Haftalık Bağımsız Gazete 03 Mart 2021

Kadıköy’ün Ağaları


Emre MUŞAZLIOĞLU

Emre MUŞAZLIOĞLU

Okunma 12 Şubat 2021, 10:30

Paşaların (Rasim Paşa, Zühtü Paşa) isimlerini alan mahallelerin, Ağaların isimlerini (Cafer Ağa, Osman Ağa) alan mahallelerle komşu olduğu Kadıköy’de ayrıca bir semte (İbrahim Ağa), bir caddeye (Halit Ağa) ve bir sokağa (Nadir Ağa) isimleri verilmiş ağalar vardır. Osmanlı Sarayı’nda üst düzey önemli görevlerde hizmet vermiş olan bu ağalarla, isimleri bugün hatırlanmasa da bazı diğer ağaların yolu bir şekilde Kadıköy’den geçmiş ya da Kadıköy’de sonlanmış.  

Osmanlı Saray’ında dış hizmetlerden sorumlu Birun Ağalar, Kapı Ağası da denilen Babüssade Ağası ve emrindekiler, Enderun Ağaları ve Darüssade Ağası’na bağlı Harem Ağaları bulunmaktaydı. Babüssade ve Darüssade ağalarına hadım ağalar da dendiği gibi, Darüssade ağalarına kara ağalar ya da kızlar ağası da denirdi.

Nadir Ağa (Müfid Ekdal’ın “Kapalı Hayat Kutusu...” kitabından)

ZENCİ AĞALAR OCAĞI

Farklı aromatik yoğunluklar içeren, farklı menşeli kahveleri seçiminize sunan yeni tip kafelerin, sayıca en çok olduğu yerlerden biri günümüzde Kadıköy. Espreso, macchiato ve tüm türevleri, kökeni Habeşistan yani bugünki Etiyopya olan ülkede doğan arabica denilen kahve türünden hazırlanıp sunuluyor. Kahvenin Afrika'dan Arap yarımadasına geçtikten sonra Yemen'de yetişip bize gelmeye başlamış olması gibi, Sudan ve Habeşistan’ın yüksek rakımlı köylerinde kahve ağaçları arasında koşuşturan bazı çocukların da kaçırıldıktan sonra ilk durakları Yemen ya da Mısır olmuş ve hadım edilen bu çocuklar oralarda satılıp getirilmişler İstanbul'a. Yolculuklarında denizle, İstanbul’a geldiklerinde soğuk ve kış mevsimiyle ilk kez karşılaşan bu çocukların, saraydaki kariyerleri sıradan bir hadım olarak “Zenci Ağalar Ocağı”nın ocak defterine kaydolmalarıyla başlardı. Darüssade ağaları 16. yüzyılın sonlarından itibaren bütün sarayın amiri durumuna yükselip, önemli mali kaynakların, vakıfların teftiş ve yönetimini ellerine almışlardı. Devlet protokolünde sadrazam ve şeyhülislamdan sonra üçüncü sıraya yükselmişlerdi. Saraydaki güçleri bu denli etkili olan harem ağaları hem korkulan hem de merak edilen kişiler olmuş. 

AĞALARDAN KALAN ESERLER

Birçok hanedan mensubu ya da üst düzey saray görevlisi gibi, saray ağalarından da Kadıköy’de mülk ya da bağ bahçe edinenler ve cami çeşme yaptıranlar olmuş. 16. yüzyılda yaptırdığı camiyle mahalleye adını veren Darüssade ağası Cafer Ağa, Sultan Ahmet devrinde, Sultanahmet Cami’nden dört sene evvel 1612 yılında Kadıköy’e cami yaptıran Babüssade ağası Osman Ağa, 16. yüzyılda bir cami yaptıran ve dönemin sosyal hayatında önemli bir yeri olan çayıra da adını veren, Sultan 3.Murad’ın Babüssade ağası İbrahim Ağa, 18. yüzyıl sonunda bir çeşme yaptıran Darüssade ağası Halid Ağa, Ayrılık Çeşmesi diye anılan çeşmeyi yaptıran Babüssade ağası Gazanfer Ağa ve çeşmeyi 1714’te ihya eden bir başka Babüssade ağası Ahmet Ağa dışında, 18. yüzyılda Babüssade ağası Koca Halil Ağa’nın Kadıköy’de bir vakfı ve hanları olduğunu, Abdülaziz dönemi harem ağalarından Cevher Ağa’nın Kadıköy’de mülkü ve Çiftehavuzlar’da bağı olduğunu, Adile Sultan’ın harem ağalarından İdris Ağa’nın emekliliğinde Yeldeğirmeni’nde oturduğunu, 1914 yılında vefat eden Selim Ağa’nın da emekliliğini Bostancı’da geçirdiğini biliyoruz.

