Haftalık Bağımsız Gazete 20 Eylül 2020

HAYAT SOKAKTA / Senden Benden Ayşe’den -1


Meltem YILMAZKAYA

Meltem YILMAZKAYA

Okunma 22 Ocak 2020, 15:23

Kalabalığın arasına karışmak her zaman çok kolay olmuyor benim için. Güne nasıl başlıyorsak öyle gidiyor, bazen canım sokağa çıkıp herkese koca bir ağızla “Günaydın” diye bağırmak istiyor, bazen de kafamı yerden kaldırasım gelmiyor. İnsanız, hepimizin içi dışına dokunuyor!  Bazı insanlar da var ki hayatımızda gün nasıl başlarsa başlasın sizin için, sizden güleryüzünü, bir merhabasını asla eksik etmiyor.  Bunlardan biri de bizim sokağın başında, her sabah çiçek tezgâhını açan Ayşe.

 Beyaz bir vazo var masamın üstünde, her haftabaşı ona taze çiçek alıyorum. Çiçek isimleri konusunda hiç iyi değilim ama papatya favorim. Arada papatyaya ara verirsem rengini sevdiklerimden alıyorum. Her gittiğimde hangisinin rengini sevdiysem o çiçeğin ismini soruyorum, 5 dakika sonra adını unutacağımı bilerek, Ayşe’cim sağolsun bıkmadan her hafta tekrarlıyor bana isimleri. Yaşı otuzlarında, küçük bir kızı var, havanın çok soğuk olmadığı günlerde kızını da getiriyor. Konuşmaya çalışıyorum ara ara, kısa cevaplar veriyor bana gözlerini kaçırarak kızı, ama küçük küçük gülümsemeyi de ihmal etmiyor. Ayşe her defasında ablayı tanıdın mı dese de, hı hı demekler yetiniyor.  Küçük kalbini sevdiğim, kimbilir neden böyle utangaç, çekingen davranıyor. Küçük bir çocuğun duygusunu anlamak her zaman mümkün değildir. Annesine huysuzlanıyor. Güneşin bizi aldattığı bazı günler akşama doğru çıkan ayazla daha da sığınıyor annesinin göğsüne, üşüyor.  Tramvay geçiyor, saatler geçiyor, insanlar geçiyor, Ayşe ile kızı köşebaşında duruyor. İnsan durdukça daha da çok üşüyor. Muşambadan bir çadır yapmışlar, Ayşe’nin altında eski ofis sandalyelerinden, kahverengi demir, derisi aşınmış, bekliyor. Pazarlık bizim için olmazsa olmaz, hava koşullarından etkilenen çiçekler bazen daha pahalı oluyor, Ayşe yine de bana indirim yapıyor. “İki demet al, otuz olsun sana diyor”, iki demet aldığımda bir on lira indiriyor her zaman. Canım Ayşe. 

Bir gün baktım düşünceli, dedim bu ne hal. Çiçek aldıkları yere borçlanmış, ödeyememiş de, hava üç gün kötü olsa, tezgâh açılmazsa, hesap kitap tutmuyormuş.  Yoldan herkesi çevirip bir demet çiçek aldırasım geldi. Herkese yetişmemiz mümkün değil tabi ama bazen önyargılardan da kimin gerçekte ne yaşadığını bilmiyoruz. Beş lira için Ayşe’ye etmediğini bırakmayan, pazarlık yaptığında Ayşe indirim yapmazsa, ağzına geleni şuurzca söyleyen insanlara rastladım ara ara, bozmadı o naif halini, yapamam dedi, indiremem , “E ben kar etmeyeyim mi güzel ablam!”.  Belki de o gün hiç kar edemedi. Bir paket sigara denen zehire düşünmeden para harcarlar da, bilmezler o beş lira için Ayşe o soğukta bütün gün bekler, muşambasının içinde, ellerini önlüğünün içine saklayarak. 

Eller. Bir kadını çoğu zaman ele veren.  Her zaman nemli, ojeli olandan tutun da, çamaşır suyundan kurak toprak gibi olmuşlara… Ayşe’nin elleri kara. Diken izleri, küçük sıyrıklar, soğuktan çatlamış derisi ve pembe tırnakları. “Zor değil artık ablam diyor, alıştık “, uzun saplı çiçekleri, koca bir tahta tutmaçlı bıçakla kesiyor dallarından. Sevdiği müşterileri için daha güzel paket kâğıdı kullanıyor bence, araya da birkaç kuru çiçek atmayı unutmuyor süs olsun diye. Paket kâğıtları naylon, şeffaf var bir tane üstünde kalpler olan, bana hep onu veriyor.  Ben de düşünmeden edemiyorum, paket kâğıtları da semte göre değişiyor herhalde. Geçen gün Bağdat Caddesi’nden aldığımda kraft kağıt kullandı abla, fiyonk da havalıydı he, demezsin ki aldığın kişiye, yoldan geçerken rastladım da aldım.  İnsandan tutan da, hediye paketine kadar, semtlere göre değişiyor her şeyin şartı.

Konservatuara ilk başladığımız gün, Türkel Minibaş hocamızın söylediği ilk söz, “Bakmayı değil, görmeyi öğrenin, o zaman empati yapıp daha iyi oyuncular olabilirsiniz” olmuştu.  Sadece oyuncu olmak değil, gerçek insanlar olabilmek için de empati şart. O zaman dünya eminim daha iyi bir yer olacak. Bugün dünyanın bir ucunda da olsak, yuvasız kaldığını düşünüp, ormanı yanan geyikler için koalalar için içimiz acıyorsa, hiç tanımadığımız birinin sevinci bizim sevincimiz oluyorsa, Ayşe köşe başında beklerken yediği soğuğu, kızının geleceğini düşünüyorsak insanız, empati yaptığımız kadar, herkesin duygusunu sahiplenebildiğimiz kadar. Gerisi iyilik, güzellik. Güneş hepimizin üstüne doğuyor, yağmur hepimizin üstüne yağıyor, aynı yasta aynı sirende yan yana durup, aynı konserde aynı şarkıya eşlik ediyoruz. Dünya aslında fena yer değil de, biz kötüleştirip, güzelleştiriyoruz.  Bakıp da göremediğimiz tüm insanlar adına yazdım bu ilk yazıyı ve Ayşe ile kızına!  Bugün rızkınız bol olsun! “Bir demet vereyim mi ablama?”, alın! Sıradaki demet gelsin, RUHUNUZA!

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.