Haftalık Bağımsız Gazete 25 Temmuz 2017

“Hayır diyen insan hâlâ biraz mutludur”


Betül MEMİŞ

Betül MEMİŞ

Okunma 14 Nisan 2017, 15:00

 “Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir?” diyor yamacımı şereflendiren… ‘Biz hangi savaşın ve kimin savaşının çocuklarıydık acaba’ diye, aklımın sesli sessiz köşesinden geçirirken: ‘Hangi kitaptan yahut hangi film repliğinden’ diye soruyorum. ‘Senin yazar Chuck Palahniuk’ın ‘Dövüş Kulübü’nde, Tyler Durden’in kelamı…’ deyip, müziğin sesini açıyor. Fonda acılar deryası hayatıyla (ABD'li şarkıcı, şarkı sözü yazarı, piyanist, insan hakları savunucusu) Nina Simone.

“Ain't Got No i Got Life” bu şarkıyı (ergenus hallerimde) ilk duyduğumu ve sonrasında Simone’un hayatını merak ettiğimi hatırlıyorum. (Erken içimden geldi notu: ‘Ben yaşamı aldım, Ben özgürlüğü aldım, Ve kimse bunları benden alamayacak’ diyen şarkının sözlerine bir vakit düşersiniz.) Nasıl bir ses ki, sözlerini bilmeseniz bile melodiyle hayatın demini algılatabiliyor. Caz, blues ve soul’un şukelası Simone, 1950-60’lar Amerika’sında, ataerkilliğe meydan okumuş, pek çok şarkısında da siyahi kadınların çektiği işkenceyi anlatmıştı. Efsanevi caz vokalisti olarak tanımlanan Simone, protest kişiliği, yatıştırıcı sesi, 10 dakika uzunluğundaki “Sinnerman” (aşkın karakteristiğini çizen) şarkı sözleriyle akıllara kazındı. Hayatı değil belki ama ölümü huzurlu -uykuda- oldu. (Es notu: Belki bilahare, Simone’un hayatının anlatıldığı filme de bakarsınız. Ama şimdilik kulakların biat ettiği Simone’u dinlemeye ve günün şerbetliğine dalmaya devam!)

“Sevmekten Öldü Desinler”

Memleketim coğrafyasının gündemi malum; öyle kafayı yerden kaldırıp, omuzları gökyüzüne dikemiyor, ‘inadına’ umut türkülerine düşemiyor insan… ‘Kimilerine göre tuhaf bir hayat yaşadı’, denilen (1989) 41 yaşında ölen, Fransız oyun yazarı Bernard Marie Koltes; ‘Hayır diyen insan hâlâ biraz mutludur’ demiş… İçimden de dışımdan da Koltes’in bu sözü geçti, ensesi serin, aklı derin, pek sevgili okur! Niye’sine ise belki bir vakitler düşeriz, şimdilik devam! İnsandan yana değil ama sanattan hala umudunu kesmeyenlere selam olsun deyip, mevzuyu beni güzel eden bir rotaya bağlamak istiyorum.

“Ne yapalım, sert coğrafyada büyüdük, kalbimiz sulanınca yeşermeyelim mi? Şehrin batağında şarkıcılık hayalleri kuran Gönül'ün hayaline ortak edemediği Mustafa'sı, mahalleden arkadaşı Sevda'sı, pavyon sahibi Hamdi'si ve rengarenk Ahmet'iyle anlattığı bir yükselememe hikayesi. Arabeskin, pavyon ışıklarının, yitip giden masalların mum ışığında, oyuncunun anlatıcıya dönüştüğü bir anti-melodram. -Masal işte, sevmekten öldü desinler! -Onun bir suçu yok. -Kimin? -Masalın...”

(Bu da var notu: Ben, her zaman masalların sonunun eksik kaldığını düşünenlerdenim. Masalın sonu dedikleri yerde, asıl ‘başlangıç’ hikayesi vardı ki umudu h(p)iç etmemek adına tam da orada masalı bitireyazdılar. Bizler de sandık ki o prens ve prenses ‘sonsuza kadar, hep mutlu oldular’. İnandık ya da inanmak işimize geldi, orası dilemma… Haybin inanmalar fanisi!)

“Sevmekten Öldü Desinler” böyle bir alt metinden veriyor seyircisine hemhalini… Adıyla insanın sol yamacını cız ederken, seyrine daldığınızda kederi ve neşesini de gani ortaya seren bir oyun karşımızdaki. Fona yasladığı ise Yeşilçam nostaljisi… İstanbul’un kenar semtlerinden Neon Pavyon’a uzanan hikayade oyuncular; arabesk şarkıları kendi tarzlarında yorumlarken, aslında biraz hayattan biraz da bizden dökülüyor nağmeler. Oyun tadı damakta kalan türden, ihtiyacım varmış diyorsunuz, ‘böylesi neşeli bir nefese’… Kısaca, iyi geliyor diyerek baştan merasimimi yapayım istiyorum.

Oyunculuğu ve yönetmenliğinin yanı sıra “Şekersiz” ve “Fü” gibi kaleme aldığı oyunlarıyla da dikkat çeken Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı “Sevmekten Öldü Desinler”in yönetmeni ise Kürt tiyatrosu dendiğinde akla ilk gelenlerden Destar Tiyatro’nun kurucularından, “Disko 5No’lu”, “Cambaz’ın Cenazesi”nden us’lara ilişen Berfin Zenderlioğlu. Murat’ın kalemi ve Berfin’in algısıyla ortaya seyri temiz bir iş çıkmış. Nostalji yapmış dediysek öyle retinaya yaş konduranından değil, tiyatronun kendisiyle, oyun oynamak ve yaşamakla da günümüz insanına öylesine defans alanları yaratıyorlar ki, tabii ki yakalayıp da anlayabilene! Kabul, birkaç yerde ‘burada olur mu denilen es’ler, hikaye kahramanlarının bölünmeleri ve metinin içeriğinin her telden çalıp, seyir anlamında ‘giriş, gelişme ve sonuç’ şirazesinin dengesini kaydırmasına rağmen, oyunculuğundan sahnelenmesine, dekorundan ışığına ve müziklerine; ezcümle tüm ekibi tebrik ediyorum. Ki iyi bir müzikli oyunu sahneye taşımak zordur. Mevzu, hikayeyi müziğin melodisine bırakmaksa “Sevmekten Öldü Desinler” bunun hakkını vermiş! Ve bunu da müzikli oyunun tuzaklarına düşmeden yapmış. Dramaturg Nesrin Karadağ, müzikler Burçak Çöllü, kostüm Çağla Yıldırım, dekor Mirza Metin, ışık Alev Topal’a emanet.

Oyunun yazarı Murat’ın kalemini sadece metinde değil, perde üzerindeki karakalem çizimlerinde de görüyoruz. Hikayede başka bir ambiyans yarattığı kesin. Gelelim, her biri kendi kadrajında muazzam oyunculuklara: Hamdi Alp, İbrahim Halaçoğlu, Meltem Yılmazkaya, Onur Berk Arslanoğlu ve Pınar Yıldırım. Bu performansları, yeniden ve başka hikayelerde de görmek istiyoruz; sade seyirciler olarak ricamızdır. Enerjilerinin havaya yaydığı renk cümbüşünü görmeniz lazım, o türden. Ajandalara notumuzu aldıysak, tamamdır. Şimdilik eyvallah! Oyun programı için:  www.kadikoyemektiyatrosu.com

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.