Haftalık Bağımsız Gazete 18 Temmuz 2019

Hakikaten kim bu Erol Egemen?


Melis DANİŞMEND

Melis DANİŞMEND

Okunma 11 Temmuz 2019, 09:57

90’lı yıllarda Kent FM’de yayınlanan Kaybedenler Kulübü’nü takip eden dinleyicilerin bildiği bir soru kalıbıydı “Kim lan bu Erol Egemen?” Kaan Çaydamlı ve Mete Avunduk’un hazırladığı bu kült programda sorulan soru, haftalar, aylar ve yıllar içerisinde bir fenomene dönüşmüş, sorunun öznesi hakkında hiçbir malumat edinilememişti. Bu adam gerçek miydi kurgu muydu? Nerede yaşıyordu? Ne yiyip ne içiyordu?

Erol Egemen’in gerçek, kanlı canlı bir insan olduğunu 2000’lerin ortalarında öğrendim. Öncesinde nedense Tenten’deki Kaptan Haddock’a benzeyen bir karakter olarak kafama kazınmış. İsminin e’lerle dolu ahengini de düşününce hayali bir karakter olduğuna inanmışım. Ta ki bir gün Kadıköy ortamlarında kendisini görene kadar. Yıllar içerisinde Mete Avunduk’un sahibi olduğu Vintage Records’da, Moda Zeplin’de veya Selamiçeşme Babbo’da Erol Egemen’le sohbet etme fırsatım oldu. Mete ve Kaan’ın radyoda defalarca sorduğu sorudan ortaya çıkan profil benim kafamda karanlık, belki biraz dağınık biri olmuşken, gerçek hali düşündüklerime tezat oluşturacak şekilde neşeli, rahat, hoşsohbet ve inanılmaz derecede dingindi. Babbo’nun yedinci yıl partisinde Kerem Kabadayı ve Erol Egemen’le arka arkaya DJ’lik yaptığımızda ne kadar güzel bir müzik zevkine sahip olduğuna da şahit oldum.

Ege Üniversitesi’nde Jeoloji Kürsüsü’nü kurmuş olan profesör babasının görevi sebebiyle Arizona’da doğan Erol Egemen aslen deneyimli bir grafiker. Yaptığı işi, “Tekrar hayata gelsem yine grafiker olmak isterdim” diyecek kadar çok seviyor. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun. Uzun yıllar başta Manajans olmak üzere pek çok ajansta çalışmış, 1995’te Mehmet Ulusel’le birlikte kendi tasarım ofislerini açmışlar. 90’ların sonuna doğru da Altıkırkbeş Yayınları’ndan çıkan kitapların kapak tasarımlarını devralmış. Grafik tasarımına merakı kendisinden dokuz yaş büyük abisi Murat Egemen’den geliyor. Keza müziğe ilgisi de. Sürekli müzik dinlenen bir evde büyüdüğünü, yedi yaşındayken annesinin ona bir pikap hediye ettiğini anlatıyor. Led Zeppelin, Deep Purple plakları kaptan dayısı sayesinde yurtdışından gelirmiş. Yıllar içerisinde farklı müzik türlerinin iyi örneklerini dinlemeye, koleksiyonunu geliştirmeye devam etmiş. DJ’liğe nasıl başladığını sorunca, “Arkadaşlarla toplanılır, iş müzik çalmaya gelince herkese hamallık gibi gelir. Bana keyif olarak geldiği için hep üstüme kalırdı. Böyle böyle bu işi üstlenmeye başladım, derken eş dost mekânlarında, Masal Evi, Trip, Hera’da çalmalar başladı” diyor. Şimdi ara ara 6:45 mekanlarında ve Babbo’da çalıyor.

Kent FM döneminden bahsederken öğreniyorum ki, radyo kurulurken logosunu o tasarlamış. O dönem Yol Boyu diye bir blues programı da hazırlamış. “Kim lan bu Erol Egemen?” kalıbının nasıl ortaya çıktığına geliyor konu, anlatıyor. “Kaan ve Mete’nin radyo programı başladıktan sonra sık sık bir araya gelmeye başladık. Bir gün bizde toplandık, yiyoruz, içiyoruz. Barbunya pilaki vardı sofrada, ben de zeytinyağlıları bir doz daha şekerli severim. Kaan ve Mete pilakiden birer kaşık aldılar, ‘Bu ne ya! Barbunya reçeli gibi!’ diye bir saat kafa ütülediler evde. Sonra ilk Kaybedenler Kulübü programında, ‘Ya barbunyaya bu kadar şeker mi konulur, kim lan bu Erol Egemen? Biz onun istediği gibi barbunya yemek zorunda mıyız!’ diye bir sardılar bana, ondan sonra başlarına ne gelirse benden bilmeye başladılar.” (gülüyor) 

Yıllar içerisinde çok az insan onun kimliğinden haberdar oldu, çoğunlukla hayali bir karakter olduğuna inanıldı. 2011 yılında Kaybedenler Kulübü’nün filminin vizyona girmesiyle birlikte popülaritesi tavan yapan bu soru, sosyal medya platformlarından duvar yazılarına kadar her yere taşındı. “Kaan ve Mete’nin yarattığı bu fenomene gülüyor muydun yoksa hiç rahatsız oldun mu?” diye soruyorum, “Her zaman çok gülmüşümdür” diyor. Bu cevabın üzerine hayata bu hiç sinirlenmeyen tonda bakmanın, hayatı adeta doğuştan sindirmiş olmanın sırrını soruyorum. “Mümkün olduğunca karşımdakiyle empati kurmaya çalışıyorum. O an kendimi onun yerine koyup bakış açısını yakalamaya çalışıyorum. O öyle görüyor, sen başka türlü görüyorsun. Aslında ortada bir yanlış yok, farklı bakış açısı var sadece” diyor. Mantıklı fakat tecrübelerime göre bir o kadar da yorucu. Dayanamayıp soruyorum, “Çok yorucu olmuyor mu böyle düşünmek?” Kafasını sallayıp, “Çok” diyor. Ama yine gülerek. Bu yöntemi sanki dünyanın en kolay şeyiymiş gibi hissettirerek.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.