Haftalık Bağımsız Gazete 26 Mayıs 2020

Hayat artık bir haber kanalı ekranı


Melis DANİŞMEND

Melis DANİŞMEND

Okunma 26 Mart 2020, 12:21

Aklımda, “Kim derdi ki seninle bir gün ayrılacağız” şarkısı dönüyor. “Böyle ayrılık olmaz, böyle yalnız kalınmaz…” Salonda dönüp dururken ve “Neden bu şarkı benimle birlikte dönüp duruyor?” diye düşünürken, televizyonda sürekli kırmızı bantların ve ünlemli altyazıların geçtiği haber kanalı açık. Haber izlemekten içim dışıma çıkmış. Üç yıldır hiç televizyon izlemeyen ben, şimdi hayatı alttan üstten sürekli son dakika haberlerinin geçtiği dikdörtgen bir ekran olarak görüyor, pencereden baktığımda sokakta yürüyenlerin kafalarını iki ya da dört ayrı kutucuğa koyuyor, yaptığım her telefon konuşmasında karşımdakini engin bilgi sahibi bir konu uzmanıymış gibi dinliyorum. Evden minimumda -ihtiyaçlar için- çıkıyor, annem babamı üç haftadan fazla zamandır görmüyor, tonton yaşlıların müdavimi olduğu, masalarından birine kurulup yazılarımı yazdığım (zaten kapalı olan) mahalle pastanesine hiç uğramıyor, röportaj yapacağım insanlarla buluşamıyor, arkadaşlarımla bir cumartesi birası için bir araya gelmiyor, konser veremiyorum. Üç yılın acısını çıkarır gibi devamlı haber kanalı izliyor, Instagram’ın pabucunu böyle durumlarda dama atan Twitter’dan gözlerimi ayıramıyor, ilgimi çeken tweet’lerin altındaki yorumları en aşağılara kadar okuyor, link’ten link’e gökdelenden gökdelene atlayan süper kahramanlar gibi geziyor, WhatsApp gruplarıma yağan mesajlara cevap veriyor, mutfakta haftalık yemek tablosu yapıyor, meyveleri, sarımsakları, zencefilleri yutuyor, kolonyayla kapı kollarını ovuyor, düşünüyor ve düşünüyorum. 

Değişmeyen bir şey var yalnız. Ellerimi gün içinde en az 15 kere yıkıyor oluşum. Bilhassa babam ve yakın arkadaşlarımın yıllardır alay ettiği alışkanlığımı şimdilerde tüm dünyanın kazanmış olmasına biraz da hindi gibi kabararak bakıyor ve ‘2 tur happy birthday’ süresi falan da değil, yılların getirdiği tecrübeyle saniyeleri hiç sekmeyen emektar bir saat gibi tiktaklayarak hijyen mesaimi tamamlıyorum. Distopik film ya da dizi izlerken nasıl ki hepimizin aklından, “Ay bunlar gerçek olur mu? / Yok ya ne olacak! / Aman olsa da hayatta bize denk gelmez hahah” iç rahatlamasına böyle bir anda, 2020 Mart’ında veda ettiğimize inanamıyorum. Ama her şey kolonyanın kokusu kadar keskin ve berrak. Bir filmin seyircisi olmaktan çoktan çıkmışız.

