Haftalık Bağımsız Gazete 02 Mart 2021

Kadıköy Kültür Atlası (1)


Emre MUŞAZLIOĞLU

Emre MUŞAZLIOĞLU

Okunma 15 Ocak 2021, 11:16

Kadıköy'ün bağları

Antik dönem Kadıköy’ünde yani Kalkhedon’da en önemli tanrı Zeus, en önemli tanrıçaysa, insanoğluna ekip biçmeyi öğreten, tarım ve bereketin tanrıçası Demeter’di. Önem atfedilen tanrılardan bir diğeri, Zeus’n oğlu, şarap tanrısı Dionysos’tur. Kalkhedon adına bastırılan farklı sikkelerde hem Demeter’in sembolü buğday başağı hem Dionysos’un sembolü üzüm salkımı görülür. Ege’den gelen kolonilerin, Bizans’tan önce burada bir yerleşim kurmuş olmalarının nedeni kör olmaları değil de Kadıköy’den denize kavuşan derelerin tarıma elverişli, verimli araziler sunması olsa gerek.

Yüzyıllar boyunca, yakın geçmişimize kadar varlığını sürdüren bağları, bahçeleri ve bostanlarıyla anılan Kadıköy ve civarı çok uzun yıllar Bizans’ı da besleyen tarım merkezlerinden biri olduğu gibi, imparatorların da yazlık sarayları ve bazı şenlikler için tercih ettiği bir yer olmuş. Bu şenliklerden en bilineni “bağ bozumu” adı altında yapılanı.

Beyaz Rus mültecilerin çocukları Erenköy bağlarında, 1920'lerin başı

1950’li yıllara kadar İstanbul’da 100’den fazla bostan vardı. Üsküdar ve Kadıköy’ün bağ ve bahçelerle kaplı tarım alanları, derelerin vasfını kaybedip kentleşmeye kurban gitmeleriyle birer birer yok oldu. O zaman biz de günümüzde göremediğimiz Kadıköy’ün bağlarının, kokulu güzel üzümlerinin yakın tarihimizdeki serüvenine bir bakalım. 

Refik Halid Karay 1941 yılında Tan Gazetesi’nde tefrika edilen “Üç Nesil Üç Hayat” adlı eserinde, Bir Semtin Metamorfozu alt başlığında Caddebostan’ın üç farklı dönemini anlatır bize. Abdülaziz dönemi: su dolabını gözleri bağlı bir at çeviren, koskoca, yemyeşil, sırsıklam bir bostan... Etraf göz alabildiğine yalnız bağ ve bağlar arasında tek tük köşkler... Abdülhamit dönemi : civarda her sene seyrek seyrek, geniş arsalar ortasında köşkler peyda oluyor. Eski bağları floksera hastalığı tamamen bitirdiği cihetle yeni köşk sahipleri Amerikan asması yetiştirmektedirler... 1930’lar : Bağdat Caddesi birinci devirde kaldırım iken, ikinci devirde şose, şimdi asfalttır. Bostanın denize inen kısmı çoktan uydurma bir plaj haline getirilmiştir...

FRANSA BAĞLARINDAN GELEN HASTALIK

Sermet Muhtar Alus da 1930’lu yıllarda gazetelerde tefrika edilen İstanbul yazılarında sıkça Kadıköy’de gezdirir bizi. “Bağdat caddesinden Kadıköyüne inilirken Çiftehavuzlar durağının önü 40 - 50 yıl evvel boydan boya duvarla çevrili, Papazın bağı denilen, çavuş üzümünün enfesini yetiştiren bir bağdı...” “Çiftehavuzların az ötesi, kırık dökük tahta havaleli geniş arsa gene Sallapat’ındı. Bir tarihte bağmış; kütüklerini filoksera (asma biti) yeyip kemirmiş; bakımsızlıktan mezbele, alyandoz ormanı halini almıştı...” “Selamiçeşmeyi geçince solda manifaturacı şişman Yanko Ananyadi mukim. Boşluk olan köşeden sonraki bağın çavuş üzümleri de ağızlara layıksa da nerede Sallapatininkiler?”

Her iki yazarın da söz ettiği filoksera bağcılığın belalı zararlısı ve maalesef Kadıköy bağlarına da büyük zarar vemiş. Bazı kaynaklara göre 1881 yılında Saray ahırlarında çalışan memurlardan çayır kâtibi Köse Rıza Efendi, Kuşdili Çayırı yakınlarındaki bağında üstün nitelikli şaraplık üzüm çeşitlerini de yetiştirmek istediğinden Fransa’nın Bordeaux bölgesi bağlarından özel çubuklar getirtmiştir. Getirilen bu çubuklarla bulaşan filoksera böceği önce Köse Rıza Efendi’nin bağlarından başlamak üzere çevredeki bağları hızla tahrip etmiştir. 1885 yılında eski Berlin sefirlerinden Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın yurt dışından iki arkadaşıyla Erenköy’de yedi hektarlık bir bağda, Fransa kökenli Cabernet Sauvignon üzüm çeşidini yetiştime çabasının da filokserayı beraberinde getirdiği söylenir. İstanbul Hükumeti filokseraya karşı mücadeleye başlar ve zararı gidermek için tedbirler alır.