Harem kapısında bir ağa

HAREM AĞALARININ CEMİYETİ

Saltanatın ve Hilafetin kaldırılmasından sonra tüm diğer saray çalışanları gibi ağaların da bir ünvanı ve etkisi kalmamış ve son kalanlar maddi güçlerinin ölçüsünde yeni bir hayat kurmaya çalışmışlar. Rahmetli Müfid Ekdal’ın naklettiğine göre 1936 yılında Haydarpaşa Numune Hastanesi’nin açıldığı günlerde bahçe kapısının sol tarafındaki kapıcı dairesine Sultan Aziz’in oğlu Yusuf İzzetin Efendi’nin konağında yetişmiş Yaver Ağa isminde bir harem ağası yerleşmiş ve bir nevi bekçilik görevi yapmış. 

1934 yılında bir gazetecinin Beşiktaş’ta oturan Sadettin Ağa isimli yaşlı bir harem ağasıyla yaptığı röportajda Sadettin Ağa, “13, 14 sene önce 180 kişi kadarken bugün 55 haremağası kaldık” der. Sadettin Ağa’dan öğrendiğimize göre, Suadiye’de oturan ve yardıma ihtiyacı olmadan kendi yağıyla kavrulabilecek bir servete sahip olan bir Mukbil Ağa vardır. Sadettin Ağa’nın 55 kişi kaldık dediği yıllar, eski harem ağalarının en önemli güvencesi kendi aralarında kurmuş oldukları Cemiyet. 7 Ocak 1939’da Divanyolu’ndaki merkezlerinde yaptıkları toplantıda Cemiyet nizannamesinin birinci maddesinde belirtilen Haremağaları Teavün Cemiyeti adını Eski Emektarlar Yardım Birliği olarak değiştiren bu cemiyetten Sadettin Ağa da söz eder ve başkanlarının Göztepe’de oturduğunu söyler. 

Ağalar Yardım Cemiyeti

NAZIM’IN ŞİİRİNDEKİ NADİR AĞA

Yedigün ve Hayat dergilerinin kendisiyle yaptığı söyleşiler sayesinde hakkında en çok bilgiye sahip olduğumuz ve verdiği bilgilerden faydalandığımız, Yıldız Sarayı’ndan çıkarıldıktan sonra Göztepe’ye yerleşip, ömrünün 50 yılını Göztepe ve Erenköy’de geçiren, Göztepe’de yaşadığı sokağa ismi verilen ve şimdi İçerenköy Mezarlığı’nda yatan Nadir Ağa yani Nadir Açıkalın. Nazım Hikmet’in 17 bin mısradan oluşan “Memleketimden İnsan Manzaraları” adlı eserinde yer verdiği harem ağası Nadir Ağa.

Nadir Ağa

Göztepe İstasyonu’nda çıt olmaz. / Ve ekser zaman, / oturur hep aynı sırada tek başına, / bir harem ağası. / Çok uzun boylu, çok zayıf. / Son kalanlardan, en ihtiyarı. / Beton villalar, / Geçti çığlıklarla 15:45 katarı...

Müslüman nüfusa sahip Habeşistan’ın Galla bölgesinde üç kardeşten en küçüğü olarak dünyaya gelen ve anne babasını küçük yaşta kaybedip tahminen yedi sekiz yaşlarında kaçırılan, Arap yarımadasında arapça öğretilip belli bir terbiye verildikten sonra İstanbul’a getirilen Nadir Ağa, Saray’a kabul edilişini şöyle anlatır: “Saraya girişim tesadüf eseri değildir. O zamanlar İmparatorluk sarayındaki bütün siyahî ağalar değişiyordu. Padişah (II. Abdülhamit) bir Sudanlının kabahati yüzünden bütün Sudanlılardan soğumuştu. Hâlbuki haremağalarının hemen hepsi Sudanlı idi. Sultan Hamit; ‘Artık ben civarımda Sudanlı görmek istemiyorum. Habeşistan’dan ağa getiriniz…’ demiş. Bu suretle her tarafa haber çıkarılmış, esircilerin elinde ne kadar Habeşli siyah insan varsa saraya gönderilmesi bildirilmiş. Biz 22 zenci çocuğu olarak hep birlikte kafile halinde saraya götürüldük. Huzura çıkarılmamız için dört gün bekledik. Nihayet yine 22 çocuk, hep birlikte Sultan Hamit’in huzuruna çıkarıldık. Ben dekordan o kadar korkmuşum ki, vücudumu acayip bir titreme aldı. Sultan Hamit, benim için sadece Arapça bilir denildiğinden dolayı benimle Arapça konuşup sırtımı sıvazlamıştı...”

