Haftalık Bağımsız Gazete 29 Şubat 2020

‘Joker’den ‘Parazit’e kaçış ve yüzleşme…


Mehmet AÇAR

Mehmet AÇAR

Okunma 21 Ocak 2020, 15:29

Çoğumuz sinemaya gündelik hayatın rutininden, dertlerinden kaçmak için gideriz... Kaçış bazen gerçekten de güzeldir. Çocukluğumda sinema, başka dünyalara açılan bir kapıydı… Bugün de öyle… Çocuğumuzla gittiğimiz fantastik macera türünde bir aile filmi, eşimizle seyrettiğimiz hafif bir romantik komedi bazen çok dinlendirici olabilir…

Öte yandan, sinema sadece gerçeklerden kaçış değildir. Bazen kendimizle yüzleştiğimiz, kendimizi ve başka insanları daha iyi anladığımız bir yerdir.

 Bazı kaçış filmlerinin etkisi çabuk geçer. Seyrederken gözümüz yaşarsa bile çıktıktan sonra unutup gideriz. Buna karşılık, bazı filmlerin bıraktığı etki yıllar boyunca sürer. Öyle filmlerde hiçbir yere kaçamaz, gerçekler tarafından köşeye sıkıştırılırsınız. Çağımızı daha iyi anladığımız, “zamanın ruhunu” yakalayan filmlerde de benzer bir yüzleşme deneyimi yaşarız.

 Geçtiğimiz yıl bunu bana en çok hissettiren film “Parazit”ti… Sınıf çatışmalarını, yoksulluğu anlatan çok film seyrettik. “Parazit”in farklı yanı, çağımıza ait yeni bir yoksulluğun keşfine çıkmasıydı… Sınıf atlama hayalleri kurarken daha da yoksullaşan Kim ailesine günümüzde artık her ülkede rastlamak mümkün. Ekonomik durgunluk ya da kriz dönemlerinde dünya üzerindeki birçok orta sınıf aile, benzer deneyimler yaşıyor.

 “Parazit”in can alıcı birçok noktası var ve bunlardan biri, Kim’lerin kendilerini kültürel olarak hiç kimseden aşağı görmüyor olmaları... Zengin Park ailesinin merhametine sığınmak değil, onların hayatına “mükemmel profesyoneller” olarak girmek istiyorlar… Sosyal güvenlik değil, sosyal statü arıyorlar.

 Sınıf farklarının aşılabilir ve aşılamaz sınırlarında gezinen bir film “Parazit”... Güney Koreli yönetmen Bong Joon Ho, istese filmin ilk yarısındaki komediyi sürdürebilir, “nevrotik ve endişeli zenginlerin parasına karşı yoksulların zekâsı ve pragmatizmi” diye özetlenebilecek şahane fikriyle öyküye nokta koyabilirdi. Ama ikinci yarıda, daha sert bir ton seçerek, üst sınıfların kibriyle alt sınıfların öfkesi arasındaki gerilime odaklanıyor.

 Benzer bir “kibir ve öfke çatışması” bu yıl ‘Joker’de de karşımıza çıktı. Filmin ana karakteri Arthur Fleck’i (Joaquin Phoenix) ilgiye değer kılan özelliği, uzun bir süre boyunca dertlerine çözüm aramasıydı... Ezilen biriydi ama çıkış yolu arıyordu. “Kötü adam” olmadan önce topluma uyum sağlamak için elinden geleni her şeyi yapıyordu; ama toplum onu kazanmak için hiçbir şey yapmıyordu.

Neo-liberalizmin yükselişe geçtiği, zenginlerin daha zengin, yoksulların daha da yoksul olduğu bir dönemde geçen, “Parazit” gibi “altta kalanın canı çıksın” mantığının hâkim olduğu bir merhametsizlik çağına ayna tutan bir filmdi ‘Joker’…

 Arthur Fleck gibilerinin yaşadığı bu ezilme ve dışlanma, “Parazit”te olduğu gibi bir süre sonra cinnet ve şiddete dönüşüyor. “Joker” ve “Parazit”, bir toplumun en zayıf halkalarını güçlendirmesi gerektiğinin altını çizerek bizi uyaran, dolaylı yoldan politik filmler…

  “Parazit” kaçış sinemasıyla uzak yakın ilişkisi olmayan “gerçekçi bir yüzleşme sineması” örneği belki... Ama akıcı hikâyesi, içerdiği komedi ve gerilim özellikleriyle hafif, popüler filmleri seven seyircileri de yakalamasını biliyor. ‘Parazit’ tam da bu nedenle, altyazılı film seyretmeyi hiç sevmeyen ABD’de 28 milyon dolar hasılat yaptı.

Bu arada, “Joker”in gerçeklerden kaçıp rahatlamak isteyen popüler film seyircisini, yaşadığı çağla yüzleştirdiği gerçeğini unutmamak gerek.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.