MİHRİMAH SULTAN’IN BAĞCILIĞI

XIX. Yüzyılda Köse Rıza Efendi gibi birçok saray çalışanının Kadıköy ve civarında bağlara sahip olduğunu biliyoruz. Sultan Abdülmecid’in kardeşi Abdülaziz ve oğlu V.Murat Kadıköy’de yaşamışlar, özellikle V.Murat’ın bugün Marmara Üniversitesi Yerleşkesi’nin bulunduğu arazide yaptırdığı güzel köşkü o dönem ve sonrasında bir çekim alanı da oluşturmuştur. Hazine-i Hümayun Kaftancısı Besim Efendi de o dönem Kadıköy’de geniş bağlara sahip olmuştu. Kadıköy’de ayrıca Sultan Selim Vakfı’na ait bağlar olduğu gibi, Darüssade Ağası Cevher Ağa’nın Selamiçeşme’de, Abülmecit’in kızları Cemile ve Mediha Sultanlar’ın Erenköy’de bağları vardı. Erenköy’de bulunan 22 bin metrekarelik Tarım İl Müdürlüğü arazisi de, zamanında Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan tarafından ipekçiliği teşvik için dut fidanı, bağcılığı geliştirmek için bağ çubuğu yetiştirmek amacıyla vakfedilmiş bir araziydi.

Bağcılığı geliştirmek ve filoksera mücadelesi kapsamında önce Fransa’dan Kızıltoprak’a uzmanlar getirilmiş, daha sonra 1887 yılında Göztepe’de yabancı uzmanlar idaresinde ‘Amerikan Asma Fidanlığı, Numune Bağı ve Aşı Ameliyat Mektebi’ kurulmuş, Kızıltoprak’ta bir Bağcılık Mektebi açılmış ve 1893 yılında Amerika’dan getirtilen 53 bin 650 anaç asma, Kızıltoprak, Caddebostan’da dağıtıldığı gibi Kadıköy-Beylerbeyi hattında isteyen tüm bağ sahiplerine verilmiş. Ayrıca Saray hükumeti, Amerikan çubuklarıyla yenilenen bağlardan on sene süreyle öşür vergisi, Erenköy ve civar ahalisinin ürettiği şaraptan da gümrük vergisi alınmayacağını duyurmuştu. 1886 yılında bir İngiliz gazetesindeki İstanbul üzerine bir makalede, en güzel üzümlerin Kadıköy, Üsküdar ve Kartal’da olduğu ve buranın üzümleriyle yapılan beyaz şarabın harika olduğunun belirtildiğini de söyleyelim.

İKİ ÇEŞİT ERENKÖY ÜZÜMÜ

Daha Bizans döneminde bağ bozumu şenliklerinin yapıldığı Fenerbahçe’de bağların tekrar canlanmaya başlaması da XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren katolik misyoner rahip ve rahibelerin gelmesiyle başlamış. Ayrıca Kalamış, Moda ve Mühürdar’da da bağların olduğunu biliyoruz. Köşk ve arazi sahibi hanedan mensuplarıyla, yine bağ bahçe sahibi Saray bürokratlarının Cumhuriyet sonrası itibarlarını ve maddi güçlerini kaybetmeleri, aynı şekilde kapitülasyonların bitmesiyle yüksek gelir kapıları kapanan bağ, bahçe ve mülk sahibi levantenlerin de Kadıköy’ü terk etmeye başlamasıyla bağların sayısında da azalma başlamış. 1930’lu yıllaın sonunda Erenköy telefon santrali karşısında Cemal Paşa tarlaları, Erenköy Suadiye arası Tunuslu Arsası diye bilinen tarlalar, Kozyatağı Mahallesi’nde Feride Hanım Bağları, Kantarcı Osman Bağları gibi birçok tarla, bahçe ve bağ, bahçeye sahip köşk satışları hız kazanıyor. 1940’lardan itibaren oluşturulmaya başlanan yeni şehircilik planlamalarıyla tüm İstanbul gibi Kadıköy de yeni bir çehre kazanmaya başlamış. 1950’li yıllarda yoğun şehirleşme ve asfalt yolların açılması sonrası Kalamış, Fenerbahçe, Kızıltoprak, Caddebostan ve Erenköy bağları ve bostanları da neredeyse tamamen yok olup yerlerini evler ve apartmanlar almış. İki çeşit üzüme Erenköy Siyahı ve Erenköy Beyazı olarak kendi ismini dahi veren Erenköy Bağları ve Taş Mektep sokaktaki Türk-Alman Bağcılık Şirketi de unutulur olmuş.

Erenköy 1930'lar

Yolu İstanbul’dan geçen batılı seyyahlar gezi notlarında Kadıköy’ün, Kartal’ın, Üsküdar’ın üzümlerine mutlaka değinmişler. Kadıköy’de  “çavuş” denen bir üzümün lezzetinden bahsetmişler. Burada insanlar sabah kahvaltılarında bile yiyorlar bu tatlı üzümleri diye anlatmışlar. Biz maalesef artık Kadıköy pazarlarında Kadıköy üzümü diye bir şey göremiyor, Papazın Bağı’nın çavuşunun lezzetini,  Erenköy beyazı ve siyahıyla yapılan şıraların ya da şarapların tadını bilemiyoruz.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Aysu - 2 ay önce
Günümüze hiç kalmamış olmaları ne üzücü