Bir müzisyenin ya da serbest yazarın kaderi zaten ülke gündemi ile el ele, sırt sırta, boğaz boğaza gittiği için işlerimizin bıçak gibi kesilmesi alıştığımız bir ‘son dakika haberi’ olarak geldi. Şimdi tüm ülke ve dünya aynı yolun yolcusu ama bizim sektördekilerin öyle bir antrenmanı var ki bu kadere, yaptığımız aylık ve yıllık planların sadece beş dakika içerisinde yerle yeksan olması, gündeme ayrı üzül, kendi işlerinin iptal olmasına ayrı üzül, mütemadiyen beklemede kal, bir umut ışığıyla toparlan, kendini sürekli arkadan ittir babam ittir, kuyruğu dik tut, üret-söyle-yaz-çiz-yayınla, hop yeni bir gündem daha! Başa dön” şeklinde ilerleyen hayat yolu sayesinde korona virüsünün gelişi bende (huni takarak), “Gel gönlümün efendisi, sen de gel” şeklinde bir hisse sebep oldu. Neyse ki birer savaşçı olmaya and içmişiz, bir-iki günde kişisel kara bulutlar biraz ötelendi, online konserler başladı. Canlı yayınlar, videolar, şarkılar, sohbetler… Belki de uzun zamandır olmadığımız kadar üretken hale geldik, müzik endüstrisinde bambaşka dinamiklerin temelleri atılmış oldu. İnternetin olmadığı bir dönemde, misal 80’lerde olsaydı bu illet, ne olacaktı, ara ara onu düşünüyorum. Birçok açıdan şanssız ama başka bazı açılardan da şanslı değil miyiz? Öyleyiz. Bu sadece işin kişisel ve sektörel yanı bir yandan. Çünkü böyle durumlarda insan beyni, kalbi, vicdanı 28 parçaya ayrılıyor. İnsanlığı düşünürken oradan ekonomik çöküşe, oradan virüs kapma korkusuna, oradan yaşı ileri olanlar, aile büyükleri ve hala mesai yapmaya mecbur olanlar için endişelenmeye, hayatın anlamsızlığına, sonra “Fazla düşünmemelisin”e, yeni işler üretmek üzere fikir mesaisi yapmaya, sonra haber kanallarına tekrar bakmaya, o kanallarda Türkçeyi çok ama çok fena kullanan sunuculara hayret edip kızmaya, bununla ilgili söylendiğin anda insanların sana, “Sen de neyin derdindesin beaa” diye çemkirme ihtimaline, “Evet buna takılmamalıyım” kabulüne, “Niye takılmayayım be! Eğitimsizlik ne hallere gelmiş” diye kendimle kendim arasında çıkardığım kavgayı, “Aman yapmayın etmeyin” diye ayırmaya ve en sonunda, “Ben deliriyor muyum ya!” diyerek bir tur daha ellerimi yıkamaya devam ediyorum.

Çok zor ve aşırı belirsizliklerle dolu bir süreçten geçiyoruz. Herkes korku içinde ve yorgun. Zaten ruh hali pek parlak olmayan bir ülkede bata çıka giderken şimdi bir de can derdi ve ekonomik endişelerimizle boğuşuyoruz. Ara ara çok ağır geliyor her şey, ağlamaklı oluyorum. Annem ve babamı özlüyorum. Geçen gün alışveriş listelerini kapı önüne teslim etmek üzere apartmanlarına gittiğimde cama çıkmalarını istedim. El sallaştık dördüncü katla kaldırım arasında. Elimi ağzıma götürmek istemediğim için öpücük gönderemedim. “Sakın ama sakın dışarı çıkmayın” diye seslenerek veda ettim onlara. Hayatımız boyunca kardeşimle benim sokak mesaimizle uğraşan (özellikle üniversite döneminde pireli gibi evde duramadığımızdan), gece geç kaldığımızda endişe içinde uyuyamayan anne babamı şimdi evden çıkmamaları konusunda sıkı sıkı tembihlemek ve hatta neredeyse yasak koyacak duruma gelmek hayatın çok garip bir cilvesi gibi geliyor, adapte olamıyorum.

Son günlerde etrafımdaki herkesten eski fotoğraflar gelmeye başladı. Dijital bile değil, tab edilmiş, çocukluğumuza, üniversite dönemlerimize ait fotoğrafların fotoğrafını çekip mesaj  göndermek. Sandıklar açılmış belli ki. Herkesin kendisiyle, hayatıyla, geçmişiyle ve belki de geleceğiyle yüzleştiğinin bir kanıtı gibi bu “analog tbt’ler”. Hepimiz ve hatta tüm dünya aynı hislerle geçiriyor bu süreci. Herkes karanlık bir odada oturur gibi bekliyor. Mesleği sebebiyle ‘Endişe’ filmine en ön sıradan kombine bileti olan biri olarak, bunun da geçeceğini biliyorum. Ağır olacak ama geçecek. Bu süreçte herkes kendi kafasını berraklığa ulaştıracak bir şeyle ilgilenecek. Kimisi için müzik, kimisi için kitap, resim, oyun, dikiş ya da ev sporu olacak bilmiyorum. Ama bildiğim, emin olduğum tek şey var: Bu da geçecek.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.