Haftalık Bağımsız Gazete 17 Temmuz 2019

Kadıköy’ün kişilikli müzik mabedi: Ağaç Ev


Melis DANİŞMEND

Melis DANİŞMEND

Okunma 12 Haziran 2019, 15:50

Bir mekân bazen sadece adıyla bile ondan hoşlanmanıza neden oluyor. Eskiden Beyoğlu’nun bir ara sokağında ağırbaşlı bir çiçek gibi duran Madrid vardı. Sonra Ağa Cami’nin sokağında bir kartal gibi tepeden size bakan Arsen Lüpen, Tünel’de bir zaman makinesine binmişim de 1900’lerin başına gitmişim gibi hissettiren Gramofon, masaldan fırlamış gibi duran Gizli Bahçe ve tabii ki karanlık bir kış gibi Karga… Listem uzayıp gider. Bu isimler daha mekânla tanışmadan zihnimde bir resim, sahne, geçmiş ve gelecek yaratmıştı. 

Ağaç Ev ismini ilk duyduğumda da aynı şey olmuştu. Kocaman, köklü bir ağacın sımsıkı dallarında korunaklı, mis gibi ağaç kokan bir yaşam alanı canlanmıştı kafamda. Küçükken yazlıkta ikiz kardeşim ve aynı yaştaki kuzenimizle bir ağaç ev yapmıştık. Nasıl heyecanlıydık bitirdiğimiz gün. Çocukluğu hatırlatan her şeyi kadın programlarındaki güleç seyircinin her tür şarkıcıyı pür neşe bağrına basıp iki yana sallanarak alkış tutması gibi seviyorum artık.

Ağaç Ev’e ilk kez Kadıköy’de açıldığında gittim. Daha önce uzun yıllar Beyoğlu’nda kendine has bir müdavim kitlesi edinmişti, nedense hiç yolum düşmemiş. Osmancık Sokak’ın emektarı Shaft kapandıktan sonra onun yerinde yeni bir hayata başlamıştı. İşin doğrusu iyi blues ve rock müzik çaldığını biliyordum ama bir cuma gecesi 24.00’e doğru mekâna gittiğimde gözlerime inanamadım. İğne atsan yere düşmüyordu. Keza dışarıda, masa ve sandalyelerin olduğu sokakta da… Sahnede Acil Servis vardı, onları dinlemeyeli yıllar olmuştu. Yaş ortalaması diğer birçok mekânda alışıldığının aksine epey yüksekti. Sabaha kadar orada kalmalarından anladığım üzere evini ofis olarak kullanan serbest meslek sahipleri, beyaz yakalılar, üniversite öğrencileri, turistler ya da burada yaşayan yabancılar, müzisyenler, oyuncular… Kimi ararsanız içeride gibiydi. O kadar uzun zamandır buram buram eski Beyoğlu kokan bir mekânda bulunmamışım ki, bir zaman makinesiyle kendimi en gerçek hissettiğim yıllara gitmişim ya da tam tersi çok kötü, insanı katıla katıla ağlatacak kötü bir kâbustan uyanmış da derin bir nefes almışım gibi büyük bir huzura, mutluluğa ermiştim o gece. İnsanların gerçekten iyi müzik dinlediği, numaradan değil sahiden eğlendiği, ‘ev’ gibi hissettiği bir yerdi burası. O günden beri müdavimi olduğum bir mekân Ağaç Ev. Gecenin başında ya da sonunda mutlaka oraya uğramaya çalışıyor, akşamüstü saatlerinde toplantımsı görüşmelerimi bile orada gerçekleştiriyorum. Ufuk Beydemir’le ortak çalışmamız Hırka Kokusu’nun temelleri de orada atıldı. Hatta şarkının mini turnesine çıktığımızda İstanbul ayağı için tek mekân vardı aklımızda; oradan daha isabetli bir seçim olamazdı.

Mekânın sahibi Burak Ocakçı gördüğüm en güler yüzlü insanlardan biri. İşi konusunda bitmez tükenmez bir heyecanı var. Bir koltuğa çok karpuz sığdıranlardan. Mekan sahibi, işletmeci, müzisyen (eskiden ney üflermiş, şimdi mızıka ve trompet çalıyor, mekanda da sahne alıyor) ve çizer (mekanın duvarlarındaki çizimler onun elinden çıkma). 17 yaşında Porof. Zihni Sinir’in çizeri İrfan Sayar’ın yanında staj yapmaya başlamış. Uzun süre birlikte çalışmışlar. Orada renklendirme, ahşap, demir, elektrik/elektronik üstüne ciddi bir bilgi birikimi edinmiş. “Kendimi bildim bileli resme, çizgi romanlara ve karikatüre ilgim vardı. Lisede dekoratif sanatlar bölümünde okudum. Serkan Varol, Mehmet Güreli ve İrfan Sayar’dan desen ve renk eğitimi aldım. Halihazırda Zihni Sinir’de çalışırken yetenek sınavına girerek Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Fotoğraf ve Video programına girdim” diye anlatıyor eğitim hayatını.

Ağaç Ev için yoğun bir tempoda çalışan Burak’a, “Tüm bunlara nasıl yetişiyorsun?” diye soruyorum. “Çalışma arkadaşlarım çok sağlam olduğu için her şeye yetişmem kolay oluyor. Çok iyi bir ekip var arkamda beni destekleyen. RocknRolla Bar grubu sahipleri Serkan Sezer ve Altuğ Eroğlu da fikir ve geçmiş deneyimleriyle beni çok rahatlatıyor. Çok güzel bir birleşme oldu o bakımdan” diyor. Mekanda sadece blues ve rock değil, country, funk, soul’un da iyi örneklerini duyuyorsunuz. Onun için çeşitlilik olmazsa olmazlardan. “Ayda dört gün dört farklı disiplinde müzik grubuna da yer veriyoruz. Heavy metal, grunge, Türkçe rock, alternatif rock gibi. Grup seçimlerine aslında pek farkında olmasalar da seyirciler karar veriyor. Tabii ilk seçimi ben yapıyorum. Zaten aynı beğeniler çevresinde gezinen bir kitle olduğumuz için bu grupları müdavimlerimiz de seviyor” diyor. Nitekim gidip izleyip de burun kıvırdığım kimse olmadı şimdiye kadar. Ayrıca gidip de kendimi yabancı hissettiğim de olmadı. Bazı mekanlar vardır, tek başınıza da gitseniz en ufak bir tedirginlik, kenarda kalmışlık hissetmezsiniz. Ağaç Ev size kapılarını açıyor, sizi iyi ağırlıyor ama bunu abartmıyor. Sizi bunaltmıyor, özgürlük alanınıza saygı duyuyor.

Bu yazıyı yazarken bir ara mola verip Instagram’a baktığımda ilk karşıma çıkan post onlarınkiydi. Tasarımlarını beğendiğim afişlerinden biri vardı ekranda. Şöyle yazıyordu: “Her şeyin güzel olması için 22 Haziran Cumartesi günü kapalıyız!” E söyleyin, bu mekân sevilmez de ne yapılır?

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.