Haftalık Bağımsız Gazete 10 Nisan 2020

HAYAT SOKAKTA / Çöpün utangaç efendileri - 2


Meltem YILMAZKAYA

Meltem YILMAZKAYA

Okunma 20 Şubat 2020, 15:16

Süreyya Operası’nın hemen altındaki Canan Sokak’ta yürüyorum. Bir araba bir yere yetişecekmişçesine basıyor kornaya, arabada yüksek müzik var ve baslar sonuna kadar açılmış. Rahatsız oluyorum. Arabanın hemen önünde bir kâğıt toplayıcısı genç, çuvalı o kadar dolu ve ağır ki, hızla ilerleyemiyor o dar sokakta. Sürücü camdan kafasını çıkardı birden “Yürü be yürü” diye bağırdı. Çocuğun çaresizliğine mi üzüleyim, halden anlamaz o adamdan dolayı insanlığımdan mı utanayım bilemedim. Onlar, çöplerin efendileri. Görmediğimiz, duymadığımız, belki pis görünümlerinden bile rahatsız olduğumuz, ekmeğini çıkarmaya çalışan emektarlar. Biz çöpümüzü atmak için, çöp kutusuna yaklaşmayı bile istemezken, onlar o çöpün içinden günlerini kurtarmaya çalışanlar. Günlük 50-60 lira için. O da işleri iyi giderse…

Fatih ve Fikirtepe’deki yerlerine gitmiştim bir süre önce, onlarla ilgili bir belgesel çekmeyi düşünüyordum. Aslında uzun zamandır toplumda “öteki” gözüyle görülen herkes için yapmak istiyordum bunu yaklaşık yirmi bölümlük bir belgesel serisi. O zaman tanıştım birkaçıyla, çoğu konuşmaktan çok hoşlanmıyor çünkü utanıyorlar. Diğerlerine göre yaşı büyük ve uzun süredir bu işi yapan bir abiyle sohbet ettim ben de. Çoğunlukla gece çıkıyorlar, bundan dolayı sokağın tekinsiz saatleri onlar için hayatın yeni başladığı saatler. Herkes kendine bir rota çizmiş. O rotada 9-10 tur atıyorlar geceleri. İçlerinde gaspa uğrayan, dövülen, sigara vermedi diye tartaklananlar var. Mehmet Abi diyor ki , “Ben 50 yaşındayım kızım ama baksan 70 dersin belki, bu iş insanı hayattan da kendinden de soğutur, ama Urfa’da benden ekmek bekleyenler var, bu yaştan sonra iş veren de olmaz, her gün 50 tl kazansam, ayda eder 1500 tl, Allah bereket versin.” Yaptıkları iş öyle zor ki, çöp yani ötesi var mı, çöpü ayrıştıran bir bilinç de yok biz de, plastik, organik atık, ya da bir cam kırığı hepsi aynı çöpün içinde. Zaten artık yaralanmayı bırak, ölüm bile gelmiyor akıllarına. O kadar vazgeçmiş çoğu her şeyden. Yeşil kartı olanlar var, ama yine de bir güvence değil onlar için. Çoğu yaşlanınca ne yaparız kaygısında. Son dönemde ülkemizin aldığı göçle işleri biraz karışmış, ekmek daha çok parçaya bölündü diyor Mehmet Abi, Suriye’den ve Afganistan’dan gelen birçok kişi bu işi yapıyormuş. Risk diyor Mehmet Abi, o gün kime ne düşerse. Mehmet Abi gibi düşünmeyenler de varmış ama yenilerden bazılarını tehdit ediyorlarmış, o sokak benim sokağım, o bölge benim bölgem diye. Ekmek kavgası kolay değil, hele de aslanın ağzında değil midesindeyse.

   Zoruna gidiyor onların çoğu şey, toplumun onları hor gördüğünden bahsediyorlar sürekli. O utanan, konuşmak istemeyen genç çocuklar bile, Mehmet Abi konuştukça kafalarıyla onu onaylıyorlar sanki. Bazı annelerin çocuklarına, bak seni şuna veririm diye çocuğu tehdit edip onları küçümsemesi, herhangi bir kafenin önündeki kartonları almak için soru sorduklarında terslenmeleri, yanlarından geçtikleri insanların onlara tiksinir gözle bakması, bunlar onların en ağrına giden şeyler. Biz de insanız diyorlar, hırsız değiliz arsız değiliz, ekmek paramız için çöpten atık topluyoruz. Yaptıkları şeyin, geri dönüşüme katkısı tartışılmaz, fazladan ağaç kesimini engellemeleri bile çok büyük katkı, bunca yeşil düşmanı varken günümüzde tek bir ağaç bile kardır diye bakıyorum ama gelin görün ki değer görmelerini de geçtim, aşağılanmaktan yorulmuşlar. Çoğu akraba, kardeş ya da amca, dayıoğluyla gelmişler. İşsizlik büyük şehirlere göç edip, bu işi yapmalarının başlıca sebebi, ama hepsinin hikâyesi farklı farklı tabi, başlık parası biriktirmek için bile gelen var. Gülüşüyoruz, abla diyor, kız zaten şu halimi görse gönlü de geçer benden.

     Çoğunun evi yok, topladıklarını yığdıkları depolarda yaşıyorlar, bir odada 6-7 kişi kalıyorlar, aynı tencereye aynı ekmeği banıyorlar. Sonra demli bir çayla yorgunluklarını atmaya çalışıyorlar, yanında bazı geceler çekirdek de varsa değmeyin keyiflerine. Depolar yaşanacak yer değil tabi, değişik böcekler, sinekler ve büyük büyük farelerle baş etmeye çalışıyorlar. Yaşam koşullarına dair daha çok şeyden bahsettik de, hepsine yer vermek istemedim. Sanki daha çoğunu yazsam yine utanacaklar olabilir içlerinde gibi hissediyorum.

    İnsanız biz, aynı oksijeni paylaşan, aynı yerden gelmiş, aynı yere gidecek canlılarız. Doğduğumuz toprakla, doyduğumuz toprak aynı olmuyor çoğu zaman. Sonra başlıyor karmaşa, kültürler çatışıyor, alışkanlıklar… Ama ne zaman insana sadece “insan” gözüyle bakıyoruz o zaman düğüm çözülüyor. Bugün ya da en geç yarın rastlayacağız onlardan birine, bir selamı çok görmemek, bir kolay gelmesini dilemekle başlayabiliriz güne. Bir insana göstereceğimiz güler yüz aydınlatır onun da gününü, bizim de… Hiç mi merak etmedik sokağımızda her gün rastladığımız bu insanları, çoğunun kulaklığında çalan şarkıyı? Hiç mi düşünmedik karda kışta, bu yokuşta sırtında onca yükü yükleyen bu adamları? Ben ettim, siz de edin. Dünya bizim gibi olmayanlarla dost olduğumuzda daha güzel. He bu arada kulaklıklarında en çok üç isim duyabilirmişsiniz, Azer Bülbül, Müslüm Gürses, son zamanlarda da Türkçe-Kürtçe rap yapanlar. Rızkını çöpte arayan, bir lokma ekmeğe şükredip, daha iyi bir hayatın hayalini kurmayı bile kendinde hak göremeyen çöpün efendilerine gelsin bu yazı! Görecek daha güzel günlerinize bereket!

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.