams’ın bütün hikayelerinde, bir insan ne salt melek ne de şeytan olarak karşımıza çıkıyor.  Aslında yazarın hayatına bilahare göz gezdirirseniz, oyunlarındaki alt bendi daha iyi gözlemleme şansını yakalayabilirsiniz. Her şeyin bir nedeni olmak zorunda değil ama sebebi vardır şiarını benimsemiş bir bünye olarak kısaca sezonun temiz ve akça pakça dediğimiz oyunlarından biri “Kızgın Damdaki Kedi”.

“Özel Kadınlar Listesi'' ve “'Nereye Gitti Bütün Çiçekler?” oyunlarıyla izleyicisinden tam not alan Mam’art’ın bu üçüncü oyunu olan “Kızgın Damdaki Kedi”ye sahnede can verenler; Sezin Akbaşoğulları, Tuğrul Tülek, Ayten Uncuoğlu, Ünal Silver, Bennur Duyucu ve Ömür Kayakırılmaz. Üç perdelik metni, tek perdeye sığdıran oyunun yönetmeni (Dot’tan aşina olduğumuz) Serkan Salihoğlu, dilimize çevirense Serkan Salihoğlu, Feri Baycu Güler, Tuğrul Tülek.

Ajandaya notlar…

Haftanın veda busesini çakmadan evvel; bu sezon devlet tiyatroları oyun repertuvarının ‘iyi’ olduğu söyleniyor. Uzun yıllardır, İstanbul Şehir ve İstanbul Devlet Tiyatroları’na olan hevesimi ve inancımı kaybetmemden dolayı uzak durduğum sahalara usulden yanaşma kararı. İyi dediklerini heyecanla takipteyim, buradan da paslaşırız nasılsa! Bu arada Semaver Kumpanya’nın ikiyüzlü ahlak düzenini sorgulayan “Akşam Yemeği” adlı oyunu Herman Koch’un aynı adlı romanından uyarlandı. Serkan Keskin, Sarp Aydınoğlu, Mustafa Kırantepe ve Sezin Bozacı’nın rol aldıkları oyun; 15-16 Kasım’da Çevre Tiyatrosu’nda, 20-21 Kasım’da CKM’de. Bir diğer güzel hatırlatma ise; Nahid Sırrı Örik’in, bugüne dek hiç sahnelenmeyen yapıtı “İhanet” Ankara Devlet Tiyatroları tarafından Özen Yula’nın rejisiyle festival kapsamında, 25-26 Kasım’da CKM’de seyircisiyle buluşacak. Ajandalara notlar alındıysa, o vakit şimdilik eyvallah!

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.