31 Mart Vakasının üzerinden 15 gün geçmeden, 27 Nisan 1909’da Şeyhülislam Ziyaeddin Efendi’nin fetvası ile Sultan II. Abdülhamit’in tahtan el çektirilmesinin ardından, Yıldız Sarayı’nı teslim alan Galip Paşa, Nadir Ağa’yı “Yetişme tarzından umulmayacak kadar zeki, zarif, ahlaklı ve medeni cesareti olan genç bir siyahî” olarak tanımlamaktaydı. Yıldız Sarayı’nda Sultan II. Abdülhamit’in gizli hazinesinin yerini göstermek zorunda kalmış ve böylece canını kurtarabilmişti. Nadir Ağa, Yıldız Sarayı’ndan çıkarıldıktan sonra, vaktiyle biriktirdiği para ile Göztepe’de Rıdvan İsmail Paşa’nın köşküne yakın Mirahur Faik Paşa Köşkü’nde bir süre kiracı olarak oturmuş, Erenköy Kozyatağı’ndaki arazisinde çiftçilik yapmıştı.

Ağa ve şehzadeler

“SARAYDAN AHIRA”

Türkiye’nin ilk kapalı şişe süt imalatını yapan ve bunun ticaretini yapmayı başaran Nadir Ağa olayı hatıratında şu şekilde aktarıyor:

“Saraydan ayrıldıktan sonra dişimi tırnağıma takarak çalışmaya başladım.”… ne iş yapacağımı bilmiyordum. Param da yoktu. Yalnız bir dostumdan 700 lira alacağım vardı. Bunu aldım... 700 lira ile ne yapacağımı düşünüp dururken bir dost karşıma çıktı, gülümseyerek, “Sana 40 Kırım ineği buldum” dedi. Şaşırmıştım: “Ben 40 ineği ne yapayım?”… Dostum vaziyeti izah etti. Bu inekler Süleyman Bey isminde gayet zengin bir işadamının idi. Bu zatın en büyük merakı (sütünün bol oluşuyla ünlü) Kırım ineği beslemekti. Süleyman Bey birdenbire ölmüş ve sürü halinde Kırım ineği bırakmıştı. Müzayede günü gittik. İnekleri gördük. Hakikaten de en iyi cins hayvanlardı. Haraç mezat onar liradan 40 Kırım ineğini 400 liraya satın aldım. Elimde kalan 300 lira ile de asri ahırlar inşa ettirdim. Şu garip tecelliye bakınız. Yolum saraydan ahıra intikal etmişti. Türkiye’de ilk defa olarak kapalı şişede sütü ben sattım. Hem de litresi 1 kuruştan…”

Nadir Ağa Köşkü (Bedii N.Şehsuvaroğlu’nun “Göztepe” kitabından)

Nadir Ağa Göztepe’de dükkânlar ve kendi köşkünü yaptırmıştı. Göztepe halkının sevdiği ve saydığı bir isim olan Nadir Ağa 1961’de vefat etmişti. Nadir Ağa’nın köşkü eski adliye vekillerinden Prof. Abdülhak Kemal Yörük’e intikal etmiş daha sonra da yıkılmıştı. 

Ağaların izini sürdüğümüzde Kadıköy’de karşımıza birçok tarihi eser çıktığı gibi, farklı yüzyıllarda Kadıköy’deki sosyal ve ekonomik hayat hakkında da bilgiler elde ediyoruz. 1934 yılında Sadettin Ağa’nın “bugün 55 kişi kaldık” dediği ağaların sonuncusu Hayreddin Ağa 1979’da vefat etmişti. Kadıköy’de vakıf eserleri bırakan, yaşayan ve vefat eden ağalardan bazıları yüzyıllar geçse de hizmet ettikleri topraklarda isimleriyle anılmaya devam ediyorlar.





 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İsmail gemici - 3 hafta önce
Çok güzel yazı teşekkürler
Avatar
Atakan Cem YILDIRIM - 3 hafta önce
Emeğinize sağlık,