Haftalık Bağımsız Gazete 23 Ağustos 2019

İngiliz sicimi


Bağış ERTEN

Bağış ERTEN

Okunma 30 Mayıs 2019, 15:38

Bir salı akşamıydı sanırım. Hayal meyal hatırlıyorum. 6-7 yaşındaydım. Yaramazdım. Uyumak istemiyordum. Akşam maç vardı. Yat diyorlardı. Ne vardı azıcık seyretseydik. Tamam bir 15 dakika olabilirdi. Ama maç çok güzeldi. Olmaz erken kalkmam lazımdı. İyi de bu senede bir kez oluyordu ama. Peki öyle olsundu...Müzakerelerle adım adım ilerleyen bir ikna süreci. Zannedersiniz 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmaya çalışıyorum.

Spiker kimdi hatırlamıyorum ama sesi kulağımdan hiç gitmiyor. Uzaktan, boğuk, puslu... Atmosferin sesi onun sesini bastırıyor. Ve buna bayılıyorsun. Süt Kupası maçları cumartesileri erken saatte olurdu, tamam onlar da harikaydı, ama bu bir başkaydı. Şampiyon Kulüpler Kupası’ydı, en büyüklerin yeriydi, sezonun en büyük sahnesiydi.

Ve tabii ki orada hep bir İngiliz vardı. Ya Liverpool, ya Notthingham Forest, ya Aston Villa; besin zincirinin tepesi onların doğal yerleşim alanıydı. Hatta Everton, Leeds United, Derby County bile tırmalardı yukarıları. Dalglish, Keegan, Souness, Shilton vesaire. İşte onların ismiyle büyüdüm ben. Maradona’dan bile önce onlar vardı.

Sonra yasaklar başladı. Hayır önce kavga dövüşler, sonra yasaklar. Hooliganizm kelimesini o zaman duymamıştık henüz. Ama haberler kötü geliyordu. Kavgalar neyse de ölüm haberleri işin tadını kaçırmıştı. 12 yaşındaydım, babamla beraber yine bir final izliyorduk, o büyük finali. Juventus-Liverpool’la oynayacaktı. Fakat maç başlamadan olaylar çıktı. Seyirciler sahaya indi. İzdiham oldu falan. Sonra maç gene de oynandı ama. Çocuk kafamın almayacağı işlerdi. İnsanlar perişan olurken neden maç ille de oynanıyordu? Hâlâ merak ederim. Ama o son oldu. Sonra İngilizler, Thatcher’ın neoliberal demir yumruğunun da etkisiyle futbol sahalarından yitip gittiler. Manchester United’ın 1999’daki mucizesini bir istisna sayarsak, 2005’e kadar, yani 20 sene ortadan neredeyse kayboldular. Arada kazara oynanan 2-3 yarı final, gerisi heba sezonlar. O yirmi sene içinde bir tek 1999’da final görebildiler. Onu da olmadık şekilde kazandılar.

Yıl 2005 oldu. Artık hayatımı spordan kazanmaya başlamıştım. İstanbul’da final vardı ve herkes İtalyanlarla İngilizleri bekliyordu. Maçtan bir gün önce bir arkadaşım 1000 pounda saydırdı iki bileti. Bense maçı basın tribününden izleyecektim. Sözde soğukkanlı bir gazeteci olarak. 3-0’lık ilk yarının ardından maç 3-3’e gelince ben nasıl o masanın üzerine çıkıp tişörtümü sallamaya başladım. Tam olarak hatırlamıyorum.  Yanımdaki İtalyan muhabirin öfkesini hatırlıyorum ama. Olmuştu. Olmayacak şey olmuştu. Liverpool Milan’ı inanılmaz bir maç sonunda, penaltılarla eleyip kupaya ulaşmıştı. Olacak şey değildi.

Derler ki bir kupada İngilizler yoksa o kupa yalnızlaşır. Avrupa Şampiyonası ya da Dünya Kupası’nda onlar elenince ortak ıssızlaşır. Eğlenirler, şarkılar söylerler, renk katarlar. Bazen cıvıtırlar da. Bazenden biraz daha fazla sıklıktı. Ama onlarsız olmaz. O gün İstanbul’un o İngilizler sayesinde tarih yazmıştı.

Yıllar sonra bu sefer iki tane İngiliz finalde. Bir tarafta tarihinde ilk kez buraları gören Tottenham, diğer tarafta buraları en çok yaşayan, bilen Liverpool. Kırmızılarla Maviler. Yedi sezon sonra kupayı yeniden bir İngiliz’in kaldıracağı kesin. Uzun süren İspanyol hakimiyetinden sonra Adalılar futbolun direksiyonuna yine geçtiler. İnecek gibi de durmuyorlar.

Benim küçüklüğüm gibi değil ortalık. Notthingham’a, Derby’ye artık ekmek yok. Küçük hikayelere de yer yok. Bol para var futbolda. Bol şatafat. Bol ihtişam. İngilizler de en zengini. Ama gene de şükredebiliyoruz, değil mi? Bu final Manchester City-Manchester United olsa daha mı iyi olurdu?

Hiç değilse Pocchettino var, Klopp var, dinamizm var, estetik var. Moda’da, bir zamanların İngiliz kolonisinin İstanbul’daki merkezinde izleyeceğim finali. Ne demişler: Asılacaksan İngiliz sicimiyle asıl.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.